Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY


SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ ZAFER VE BU ZAFERİN TÜRK TARİHİNDEKİ YERİ VE ÖNEMİ

"Sizin gibi Komutanları, subayları, erleri olan bir millete yabancı elleri altında köle olmak olanaklı değildir. Bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin benim için yeni bir rütbe ve gazilik unvanı ile beliren iltifatlar doğrudan doğruya sizindir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordudur: onurlu ve en ulu bir savaş ile seçkin olan yine ordudur. Sizin kahramanlığınızla sizin gösterdiğiniz sonsuz fedakarlıklar pahasına kazanılan büyük zaferin milletçe beğenildiğini gösteren bu unvanı ve rütbeyi ancak size mal ederek, bütün askerlik yaşantımın en büyük kıvanç sermayesi olarak taşıyacağım. Ulu Tanrı giriştiğimiz kurtuluş savaşında onurlu silah arkadaşlarıma kendilerini ayırt eden soyluluğun, yiğitlinin, kahramanlığın hakkı olan kesin kurtuluşu da nasip etsin."


"Sizin gibi Komutanları, subayları, erleri olan bir millete yabancı elleri altında köle olmak olanaklı değildir. Bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin benim için yeni bir rütbe ve gazilik unvanı ile beliren iltifatlar doğrudan doğruya sizindir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordudur: onurlu ve en ulu bir savaş ile seçkin olan yine ordudur. Sizin kahramanlığınızla sizin gösterdiğiniz sonsuz fedakarlıklar pahasına kazanılan büyük zaferin milletçe beğenildiğini gösteren bu unvanı ve rütbeyi ancak size mal ederek, bütün askerlik yaşantımın en büyük kıvanç sermayesi olarak taşıyacağım. Ulu Tanrı giriştiğimiz kurtuluş savaşında onurlu silah arkadaşlarıma kendilerini ayırt eden soyluluğun, yiğitlinin, kahramanlığın hakkı olan kesin kurtuluşu da nasip etsin."

Başkomutan

Mustafa Kemal

20 Eylül 1921

            Bundan tam 98 yıl önce bugün Yunan Ordusu´nun Anadolu işgalini kilitleyen ve Türk Milleti´nin dünyanın en büyük meydan muharebesi zaferini kazanmasını sağlayan Başkomutan Mustafa Kemal Paşa ve silah arkadaşları ile Türk Ordusu´nu bu vesileyle gurur ve saygıyla anıyoruz.

            Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk tarihinde bir dönemeç niteliği kazanan bu büyük savaş ve görkemli zaferden sonra Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'ya 19 Eylül 1921'de 153 sayılı kanunla "mareşallik" rütbesi ve "gazilik" ünvanı verdi. Bundan sonraki aşama emperyalizmin desteklediği son düşmanı da denize dökmekti. Bunun için 26 Ağustos 1922'ye kadar bir hazırlık için beklemek gerekecekti.

Bu destanı yaratan bütün kahramanları derin saygıyla anıyoruz.

            19 Eylül 1921 tarihinde, Mecliste Sakarya Zaferi'nin önemini vurgulayan bunun yanı sıra Türk halkının, Büyük Millet Meclisinin ve hükümetin uşak muamelelisine tahammül edemeyeceğini belirten Mustafa Kemal Paşa, "Böyle evlatlara ve böyle evlatlardan oluşan ordulara sahip olan bir millet, elbette hakkını ve bağımsızlığını bütün anlamıyla korumayı başaracaktır. Kendimizde bulduğumuz kuvvet ve kudret, davamızın meşrutiyetindendir. Milli sınırlarımız içinde hür ve bağımsız yaşamaktan başka bir şey istemiyoruz. Ordumuz, yurdumuzda tek bir düşman eri bırakmayıncaya kadar, takip, tazyik ve saldırılarına devam edecektir." şeklinde belirtmiştir

 

KÜTAHYA-ESKİŞEHİR MUHAREBELERİNDE YENİLEN TÜRK ORDUSUNUN SAKARYA NEHRİ DOĞUSUNA ÇEKİLME NEDENLERİ NELERDİR?

