KONUK YAZAR


Akıl, Din ve Bilim Üzerine Düşünceler

Prof. Dr. Ramazan DEMİR


Ünlü Türk bilgini ve tasavvuf ehli İmam Maturidi, Kur'anı analiz ederken aklı merkeze koyar ona göre değerlendirmeyi yapar. En çarpıcı ifadelerinden biri; "..Eğer vahiy gelmeseydi akıl onu bulurdu..." Bu ifadeyi kullanabilen tek düşünce insanıdır Maturidi.

Pozitif bilimlerin akıl sayesinde bilinmeyeni çözümlediği gibi vahiy ile gelen Kur'an'ın da ancak akılla anlaşılır hale gelebileceğini ifade eder. İmam Maturidi düzeyinde değil yarısı kadar derin düşünceye, analitik akla sahip Türk olmayan bir Batılı olsaydı inanıyorum ki şimdiye kadar bir kaç kez Nobel adayı olur ve o ödülü alırdı. Fakat bu ülkede Maturidilik felsefesine dayalı bir anlayışla kurulan Büyük Selçuklu ve Anadolu Selçuklu, Devletleri ile devamındaki Osmanlı İmparatorluğunun küllerinde yaratılan Türkiye Cumhuriyeti Devletinde bugün İmam Maturidi unutulmuş Emevi yobazlığının pençesinde hırpalanıyor!

Ünlü Türk din bilgini Matüridi'nin, özelliği Ülkemizde toplumun çoğunlukla mensubu olduğu "Hanefi Mezhebi'nin" kurucusu İmam-ı A'zam'ın düşüncesini aklın rehberliğinde devam ettirmesidir. Bu bağlamda, aklın merkeze alındığı, Kuran'ın anlaşılmasında önemli bir yer aldığı İslami bir mezhep... Türkistan coğrafyasında yaşayan ve İslam dinini kabul etmiş toplumlarda Maturidi'nin düşünceleri inancın temel ilkeleri olarak kabul edilir.

***

Son Özbekistan seyahatimde İmam Maturidi'nin kabrini ziyaret ettiğimde, anıt mezarın içindeki sandukanın çevresinde dizilen volkanik kaynaklı ama çoğunlukla varlıkların "dil" şekline benzeyen siyah taşların üzerine ayetlerin Arap alfabesiyle yazılması sanırım dünyada bir ilk olmalıdır. Bunun sırrını anlamış da değilim.

***

Peki, günümüzde neler konuşuluyor?

Meşhur bir tekrarla konuyu sürdürmenin bir mahsuru yok, zira yazının bir bölümünde mutlaka bu ifade konuya ek olacaktır.

Nedir o ifade?

"Dinimiz en son ve en gelişmiş din" olduğu yönünde bir övünmenin ardına sığınılır. Akıl, bilim ile din arasındaki farkı anlamayan insanlara dinin/inancın bir "kabullenme" olduğunu, bilimin ise şüpheye, sorgulamaya ve ispata dayandığını bunun da akılla yapılabildiğini anlamayanlara akıl/din/bilim farkını anlatmak zordur.

Çünkü bu anlayıştakiler genel terim olarak "bilim" yerine "ilim" terimini kullanırlar ve "bilim/ilim" söz konusu olduğunda hep "İslami ilimler" akla gelir ve öyle anlaşılır. Bunun açıklaması da sadece Kur'an ve hadis merkezlidir. "İlimden" kasıtları, 1400 yıl önce Mekke'de vuku bulan olayları "hadis" ya da "rivayet" olarak okuyup nakletmekten ibaret olduğunu anlar ve kabul ederler!

Bilmem, "...kimin kimsenin dedesinin müridinden naklen rivayet olunur ki..." diye başlayan saçmalıklar "İslami ilimler" olarak algılanıyor!

Hal böyle olunca akıl da pozitif bilimler de felsefe de dışlanır!..

***

Düşünelim; mademki dinimiz en son ve en gelişmiş dindir, mademki din bilime/ilime engel değildir, o zaman "İslam" olan toplumların de en son bilgilere, icatlara sahip olması beklenir. İleri teknolojik gelişmelerin öncülerinin Müslüman olan kişilerin olması gerekir/beklenir.

