YAZARLAR

  • BIST 100

    108.869%0,19
  • DOLAR

    5,7888% 0,67
  • EURO

    6,4014% 0,17
  • GRAM ALTIN

    272,02% -0,32
  • ÇEYREK ALTIN

    448,833% -0,32

Adana

06.12.2019

  • İMSAK 06:05
  • GÜNEŞ 07:30
  • ÖĞLE 12:34
  • İKİNDİ 15:07
  • AKŞAM 17:29
  • YATSI 18:49
  • Cuma 18 ° / 4 ° Güneşli
  • Cumartesi 17 ° / 6 ° Parçalı bulutlu
  • Pazar 18 ° / 7 ° Sağanak

Yükleniyor

Yükleniyor

Yükleniyor

BU TOPRAĞIN UNUTULMUŞ SESLERİNİ YENİDEN DİNLETECEK BİR KİTAP

Müzisyen-Yazar Meral Sayın'ın ANADOLU'NUN MÜZİK TARİHİ- Neolitik Çağ'dan Bizans'a isimli araştırma yapıtı, uzun yıllar süren çalışmalar sonrası  okurları ile buluştu.

Kitabın, mülti-disipliner denilebilecek içeriği ile sanat ve kültür çevrelerinde önemsenecek bir yer tutacağı şimdiden söylenebilir. Nitekim kitabın ithaf edildiği Devlet Sanatçısı Suna Kan da yazdığı Önsöz'de, birçok konserde aynı sahneyi paylaştığını vurguladığı Meral Sayın'ın bu çalışmasını  kendi müzik tarihimiz için uzun yıllar boyu kaynak kitap olarak öğrenciler, araştırmacılar ve meraklıları için bir rehber, aynı zamanda da kalıcı bir eser olması açısından önemli bulduğunu söylüyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor:

"Neolitik Çağdan itibaren Bizans'ı ve Anadolu Selçuklu Devletini de kapsayan süreçteki 'Müzik Tarihi'ni içeren çalışma, sadece müzik ve tarih bilgisini değil, binlerce yıllık uygarlıkların yarattıkları sanat, kültür, eğitim, mitoloji, arkeoloji  ve bunlar gibi birçok dalı ilgilendiriyor. kısacası çok zor bir iş. Uzun yıllar süren yaptığı çalışması bittiğinde gördüm ki ortaya müthiş bir araştırma ürünü çıkmıştır." 

Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ'da bilim insanı gözüyle bu bakış açısını kaleme aldığı ÖNSÖZ'de şöyle dile getiriyor:

"Eski Çağlara ait müzik ve müzisyenleri tanıtan bu kitabı son derece önemli bence. Onda yalnız müzik değil, çağların kültür tarihini de okuyoruz. Cilalı taş devrinden başlayarak Tunç Çağı'na (M.Ö. 1100-"1200 yılları arası) kadar olan zaman içinde Anadolu ve Bereketli Hilal olarak tanımlanan Mezopotamya'da kazılarda bulunan yazılı belgelerde okunan kültür tarihi ile ilgili geniş yer veriliyor. İlk önceleri avcılıkla geçinen insanların, tarıma, küçük yerleşmelere geçmelerini yansıtan Cilalı Taş- neolitik devrine ait Anadolu'da ne kadar çok kazı yapılan yerlerin bulunduğunu görüyoruz. Buralarda ele geçen çok ilkel müzik aletlerinden, eski Sümer, Babil, Asur, Hitit devletleri zamanındaki, en gelişmiş ve örnekleri bugüne kadar ulaşmış arp, lir, flüt, davul, tef, saz gibi müzik aletlerinin varlığını öğreniyoruz. Bunları hem erkek hem kadın müzisyenler çalıyor.Bunlar eşliğinde şarkı söyleniyor, dans ediliyor. Müzisyen olmak için okul eğitimi var. Gerektiğinde başka ülkeden müzisyen de getiriliyormuş. Müzik ve dans genellikle Tanrı evlerinde, tanrıları eğlendirmek, onların insanlara bir kızgınlığı varsa onu yatıştırmak için yapılıyormuş. Ne hoş değil mi? O zamanın tanrıları, insanlara hele kadınlara müzik yaptıkları için hiç kızmıyor, cezalandırmıyormuş. İşin ilginç yanı halkı da eğlendirmek için parklarda, müzik yapılması. Yüzlerce yıl önce müziğe değer vermek, ne büyük uygarlık değil mi?

Kanımca sanatın anası sayılabilecek müziğin insanlık tarihindeki yerini, evrimini açıklayan bu değerli kitabın yazarı  Meral Sayın'a binlerce teşekkür. Bu konuyu ilk olarak kaleme aldığı için de kendisini kutlarım."