İkinci İnönü muharebesinden sonra üç ay kadar bir zaman geçti. Bu süre içinde Yunanlılar, genel seferberlik yapmışlardı. Cephedeki kuvvetlerini takviye etmişlerdi. İnsan, tüfek, makineli tüfek ve top bakımından Türk kuvvetlerine karşı üstün durumdaydılar. 10 Temmuz 1921'de yeniden ve genel bir taarruza geçtiler.

10 – 17 Temmuz 1921 tarihleri arasında devam eden muharebeye düşman 9 Tümen birden soktu. Türk Ordusu Kütahya Cephesinde çekilmek zorunda kaldı. Nihayet Kütahya da terk edildi. Yunanlılar o sırada "Her şey bitti ve netice alındı" gibi bir hava içindeydiler. Mustafa Kemal’e gelince, Altıntaş-Kütahya hareketindeki gelişmelerin de etkisi altında 18 Temmuz 1921'de İsmet Paşanın Eskişehir güneybatısında, Karacahisar'daki karargâhına koştu. Vaziyeti inceledi. Bozgun tamdı.

Altıntaş bozgunu sıralarında Garp Cephesi Karargâhında bulunan Yakup Kadri, her tarafından geriye akan o perişan insan seli ortasında İsmet Paşa’nın Şöyle dövündüğünü nakleder.

“Her şey bitti Yakup Kadri! Hayale yer yok! Hakikat bu!”

Mustafa Kemal, İsmet Paşayı işte böyle bir günde buldu. Fakat Mustafa Kemal bir hesap adamıdır. Bozgunlar, belirsizlikler onun başını döndüremez. Ortada mademki bir vazife vardır, o halde bu vaziyetin, herhalde bir çözüm yolu olacaktır.

Mustafa Kemal, İsmet Paşayla karşılaşınca onu, gene İnönü Muharebelerinden sonra olduğu gibi, muzaffer bir kumandan olarak değerlendirir Sanki bir bozgunun ortasında değil, bir zafer arifesindeymişler gibi davranır. İsmet Paşayı tebrik eder:

"— Deja (işte şimdiden) kazandın!" der.

Bu vaziyetler içinde ancak böyle hareket edilebileceğini, böyle emirler verilebileceğini söyler. Sonra hemen ilgili kurmay şeflerine döner. Onları da cesaretlendirir. Çünkü vaziyetin telâşa ve ümitsizliğe tahammülü yoktur. Bu vaziyeti ancak uzun vadeli, büyük, stratejik kararlar kurtarabilecektir. Hele bu kararları alırken birtakım ince hissiyat hesaplarına katiyen yer verilmemelidir. Hülâsa o an, emir, karar ve kumandan anıdır.

Ama bu uzun vadeli ve geniş ufuklu kararı ancak o verebilirdi, Ordu derhal bütün mevzilerini bırakacaktı. Fakat usulü dairesinde çok gerilere çekilecekti. Ta Sakarya’nın doğusuna kadar!... Bu kararını şöyle anlatır Mustafa Kemal:

"Vaziyeti yakından inceledikten sonra, İsmet Paşa'ya umumi olarak şu direktifi verdim:

"— Orduyu Eskişehir kuzey ve güneyinde topladıktan sonra, düşman ordusuyla araya büyük bir mesafe koymak lazımdır. Öyle ki, ordunun tanzimi, düzenlenmesi ve kuvvetlendirilmesi mümkün olabilsin. Bunun için Sakarya'nın doğusuna kadar çekilmek caizdir. Düşman, duraklamadan bizi takip ederse, hareket üslerinden uzaklaşacaktır. Yeni menzil hatları (ulaştırma sistemi) tesisine mecbur olacaktır. Herhalde önceden beklemediği birçok zorluklarla karşılaşacaktır.

"Buna karşılık bizim ordumuz, toplu bulunacak, daha elverişli şartlara malik olacaktır. Bu tarzda hareket edişimizin en büyük mahzuru, Eskişehir gibi mühim mevkilerimizi ve çok araziyi düşmana terk etmekten hasıl olabilecek manevi sarsıntıdır. Fakat az zamanda elde edebileceğimiz muvaffakiyetli neticelerle bu mahzurlar kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Diğer başka mahzurlara ise mukavemet edebiliriz.”