Örneğin uzaya ilk insan gönderen, ay yüzeyine "İslam" kelimesini yazdıran, uzayda istasyonlar kuranların "İslam" toplumlarından bilim insanlarının olması gerekir.

Mademki en gelişmiş en son din İslam'dır bugünkü teknoloji, uzayla ilgili her bilgi Kur'an'da olduğunu iddia edildiğine göre, o zaman en gelişmiş bilimin de İslam olan toplumlarda olması beklenir/gerekir.

Böyle bir durum yok hâlbuki!

Vatandaşın sorduğu şu basit sorunun cevabını şeyhler, ermiş kişiler, din bilginleri, prof etiketli kıl suratlı ilahiyatçılar verebilirler mi?

İşte o soru: "Neden gelişmiş toplumlar arasında İslam olan bir toplum yok?"

Din bilime elbette engel değil. Değil de dinin ne dediğini bilmeyen dinci/dindar softaya ne anlatılabilir ki?

İbadeti kendi dilinde yapmayan, dininin vecibelerini kendi dilinde öğrenmeyen, ettiği duanın anlamını bilmeyen, kutsal kitabını kendi dilinde okuyamayan, okuyanın da horlandığı toplumlar elbette bilimin ne olduğunu da kavrayamaz.

Dahası, Almanya’da aşıyı bulup üreten Türk bilim insanının neden oraya gittiğini sorgulamaz, fakat yapanlar Türk diye kendine paye çıkarır, övünür!..

***

Yukarıda sorulan bu soruya verilecek düz mantıklı cevaplardan biri muhtemelen şöyle olabilir: "Bilim/ilim yapmak için para, zenginlik gerekir."

Mantıklı bir cevap...

Dünyadaki nüfus altı milyar civarında olduğunu kabul edersek bunun en az 1/3 kadarı İslam toplumlarından oluşur.

Bu cevap tüm İslam toplumları için geçerli midir?

Peki, fakir İslam toplumlar için para olmayabilir bu toplumlarda bilgi/bilim birikimi var mı?

Bilgi yapabilir konumda olup da parasızlık yüzünden bilim yapmayan İslam toplumlar için bu "bahane" kabul edilebilir ve bunu bir kenara bırakalım.

Peki, yeraltı kaynak zengini örneğin petrol zengini Arap ülkeleri için nasıl bir bahane vardır?

Parasal olarak sınırsız imkânları olan bu zengin İslam toplumlarından hangisi bugüne kadar uzayda istasyon kurdu?

Hangisi en ileri teknolojileri yarattı?

Bu ülkeler her türlü maddi imkânlara sahip olmalarına karşın bir türlü ileri toplumlar olamamış, sebebi nedir?

Dinleri en son ve en gelişmiş din...

Zenginlik de olduğuna göre, mademki din gelişmeye de engel değil, peki, neden bu ülkeler/toplumlar gelişmiyor?

Petro dolarları koyacak yer bulamayınca altından/gümüşten klozetler yaptırıp içine "defi hacet" ediyorlar!

Dahası uygar, gelişmiş, ileri teknolojiyi icat eden ama İslam olmayan toplumlardan en yeni alet, cihaz, silah ne varsa dolarları verip hemen ithal edebiliyorlar. Yetmeyince teknolojik ileri ülkelerin şirketlerine ultra lüks şehirler kurduruyorlar.

Fakat kendilerine ait hiç bir buluşları, icatları yok!

Ama en son din ve en gelişmiş dinlerinin olduğuyla övünüyorlar!

***

Karşı bir soru daha soralım, "Din bilimin gelişmesine engel midir?"

Mantıklı düşünceye sahip bir insanın vereceği cevap, tek kelimeyle ifade edilir; "değildir."

Peki, o zaman sorunun kaynağı neresidir?

Kimine göre dindeki yanlış yorum ve uygulamalar gelişmeyi engelliyor ve İslam olan bir toplum bu yanlış din yorumlarından dolayı gelişmiyor, icat yapamıyor!

Dolayısıyla bilimin gelişmesine engel oluyorlar. Buna dayanak olarak din yanlış yorumlanmadığı için gelişmiş ülkelerin çoğunluğunun İslam olmayan dinlere mensup olmaları bize bir şeyi hatırlatması gerekir...