Şurası bir gerçek ki  ülkemiz ve insanımız içinden geçtiğimiz şu dönemde sanat, kültür ve toplumsal ilişkiler ve bunlarla ilgili değerler açısından sürekli bir geri gidiş yaşıyor.  Üzerinde yaşadığımız toprakların değil sadece yarınını, bugününü  bile  gözden kaçırıyor. Daha da acısı üzerine basıp geçtiğimiz toprakların katmanlar halinde barındırdığı tarihinin seslerini hiç duymuyor. Ama Meral Sayın'ın uzun araştırmalar sonucu ortaya koyduğu tablo, bir an durup nerede olduğumuzu, nerelerden geldiğimizi ve tarihin derinliklerindeki zenginliklerin aslında ne önemli dersler içerdiklerini anımsatmalı aslında. Muazzez İlmiye Çığ'ın zarif bir mizahi dille,  "Müzik ve dans genellikle Tanrı evlerinde, tanrıları eğlendirmek, onların insanlara bir kızgınlığı varsa onu yatıştırmak için yapılıyormuş. Ne hoş değil mi? O zamanın tanrıları, insanlara hele kadınlara müzik yaptıkları için hiç kızmıyor, cezalandırmıyormuş,"saptaması bugün insanımızın hapsedilmek istendiği taassup ortamının ağırlığını ortaya koymuyor mu?

Kabul edelim ki Anadolu’ya 1923’ten beri yeniden yerleşiyoruz. Her ne kadar doğal zenginliklere saygı göstermeden çarpık kentleşme ve mirayedi savurganlıkla bu olayda tam başarılı değilsek de bu topraklar ulusumuz için artık dört başı mamur yurt oldu artık. Değerini ve vazgeçilmezliğini iyice kavramamız gerekiyor. Geçmişimizin zenginliğine yaraşır bir ülke olması için her alanda çaba sarfetmetliyiz. Meral Sayın’ın bu yapıtı böyle bir bilinçlenmenin önemli adımlarından bu yönüyle ateşleyicisi sayılmalı.

Evet, ANADOLU'NUN MÜZİK TARİHİ- Neolitik Çağ'dan Bizans'a adlı bu yapıt, müzikologlar, öğrenciler ve meraklıları için titiz ayrıntılarla, görsellerle ve tarihsel verilerle örülmüş bir kaynak olacaktır ama ülke ve toplum olarak hızla geri gidişimizin aslında bu çağa olduğu kadar binlerce yıllara dayalı geçmişimize hiç ama hiç yakışmadığını da okuryazar  olan geniş kitleye, hepimize bir uyarı olarak ayrı bir değer taşıyacaktır.

KİTABIN YAZARI MERAL SAYIN YAPITINI ŞÖYLE ANLATIYOR
"Kadim uygarlıkların insanları ilk çağlardan beri derdini, kaygısını ve korkularını seslerle sonra da kendi yarattıkları müzik aletleriyle anlatmaya, tanrılarını üzmemek ve onları memnun etmek için var güçleriyle çalıştılar.
Hasat mevsimini, törenlerini, düğünlerini, cenazelerini, doğan güneşin güzelliğini, yağan yağmurun bereketini, fırtınanın korkusunu, avlanmayı hep müzikle anlatmaya özen gösterdiler.
Mezopotamya’nın ve Anadolu’muzun bereketli toprakları pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Her uygarlık bu bereketli topraklar üzerinde daha iyiyi ve daha güzeli ortaya çıkartmak için uğrunda savaşlar yapmışlar, bazen de yakıp yıkmışlar.
Çok uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir konu da; bize öğretilen, müziğin Yunan’dan geldiğidir. Ama bunun böyle olmadığını, Mezopotamya ve Anadolu’nun arkeolojik tarih üzerindeki inanılmaz varlığını artık tüm dünya kabul etmeye başlamıştır. Şurası hiç unutulmamalıdır ki Mezopotamya ve özellikle de Anadolu’nun bağrından öyle bilginler, sanatçılar, filozoflar ve öyle değerli müzik aletleri ve müzisyenler çıkmıştır ki artık hiçbir arkeolog da bunları inkar etmemektedir.
Örneğin  arkeolog Sir Leonard Wolley (1880-1960) şöyle der: “Biz bütün yaratıların kökünü Yunanistan’a (Yunan Mucizesi’ne) bağladıkları bir dönemde (1880-1900) yetiştik. Sanılırdı ki Yunanistan, tıpkı Pallas gibi, Olympos’lu Zeus’un başından doğmuştur. Ama sonradan bu kültür çiçeklerinin yaşam güçlerini nasıl Lidyalılardan, Hititlerden, Fenike’den Girit’ten, Babil’den ve Mısır’dan almış olduklarını gördük. Kökler daha da gerilere gider; Bütün bu ulusların ardında Sümerler vardır.”

MERAL SAYIN KİM?
Meral Sayın 1964 yılında Ankara'da doğdu. 1975 yılında İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı viyola bölümüne girdi. Prof. Özer Sezgin ve Ersin Pamukçu ile çalıştı. Yazar Konservatuvar yıllarında da şiir ve öykü çalışmaları yaptı.

1989 yılında Çukurova Devlet Senfoni Orkestrasının açmış olduğu sınavı kazanarak bu kurumda çalışmalarına 2013 yılında emekli oluncaya kadar devam etti.
Yazarın 'Evde Yokuz'  adlı mizah öykü kitabı; "Portakal Çiçeği Kokusunda Adana Sofrası," ; "Portakal Çiçeği Kokan Şehir Adana"; ve  2017'de basılan "Neolitik Çağ'dan Hititlere Anadolu'da Müzik ve Enstrümanlar" adlı yapıtları bulunmaktadır.
  KİTAP SİPARİŞİ İÇİN: 0 532 416 46 17
mrlsayin7@gmail.com

Haber Kaynak : ÖZEL HABER