 

TÜRK ORDUSU BU MUHAREBEYE NASIL HAZIRLANDI

Mustafa Kemal Paşa'nın, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonucunda ordunun

Sakarya Nehri'nin doğusuna çekilme emrini verdiği tarih 18 Temmuz 1921'dir. Sakarya Meydan Muharebesi'nin başladığı tarih ise 23 Ağustos 1921'dir. Mustafa Kemal Paşa'ya Başkomutanlık ünvanı ve Meclis yetkilerinin verildiği tarih 5 Ağustos 1921 olduğu gerçeğinden hareketle ordunun savaşa hazır hale gelmesi ve eksikliklerin büyük ölçüde giderilebilmesi için sadece on sekiz günlük bir süre vardır. Orduyu hazırlamak için elde yeterli miktarda para yoktur. Kaldı ki bu paranın olduğunu varsaysak bile bu kadar kısa bir zamanda bu alımların yapılarak ordunun donatılmasına imkan yoktur. Bu gerçeği gören Mustafa Kemal Paşa, dahiyane bir kararla milletten mal ve malzeme olarak vergi talep etmiştir. 7-8 Ağustos 1921 tarihlerinde Kanun Hükmünde olmak üzere Tekâlif-i Milliye Emirlerini yayımlamıştır.

            Mustafa Kemal Paşa, on ayrı emir olarak yayımlanan Tekalif-i Milliye ile milletten isteklerde bulunmuş ve ayni vergi (mal olarak ödenen) koymuştur .

            Mustafa Kemal Paşa, o dönemde Türk ordusunun içinde bulunduğu durumu: "Askerlerimizin üst başının yırtık olması bizim için ayıp değildir. Fransızlar, üniformasız askerlerin çete olduklarını söyledikleri zaman, hayır onlar çete değil, memleketlerini müdafaa eden askerlerdir, dedim. Üzerlerinde üniforma yok dediler, Üzerlerine giydikleri bizim üniformamızdır, dedim." şeklinde ifade etmiştir .

BU MUHAREBEDE TARAFLARIN MUHAREBE GÜCÜ MUKAYESESİ

            Sakarya Meydan Muharebesi'nde, Yunan kuvvetleri; 3.780 subay, 120.000 er, 75.900 tüfek, 48.900 hayvan, 840 kamyon, 2.768 makineli tüfek, 286 top ve 18 uçaktı. Türk kuvvetleri ise 6.855 subay, 122.186 er, 63.416 tüfek, 344 hafif ve 354 ağır makineli tüfek, 181 top, 1.309 kılıç, 41.405 hayvan, 6.147 araba ve 2 uçaktı.

ATATÜRK SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNİN SAVUNMA PLAN VE PROJSİNİ NASIL TESPİT ETTİ VE MUHAREBEYİ NASIL SEVK VE İDARE ETTİ?

İngiltere'de, Yunan ordusunun Ankara'yı ele geçireceğine inanmayan yoktu. Başta İngiliz Genelkurmayının raporları olmak üzere Atina'dan, İstanbul'dan gelen raporlar ve telgrafların hepsi bunu doğruluyordu . Yunan Genelkurmayı, Kütahya ve Eskişehir Muharebelerinden sonra Sakarya doğusuna çekilen Türk ordusuna son bir darbe vurmayı amaç edinmişti. Buna karşılık Türk ordusu da kesin sonuçlu bir meydan muharebesine hazırdı. Çünkü bundan sonra verilecek muharebeler, Türk ulusu için bir ölüm-kalım mücadelesi 'olacaktı. Bu nedenle, ülkenin tüm gücüyle hazırlanması zorunluluğu vardı. Nitekim Anadolu'daki bütün kuvvetler Sakarya'da toplandı. 100 km genişliğindeki Sakarya mevziinde asıl muharebeler 23 Ağustos'ta başladı. Muharebenin devamı sırasında birçok bunalımlı günler geçirildi. Düşman ordusunun taarruz grupları, Türk savunma mevziinin birçok yerine girmeyi başardı; ancak, her girilen yere yedek kuvvetler sevk edildi. Cephedeki gedikler kapatıldı. Öyle bir zaman oldu ki Türk ordusunun sol kanadında bulunan düşman kuvveti yeni Türk devletinin başkenti Ankara'nın 50 km yakınına kadar gelebildi. Bunun üzerine Başkomutan Mustafa Kemal ordusuna verdiği direktifte: "Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaş kanıyla ıslanmadıkça, terk olunamaz." demiş ve ordusuna adım adım direnmeyi emretmiştir .