***

Dinin bilime engel olmayacağı noktasındaki ısrarlı olanların bu gerekçelerini özellikle "laik" olan bir toplumda bu engelin hiç olmayacağı inancı var. Örneğin laik bir cumhuriyet devleti Türkiye'de dinin bilimin gelişmesine engel olmayacağı varsayımı gerekçeli olarak savunulabilir bir husustur. Ancak "laik" olmak bilim için yeterli değildir.

Şüphesiz ki din merkezli bir toplum idaresinde bilim yapmanın ne denli imkânsız olduğunu laikliğin özünü benimseyen bireyler iyi anlatır. Dahası var, "laik" görünüp din merkezli zihniyeti egemen kılmaya çalışan yönetimlerin sahtekârlığı haliyle bilimin gelişmesine engeldir.

***

Türk toplumunun geri kalmasının sebebinin "tembellik" olduğunu savunanlar da çıkabilir. Tembelliği en son ve en yeni din İslam ret etmiyor mu? Ediyor!

Ettiğine göre demek ki tembellikle din ilişkisi bir takım yanlış algılamaları içeriyor!

Din bilim yapmaya engel değil ama din adına kurulan tarikatlarda, cemaatlerde nesillerin beyni yıkanıyor! Merdiven altı dini eğitimle cumhuriyetin, laikliğin, bilimin düşmanı şartlandırılmış, Tanrıya eş koşabilecek zihniyette kadrolar yetiştiriliyor, bunlar bilime ve akla zıt engeller oluşturuyor.

***

Bazı ifadeler ünlenmiş tarihi kişiliklerle bağdaştırılarak aktarılır. Örneğin Albert Einstein'e mal edilen şu ifadenin gerçekten Einstein deyip demediği tartışmalıdır. Varsayalım ki demiş olsun, "Dinsiz bilim felçtir, bilimsiz din de kördür" ifadesini kullanırken, şu gerçeği de ifade ediyor; 'bozulmamış Yahudiliğin diğer tüm dinler gibi ilkel hurafenin cisimleşmiş hali' olduğunu savunurken dinin ne boyutta doğru ve yanlışlık içerdiğini yine bilimsel araştırma ile ortaya konulabileceği gerçeğine dokunuyor Albert Einstein...

Pozitif düşüncenin ve bilginin önderliğini ilke edinmiş bir düşünürün dinle bilim arasında böyle bir bağ kurması Einstein'i "Einstein" yapan özgünlüğe ve ayrıcalığa farklı bir boyut kazandırıyor bana göre. Çünkü burada verilmek istenen mesaj, en saf Yahudiliğin de diğer dinler gibi ilkel hurafelerden ibaret olduğunu söylerken, hurafe ile bilimin yan yana gelemeyeceğini anlatıyor.

Onun için bu tür söylemleri yanlış yorumlayarak kendi dar çerçeveli yoksul bilgi kırıntılarına dayanak yapmaları şark kurnazlığının bir göstergesi olabilir!

Yanlış anlayışlara Einstein'i gerekçe göstererek yapılan bazı yanlış algıları önlemek gerekir.

İbn-ı Haldun'un bir toplumu nasıl batacağı hakkındaki varsayımları daha mantıklı ve geçerli olmasına karşın Einstein'e atfen anlatılan yukarıdaki söylem sadece "dinci" denilen yobaz güruhun sığınabileceği bir varsayım olarak algılanabilir!

Toplumun değerlerini kaybedip çökmeye yönelmesini, "...toplumsal çürüme..." olarak ifade eden İbn-ı Haldun daha mantıklı bir yaklaşım içindedir. Bunun sonucu aslında var olan dini bağnazların/dincilerin İslam'a verdikleri tahribatın kısaca ifadesidir.

Din önce kendini kurtarmalıdır, çünkü onun kurtuluşu da bilimle ancak mümkündür. Esasında Einstein'in vurgulamak istediği husus budur.

Eğer Müslümanlar dinlerini dinci yobazlardan kurtarabilirlerse daha sağlıklı düşünebilirler. Bilim dine muhtaç değil fakat din bilime muhtaçtır.

Din bilime değil, dincilik yapanlarla çatışır, gerçek dini mecrasından saptıran dinciler olup esas dini engellediğinden İslam toplumları bugünkü haldedirler.

***

Uygarlaşma, gelişme, ileri toplum olma arzu ve istekleri ile "akıl", "din", "bilim" arasında bir ilişkiye bağlamak ve buradan bir çıkış aramak yanlış bir varsayımdır.

