Bilimsel Gözle - Prof. Dr.Ahmet Yaşar Aktaş


Bilimsel Gözle - Maden Yasalarının Zihniyeti!

Değerli okurum, bugün, son 160 yılda çıkarılan maden yasalarının görünmeyen özüne (zihniyete), veriler ışığında bir bakalım. Bu özün ölçütü, vatan madenlerine sahip çıkma ya da yerel/ulusalcı tutumdur!


Her şey, 1838 Balta Limanı Sözleşmesiyle Osmanlı’nın, başta ingiltere olmak üzere batı emperyalizmine kapıları en geniş biçimde açmasıyla başladı; dönemin reformcu (!) sadrazamı, avrupa’nın en zengin kişisi oldu.

Yabancılar, 1858 Arazi Kanunnamesi ile ilk maden ayrıcalığını (imtiyaz-kapitülasyon) aldı. Osmanlı, “fransız maden yasası” temelinde, 1861’de ilk Maden Tüzüğü’nü (Nizamnamesi) çıkardı. Nizamnamelerin uygulanması için Orman, Maden ve Ziraat Bakanlığı kuruldu.

1869 tarihli tüzükle, yabancıların, maden işletme ihalelerine katılma yolu açıldı. Ardından, maden arama izni ve yabancı sermayeli maden arama şirketlerine 15 ile 99 yıl arasında maden işletme ayrıcalığı tanındı.

Ne var ki, anılan tüzük, köy/kasabanın pazaryeri, otluk, koru gibi alanlarda yapılan maden aramasına, halkın güvenliğini tehdit eden bir durum yoksa izin veriyordu. Bu bağlamda, akp iktidarının Kaz Dağları ruhsatının doğa ve insanlar için yıkıcı niteliğini hiç düşünmeyelim!

II. Abdülhamit döneminde, 1870-1911 arasında yabancı şirketler, toplam 282 maden ayrıcalığı elde etti. Son 15 yılda, akp iktidarı 150 bin ruhsat verdi. Aradaki fark?

Anılan tüzük, 1911’e dek, 5 kez, emperyalistlerin çıkarı doğrultusunda düzenlenip değiştirildi, madenler üzerinde olan yabancı hakları arttırıldı.

 

Bandırma’da 1815’de bulunan borasit madenini, önce fransızlar, ardından ingilizler

işletmeye başladı. İngiliz şirketi, II. Abdülhamit döneminde, 31 milyon kuruş kar etti. Borasit Türkiye’de işlenmediğinden, tamamı yabancı ülkelere götürüldü. Yabancı şirketler, vergi ödememek için elde ettikleri madenin %25’ini devlete bırakabiliyordu. Nasıl olsa, çok ucuza tekrar kendilerine satılacaktı! Sömürünün bitmeyen tadı…

 

Gerçek yerli/ulusal maden siyaseti nedir?

1923’deki İzmir İktisat Kongresi’nde “yer altı, yerüstü doğal kaynaklarımızı kendimiz işleteceğiz” ilkesi benimsenip hayata geçirildi. İki yıl sonra çıkarılan bir yasayla “Madenler, Türk şirketlerine ihale edilir” koşulu konuldu. Osmanlı’nın emperyalist devletlere sunduğu kapitülasyonlar kaldırıldı.

1926 tarihli petrol yasasıyla “petrol dahil tüm madenleri devlet işletir” ilkesiyle tüm madenler devletleştirildi.

1935’de “Maden Teknik Arama Enstitüsü” (MTA) ile devletleştirilen madenleri işletmek amacıyla ETİBANK’ı kuruldu. Etibank’ın kuracağı şirket hissedarlarının “Türk olmakoşulu kondu. 1945’de Etibank “Türk Bakır İşletmeleri Kurumu”nu hayata geçirdi. Kömür, linyit, bakır, krom, demir, kükürt yataklarını, artık Etibank işletiyordu.

Etibank, 1960’da, bor üretimini başlattı. 1978’de çıkarılan yasa, tüm bor alanlarının işletilmesini Etibank’a devretti.

 

1937’de Karabük Demir Çelik Fabrikası, 1939’da Divriği Demir Madenleri İşletmesi kuruldu. Bu ulusalcı maden politikalarıyla maden üretiminde görkemli ilerleme ve artışlar gerçekleştirildi. Örneğin, demir üretimi sıfırdan, 130 bin tona yükseldi.

Ne var ki, amerikancı DP, abd’lilerin özünü belirlediği 1954 ve 1957’deki petrol ve maden yasalarıyla madenlerimizi, petrolümüzü emperyalist şirketlere peşkeş çekme sürecini başlattı.

12 Eylül 1980 darbesi ve baş tacı edilen Özal ile başlayıp günümüze değin süren özelleştirme adı altında Etibank ve bor madenleri, babalar gibi, satıldı, kapitülasyonlar daha sömürücü nitelikte geri getirildi!!!

Güçlü akp iktidarı, 2004 yılında, tam da 5 Haziran Çevre Günü’nde,  “Maden Yasası”nı çıkardı. Böylece “Sömürge Madenciliği”nin ve çevre kıyımının önü açıldı. Osmanlı’nın madenleri gözü gibi korurken, akp, ormanlar, dağlar, otluklar, su havzaları, milli parklar, dahası SİT alanlarında, şirketlere maden arama/işletme izni sınırsız sunuldu.

Böylece altın, krom, bakır, nikel ve bor’u Türkiye dışına kaçırmanın yolu iyice açıldı. Herhalde, yerellik/millik bunu gerektiriyordu…

 

Yukarıda sunduğum öz bilgiler, ülkemizdeki maden aramanın, doğa katliamının temelinde, ekonomik/siyasal bir ideolojinin yattığını imlemektedir.

Özcesi, doğayı yıkan, insan yaşamını tehlikeye sokan salt şirketler değil, özünde görünmeyen batıya bağımlı zihniyettir, ideolojidir!

Sevgiyle Atatürk ile kalınız!

 

 



M. Emin İzgi
5.09.2019 17:04:32
Ellerine sağlık Sevgili Yaşar, Çok güzel açıklanmış, anlayana...

M. Emin İzgi
5.09.2019 17:04:45
Ellerine sağlık Sevgili Yaşar, Çok güzel açıklanmış, anlayana...

M. Emin İzgi
5.09.2019 17:04:45
Ellerine sağlık Sevgili Yaşar, Çok güzel açıklanmış, anlayana...

YAZARLAR

  • Cuma 16 ° / 10 ° Sağanak
  • Cumartesi 17 ° / 11 ° Fırtına
  • Pazar 18 ° / 9 ° Fırtına
  • BIST 100

    110.715%0,55
  • DOLAR

    5,7888% -0,01
  • EURO

    6,4648% 0,24
  • GRAM ALTIN

    273,28% -0,12
  • ÇEYREK ALTIN

    450,912% -0,12