            Yunan Başkomutanlığı, Türk savunma mevzisinin Ilıca Özü Dere'ye kadar uzandığını, buradan itibaren Mangal Dağı'na kadar olan kesimin zayıf Türk kuvvetlerince tutulduğunu zannediyordu. Böylece güneyde bulundurduğu asıl taarruz grubu ile Türk kuvvetlerini kuşatmaya teşebbüs edecekti. Türk kuvvetleri ise Yunanlıların başlangıçta yaptığı hatadan faydalanarak kuvvetlerini kuzeyden, güney kanadına kaydırmış, Yunan sıklet merkezi karşısında kuvvet çoğunluğunu bulundurmak fırsatını elde etmiş oluyordu ki mevziyi Mangal Dağı'na kadar uzatarak Yunan kuşatmasına engel olacak tertibi de almıştı .

            Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Türk ordusunun planını, düşmana istediği yerde muharebe vermek ve evvele çarpışmaya mecbur etmek böylece çarpıştıkça onun gücünü kırmak ve taarruza geçebilmektir şeklinde açıklamıştır .

            Yunan ordusunun ikmal yolunun çok uzaması ve ordu ikmal kollarının çevik süvarilerimizin aralıksız baskınlarından göz açamayacak hale gelmesi nedeniyle düşman kuvveti başarıdan ümidini keserek 6 Eylül'de çekilme emareleri göstermeye başladı. Düşman taarruzlarının gevşediği hatta durakladığı sezilir sezilmez cephe boyunca üstünlük Türk ordusuna geçti ve kolordularımız düşmanı tespit amacıyla yer yer karşı taarruza başladı. Pek .fazla başarı sağlayamayan bu taarruzlarımız esnasında (8-10 Eylül günleri) Yunanların Sakarya'nın batısına tehlikesizce atlayabilmek için gayret sarf ettikleri açıkça anlaşıldı ve Başkomutanlıkça sağ kanattan bir mukabil taarruza karar verilerek Haymana'dan Polatlı ve Beylikköprü istikametine doğru bazı tümenler kaydırıldı. Yirmi günden beri durup dinlenmeden verdiği zayiatlarla yorgun düşen ordumuzun, 12 Eylül 1921 tarihinde yaptığı taarruz, düşman artçılarının çok sert mukavemeti karşısında fazla bir başarı sağlayamadı. Bununla beraber, büyük kısmı aşağı yukarı bir haftaya yakın bir zamandan beri Sakarya batısına taşınmış olan düşman kuvvetinin artçıları da 12/13 Eylül gecesi çekildiler. Bu suretle Sakarya'da yenilen ve 22 Eylül'e kadar Afyon-Seyitgazi-Eskişehir hattına çekilip tutunan Yunanların takibi, ordumuzun yorgunluğu, ikmal vasıtaları ve lojistik şartların elverişsizliğinden dolayı etkili olamadı.

ZAFERDEN SONRA İSMET VE FEVZİ PAŞA'LARIN ÇEKTİKLERİ TEBRİK TELGRAFLARI

            Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa’nın zaferin kazanılmasına müteakip 13 Eylül´de Başkomutan Mustafa Kemal Paşa´ya gönderdiği telgraf şu cümlelerle bitiyordu:

         Başkomutanlığa, "23 Ağustos´tan bu yana süren Sakarya Meydan Muharebesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Ordusu’nun kesin zaferi ile sonuçlanmıştır. Üç gündür süren genel karşı taarruzun etkisiyle bugün öğleden sonra düşman ordusu yenik olarak ve tümüyle Sakarya ırmağı batısına atılmış bulunuyor. Düşmanı aralıksız izliyoruz". 13.9.1921.( Batı Cephesi Komutanı İsmet)

         12 Eylül 1921´de Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa’nın (ÇAKMAK) Basri Tepe´den Türkiye Büyük Millet Meclisi´ne gönderdiği tarihi telgraf. Bu telgraf şu cümlelerle bitiyordu:

            "Anadolu’nun Yunan ordusu için bir mezar olacağı hakkındaki kanaatimizin tahakkuk eylemekte olduğunu arz ederim." 