Din ve bilim ile ileri toplum olma arasında bir ilişkilendirme yapmak mümkün mü?

İster tarihsel ister yöresel olsun, neden ne için sebep ne temel bağlamında din ile bilimin bağlı olarak gelişmenin birbirleriyle ilişkilendirilebilecek değerler olmadığı kanısındayım.

Ne sebep ne de sonuç olarak birbirleriyle ilişkilendirilebilir.

Biraz daha derinlemesine irdelendiğinde ne bilim dini destekler ne de köstekler. Dinin de bilim için aynı durumda olduğunu bilelim. Her ikisini de aynı tartışma platformuna taşımak her ikisini birlikte ele almak doğru bir yaklaşım olmadığı kanısındayım.

***

Din ve bilim birbirinden çok farklı olgular olmasına rağmen birbirleriyle ilişkilendirilmesi ilk yapılan hatadır. Vahiye dayanan din; bir kabuldür, itaattir, inançtır, sorgusuz sualsiz inanmaktır.

Bilim ise şüpheye dayanır; akıl yürütme vardır, nesnel ve deneysel kıyaslamaya, gözleme, ispata, tekrarlanabilirliğe dayanır.

Hipoteze dayanan bir varsayım işleminin yürütülebilirliği ile "vahiyle" ifade edilen soyut değer nasıl kıyaslanabilir, nasıl aynı platformda tartışılabilir?

Ne bilimin dinle ne dinin bilimle ne de onların etken sonuçlarıyla bir ilişkileri vardır. Dahası dinle bilim arasında diyalektik bir ilişki de yoktur.

Bilim bağımsızdır dinden, dinin üstlendiği görevleri olumlu ya da olumsuz etkileyebileceği bir katkının olduğunu düşünmüyorum. Dinin doğru anlaşılması için bilimin kullandığı yöntemlerin kullanılması bilimin dini etkilediği anlamı çıkmaz. Dinin dayandırıldığı temel yanlışlık, hangi dinde olursa olsun, yaratılan ruhban sınıfının hükümranlığının ya da maddi ve manevi sömürgenliğinin devamını sağlamaya hizmet etmesidir. Bu yanlışın gönüllü figüranları aldatılmış cahiller ve devamının istedikleri cehaletin varlığıdır.

***

Bilim olmadan gelişme olmaz.

Bilim çarşıda, pazarda, markette satın alınıp eve getirilen nesnel bir değer değildir. Bilim bir kültür işidir, itibar görmediği, sevilmediği yerden durmaz, gelişmez, tıpkı mümbit bir toprakta filizlenip fidana sonra meyve veren olgun ağaca dönüşmesi için uygun ortam ister, bulamayınca gelişmez, olan beyinler de göç eder!

İslam ülkelerin bilimden uzaklaşmasıyla çöküşleri de başlar.

Genel kabul gören çöküşün başlangıcı Emevilerin iktidar olmasıyla başladığı yönündedir. Emevilerin İslam’a katkı yaptıkları yönündeki varsayımlar doğru değildir.

Emeviler İslam'ı çıkar ilişkilerini güçlendirmek, siyasi güç olarak kullanmak, iktidarda kalmak için kendi anlayışlarına göre eğip bükmek sıradan eylemleri olmuştur.

Tüm saldırılarında ana hedef ganimet sağlamak için zenginlikleri talan etmek ve Arap milliyetçiliğini öne çıkarmak olmuştur.

Din merkezli her türlü istismar ve yaz-boz eylemlerine uyumlu olacak şekilde medreselerde okutulan tüm pozitif bilimler eğitim programlarından kaldırılmış siyasi gücün emirlerine ve çıkarlarına uygun dini vecibeler uydurulmuş, Arap kültürünün "din" olarak yayılmasını sağlamışlardır.

***

Dört halife döneminden sonra egemen güç olan Emevi saltanatının kurduğu yalan ve hileye dayalı sistemi sonradan gelenler devam ettirmişlerdir. Bu bozuk uydurma düzen, İslam'ı kabul etmiş tüm toplumlarda yine icat edilen bir kısmı anlamlı bir kısmı çakma değerde olan mezhep, tarikat-cemaat mensupları bu sahte uydurma dine dört elle sarılmış özellikle Arap gelenek ve göreneklerini, kültürünü "gerçek İslam" diye algılamış ve yaymışlardır. Uydurulmuş bu din anlayışın gerçek İslam gibi gösterip cehalet bataklığında debelenen zavallı, dogmatik inançlı halkı sömürmek için din kullanılmış, sömürülmüşler.