 

 

 

BAŞKOMUTAN GAZİ MAREŞAL MUSTAFA KEMAL 20 EYLÜL 1921'DE ORDUYA BİR BİLDİRİ YAYIMLADI.

            Başkomutanlık

 

Orduya Bildiri

            "Arkadaşlar! Milletimizi yabancıların elinde köle olmuş görmemek için giriştiğimiz bu muharebede Sakarya Zaferi gibi adı her zaman anılacak yeni ve büyük bir zafer kazandınız. Benim gibi yaşamını yıllardan beri saflarınızın yanında geçirmiş olan bir silâh arkadaşınız; ezilmiş, kahredilmiş düşmanın geri çekilmesinden sonra sizler için duyduğum değeri ve hayranlığı, minnet ve Şükranı ordunun her bireyi ve memleketin her yönünden duyulacak kadar yüksek sesle söylemeye gerek gördüm. Sakarya boyunda verdiğimiz muharebe önceki bir çok muharebelerimizde olduğu gibi anayurdun yalnız bir köşesini ufak veya büyük bir parçasını tehlikeye düşürüyordu.

Orada biz bütün memleket, bütün varlığımız ve bağımsızlığımız pahasına denecek kadar önemli büyük bir muharebeye giriştik. 22 gün 22 gece bir milletin bağımsızlık düşüncesiyle bir milletin saldırı ve yağma düşüncesi birbiriyle boğuştu. Sizin, başını eğmeye razı olmayan bağımsızlık düşünceleriniz, gururla ilerleyen düşmanı geri çekilmek zorunda bıraktı. Kızgın bir ufuk üzerinde tüten ve yanan yüzlerce köylerimizi arkasında bırakarak, düşman ordusu ceza önünde kaçan bir cani gibi geldiği yerlere gidiyor. Halbuki o, bir muharebe değil, yalnız bir akın düşünüyordu. Düşünce ve imanın güçlü ve salt kuvvetine kazandığınız zafer kadar büyük bir kanıt olmaz. Mazlum milletimizi tarihinin en tehlikeli bir zamanında yeniden ışığa ve kurtuluşa kavuşturan bu muharebede sizin Başkomutanınız olmaktan dolayı bir insan yüreği için alın yazısı olabilecek en derin mutluluğu ve kıvancı duydum.

"Komutanlara"

Tehlike büyüdükçe yükselen azim ve tedbirlerimiz, derin ve ince zekâlarınızla muharebenin başarılı bir surette sevk ve idaresinde gösterdiğiniz üstün değerlilik için:

"Subaylara"

Trablusgarp, Balkan ve Dünya Savaşı'ndan henüz çıkmış iken bir ateşten diğerine geçerek milletin istiklâl savaşında tuttuğunuz yer genç ve çok değerli başlarınız üzerinde dönen yeni ölüme karşı gösterdiğiniz canını esirgememezliği yüreklerinizde ışıldayan ve bize zafer yolumuzu aydınlatan, millet aşkını bütün bir heyecanla seyrettiğim sayısız kahramanlıklarınız için:

"Erlere"

Kurtuluş için yaptığımız bu savaştan çok daha önce sizi başka muharebe meydanlarında da tanımış idim. Dünyanın hiç bir ordusunda yüreği seninkinden daha temiz, daha sağlam bir askere rastlanmamıştır. Her zaferin mayası sendedir. Her zaferin en büyük payı sendedir. Kanaatınla, imanınla, itaatinle hiç bir korkunun yıldıramadığı demir gibi temiz yüreğinle düşmanı sonunda alt eden büyük çaban için minnet ve şükranımı söylemeyi kendime en değerli bir borç bilirim.

Sizin gibi Komutanları, subayları, erleri olan bir millete yabancı elleri altında köle olmak olanaklı değildir. Bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin benim için yeni bir rütbe ve gazilik unvanı ile beliren iltifatları doğrudan doğruya sizindir. Milletin verdiği bu rütbe ile yükselen ordudur: onurlu ve en ulu bir savaş ile seçkin olan yine ordudur. Sizin kahramanlığınızla sizin gösterdiğiniz sonsuz fedakârlıklar pahasına kazanılan büyük zaferin milletçe beğenildiğini gösteren bu unvanı ve rütbeyi ancak size mal ederek, bütün askerlik yaşantımın en büyük kıvanç sermayesi olarak taşıyacağım. Ulu Tanrı giriştiğimiz kurtuluş savaşında onurlu silâh arkadaşlarıma kendilerini ayırt eden soyluluğun, yiğitlinin, kahramanlığın hakkı olan kesin kurtuluşu da nasip etsin."

Başkomutan

Mustafa Kemal 20 Eylül 1921

TARAFLARIN BU MUHAREBEDEKİ ZAYİATLARI ŞÖYLEDİR

            Sakarya Meydan Muharebesi sonunda, Türk ordusunun zayiatı; 5.713 şehit 18.480 yaralı, 828 esir ve 14.258 kayıp olmak üzere toplam 49.289´dur. Yunan ordusunun zayiatı ise 3.758 ölü, 18.955 yaralı, 354 kayıp olmak üzere toplam 23.067’dir.

TBMM TARAFINDAN ATATÜRK’E MAREŞAL RÜTBESİ VE GAZİ ÜNVANININ VERİLMESİ

Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Mustafa Kemal'e, Millet Meclisi, 5 Ağustos 1921'de "Başkomutanlık" verdi. Savaşın, 13 Eylül'de kazanılmasının ardından, "Garp Cephesi Komutanı" İsmet (İnönü) Paşa ile Genelkurmay Başkanı Fevzi (Çakmak) Paşa, cepheden, "Edirne Mebusu İsmet ve Kozan Mebusu Fevzi" imzalarıyla Meclis'e 15-16 Eylül 1921'de gönderdikleri tarihi önergeyle, Mustafa Kemal’e "Müşirlik" rütbesi ile "Gazilik" unvanı "tevcihini" önerdiler.

Meclis’in Kanunla bu önergeyi kabul etmesiyle “Mareşal” rütbesi ve "Gazi" unvanı verilen Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Meclis'e şöyle teşekkür etti:

"... Kazanılan bu başarı, Yüksek Heyetinizin iradesiyle kuvvet bulan ordumuzun iradesi sayesinde, düşman ordusunun iradesinin kırılması suretiyle belirmiştir. Bu sebeple ödüllendirişinizin gerçek muhatabı yine ordumuzdur."

 

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİ'NİII TÜRK TARİHİNDEKİ YERİ

Sakarya Meydan Muharebesi'ne, Milli Mücadele'nin en önemli askeri başarısı diye bakılabilir. 1683 2. Viyana bozgunundan sonra başlayan ve yüzyıllarca devam eden Türk'ün geri çekilişi, bu savaşta durdurulmuş ve bundan sonra Türk ordusu ilerlemeye başlamıştır.

            Yunanlılar, Kütahya ve Eskişehir Muharebelerini kazandıktan sonra, bu kazançlardan bahseden İngiliz Başvekili Loyd George, "Yunanistan kazandığı zaferden dolayı artık Sevr Antlaşması ile iktifa edemez, daha geniş mikyasta tatmin edilmelidir." demekle Türk devletinin varlığına son vermeyi hedeflemiştir.

           

Türk milleti için bir ölüm kalım meselesi olan Sakarya Muharebesi'nin Türk Kolordusunun zaferi ile neticelenmesi siyasi bakımdan şu faydaları sağlamıştır:

            20 Ekim 1921 tarihinde, Fransızlarla Ankara İtilafnamesi (Antlaşma) imzalanmış, bu antlaşmaya göre Fransızlar, Kilikya ve havalisini tahliye etmiştir. Misakı milli ile ilan edilen hudutlar, Rusya'dan sonra Fransızlar tarafından da kabul edilmiştir. Kars ve Ankara Antlaşmaları ile Doğu ve Güney Cephesi emniyet altına alınmış geriye bir tek Batı Cephesi kalmış olduğundan tekmil Türk kuvvetlerinin Batı Cephesi'nde toplanmasına imkan olmuştur. Türk ordusunun, Yunan ordusunu durdurup durduramayacağı hususu, Fransızlarda tereddüt yaratmış, ancak Sakarya Zaferi ile bu durum ortadan kalkmıştır. Fransızlarla yapılan Ankara Antlaşması, Avrupa siyaset dünyasında önemli faaliyetlerin meydana gelmesine sebep olmuştur. Türkiye meselesinin sulh yolu ile halli için İtilaf Devletleri, 20 Mart 1922 tarihinde Türkiye ve Yunan hükümetlerine anlaşma teklifinde bulunmuştur. Teklifler müsait olmadığı için tarafımızdan reddedilmiştir. Siyasi sahada faaliyetler devam ederken Türk Başkumandanlığı saldırganları imha etmek için icap eden kararı vermiş ve kararın icrası için gerekli hazırlıklara başlamıştır".

            Mustafa Kemal, Türk ordusunun kazandığı Sakarya Meydan Muharebesi'ni tarihte misli olmayan bir muharebe olarak görmekteydi. Mustafa Kemal Paşa'ya göre, Sakarya Savaşı'nın her safhasında, büyük hizmetler vermiş olan aynı zamanda daima moral kaynağı olan Erkân-ı Harbiye Reisi Fevzi Çakmak, Garp Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve diğer komutanlar her türlü fedakârlığı yaparak üzerine düşen görevleri fazlasıyla yerine getirmişlerdi. Savaş sonrasında TBMM'de yaptığı konuşmasında Milli Savunma Bakanı Refet Paşa hazretlerine de savaş sırasında ordunun ihtiyacı olan her şeyi zamanında yetiştirmesinden dolayı teşekkürlerini dile getiren Mustafa Kemal, erlerin yaptığı fedakârlıkların ise sözle anlatılamayacağını ve hiçbir şeyle kıyaslanamayacağını belirtmiştir.

SONUÇ OLARAK:

Milli mücadeleyi başlatan ve en büyük rolü oynayan Mustafa Kemal’e olan güvenini ve inancını ifade etmek için Eşref Edip, Mehmet Akif ile ilgili şu şu hatırayı naklediyor: ″Sakarya Muharebesi sırasında, düşmanın Ankara’yı tehdit etmeye başlaması üzerine Ankara’dan göç etme tartışmaları başlar, Mehmet Akif bu sırada şöyle der:

"Telaşa mahal görmüyorum. Evvel Allah, ona (Mustafa Kemal’e), onun askerliğine güvenilir. Ordumuz inşallah galip gelecek, buna imanım var.″

            Ünlü tarihçi Toynbee diyor ki: ″Bu savaş 20. yüzyılın en büyük savaşlarından biridir.″

Gazeteci Claire Price da şöyle diyor: ″Batı 200 yıldan beri ihtiyar Osmanlı Devleti’ni parçalamaya çalışıyordu. Fakat Sakarya’da Türk’ün kendisiyle karşılaşmış ve ona dokunduğu anda da tarihin yönü değişmiştir. Tarih bu olayı devrimizin en büyük olaylarından biri olarak kaydedecektir.″

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın 16 Ağustos 1921 tarihinde Muharebe bölgesinin keşfi esnasında attan düşüp çok ağır bir şekilde yaralanmasına ve özel doktoru Prof. Dr. M. Kemal Öke'nin iyileşmesi için mutlaka dinlenmesi gerektiğini, aksi taktirde ölüm tehlikesinin mevcut olduğunu önermelerine rağmen, vatan aşkı uğruna, doktorları dinlememiş, bir aya yakın uzun bir zaman süresince muharebeyi sedye üzerinde azim ve iradesi ile yöneterek 13 Eylül 1921 tarihinde Sakarya Meydan Muharebesi zaferini kazanmıştır. Dünya tarihinde böyle yaşamı hayati tehlikede olan ve ağır şartlar altında muharebe kazanan komutan görülmemiştir. Görüleceği de hiç yoktur.

Kahraman Türk Ordusunu ölüm pahasına cesaretle ağır yaralı olarak muharebeyi komutanlık özel yetenek ve vasıfları ile başarılı şekilde yöneten Başkomutan Mustafa Kemal Paşa Türk Ordusundaki bütün komuta kademesine örnek olmuştur. 

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNDE ŞEHİT OLAN KAHRAMAN MEHMETÇİKLER BU KUTSAL GÖREVİ ŞÖYLE İFADE EDİYORLAR

Biz burada Yunan’a mezar kazdık,

Can verdik Türkiye yaşasın diye.

Al kanla Sakarya tarihi yazdık,

Millete bir vatan ettik hediye.

SAKARYA MEYDAN MUHAREBESİNDE ŞEHİT OLAN KAHRAMANLARIMIZIN TÜRK ÇOCUKLARI VE GENÇLERİNDEN BEKLENTİLERİ NELERDİR?

 

ŞEHİTLERİMİZ TÜRK ÇOCUKLARI VE GENÇLERİNDEN BEKLENTİLERİNİ ŞÖYLE İFADE EDİYORLAR.

 

"Ey Türk Çocuğu!

Bizlere olan minnet ve şükran duygularını unutma. Nurdan örülmüş şehadet gömleğine sarılmış meleklerin diktiği kaftana bürünmüş, Tanrı´nın huzurunda yatıyoruz. Meleklerin;"Tanrı uludur, yurdunu seven yine uludur, ulusu uğrunda can verenler, Tanrı katında daha uludur." Yüceltme söylemleriyle uyuyoruz. Bize kabul ve izzet kapılarını açan Tanrıya yalvarıyoruz.

Türk çocuğu, Türk Ulusu´nu sev, onun yükselme alanındaki çalışmalarına yardım et, kudretli yurdunu feyizli kıl.

İstiklal sancağını ve şerefini yüksek tut! Tanrı´nın rahmeti bize, selameti size olsun!"

SAYGIDEĞER VATANDAŞLARIM VE ASLİ TÜRK GENÇLERİ

Bu mutlu ve gurur dolu günleri bizlere armağan eden, bizlere özgürlük ve egemenliğimizi bağışlayan, ay yıldızlı bayrağımıza kavuşturan ulu önder ATATÜRK ve silah arkadaşları ile şehit ve gazilerimizin manevi huzurunda saygı ve hürmetle eğiliyoruz. Ruhları şad olsun!

 

KAYNAKÇA:

  1. NUTUK MUSTAFA KEMAL ATATÜRK
  2. TEK ADAM C.2 ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR
  3. ANITKABİR KOMUTANLIĞININ ALAGÖZ KARARGÂH MÜZESİ BROŞÜRÜ
  4. ŞU ÇILGIN TÜRKLER TURGUT ÖZAKMAN
  5. BAYRAK MÜCADELEMİZ VE İSTİKLAL MARŞI YAŞAR ÇAĞBAYIR
  6. İHANET BASINI AYDIN KELEŞOĞLU
  7. İSMET İNÖNÜ VE YAKIN TARİH SIRLARI KAHRAMAN YUSUFOĞLU
  8. GAZİ PAŞAM CEVAT ŞENOL
  9. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE KAHRAMAN YUSUFOĞLU
  10. ASKERİ DEHA KAHRAMAN YUSUFOĞLU                                    
  11. GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER KAHRAMAN YUSUFOĞLU
  12. 20 AĞUSTOS 2018 TARİHLİ SÖZCÜ GAZETESİNİN SİNAN MEYDAN İLE TARİHTEN GÜNÜMÜZE KONULU YAZISI
  13. ALAGÖZ KARARGAH MÜZESİ
  14. KARA KUVVETLERİ 53/2016 DERGİSİ

 



YAZARLAR

  • Cuma 21 ° / 16 ° Fırtına
  • Cumartesi 22 ° / 15 ° Sağanak
  • Pazar 20 ° / 13 ° Güneşli
  • BIST 100

    105.380%1,54
  • DOLAR

    5,7403% -0,16
  • EURO

    6,3475% 0,10
  • GRAM ALTIN

    271,02% -0,29
  • ÇEYREK ALTIN

    447,183% -0,29