Bugün bu ülkede binlerle ifade edilen tarikat ve cemaatlerin topluma verdikleri nedir, ne olabilir?

Bunların ürettiği bir ürün var mı?

Sülükler olarak halkın sırtında kan emicidirler.

Bu sömürgen tarikatlar ve cemaatler bu ülkede hala en üst düzeyde artarak devam ediyor olması ülkem için büyük bir talihsizliktir...

Dahası, bu yalan yanlış sistemi deşifre edenler, anlatanlar, yazanlar yani gerçekleri söyleyenlere saldırılmakta bir bahane ile çamur atılmakta ve karşı mücadeleden geri durması sağlanmaktadır. En hafifinden tarikat sömürgeciliğini yazan ve anlatanlara bir yafta bulup değersizleştirmeyi sağlamaktadırlar.

***

Sonuç olarak şunları söylemek mümkündür;

Din, bilim ve bağlı olarak gelişmişlik, her birinin temel kural olarak kendi sınırları içinde tartışılması gerektiği, o takdirde daha doğru ve anlamlı sonuçlara varılabilir.

Bu konular tartışılırken her birinin toplumsal, kültürel ve siyasal şartlara göre değişkenlik gösterebileceği, her birinin bu etkenlerden soyutlanamayacağı düşüncesi öne çıkar.

Din, siyasallaştırılarak İslam toplumları kokuşmuşluğa sürüklenmiştir.

Din marketçiliği, din ulufeciliği, din ikbalciliği, din makamcılığı, din liyakatsizliği tavan yapmış her yönüyle çökertilmiş cahil bir toplumu çok kolay sömürmek, onların oyunu alarak devletin kaynaklarını hortumlamak, her türlü yolsuzluğa ve sömürüye açık hale getirmek sıradan bir olaydır.

Bunun temelinde tarikat kafasıyla eğitilen genç ve çocuk yaştaki kitlelerin her geçen gün sayısal olarak arttığı gerçeğini görmek şarttır. Türk Eğitim-Öğretim sistemi, uydurma vakıflara, tarikat ve cemaatlere karşı mutlaka korunmalıdır. Önlem alınmadığı takdirde ne eğitimde ne öğretimde ne de bilimde istenilen çağdaşlık düzeyine ulaşılabilir. Tarikat ve cemaatlerin etki alanına mahkum edilmiş bir eğitim sisteminde sağlıklı din eğitimi bile imkansız hale gelir. Yozlaşma, çürüme her alanı kaplar. Devleti idare eden kadroların "devlet aklıyla" düşünüp bu gerçeği görmeleri gerekir. Kerameti kendinden menkul bazı aklı evvellerin önerilerine uyup Türk Milli Eğitim sistemi ne cemaatlerin ne tarikatların ne de dinci vakıfların insafına terk edilebilir. O takdirde bırakalım bilimsel düşüncenin yayılması yarım yamalak yapılan din eğitimi ve öğretimi de çöker.

Bu sömürgenliği tarikatlar, cemaatler, siyasi partiler, vakıflar, dernekler, isimli/isimsiz menfaat lobileri din merkezli eylemleri öne çıkararak yapmaktadırlar.

İslam'ın bir Arap dini ve kültürü olduğunu eylemsel olarak uygulamaları Arap dışındaki toplumların "Kuran-ı kerimi" Arapça okumaya zorlamaları ve onun dışında bir dilde okunmasının "günah" olduğunu söyleterek dogmatik düşüncelerin esiri olmuş cahil kitleleri kolaylıkla sömürmeye devam ederler.

En somut örnek, ülkemdeki adı artık "diyanet" değil "hıyanet" olarak anılmaya başlanan bir kuruluşun üretmeden tüketen bir sülük kuruluşun ülkeyi ağ gibi sarmış molla kılıklı kadrolar aracılığıyla Emevi saltanatından kalan din diye Arap kültürünü yayamaya devam ediyorlar.

Bu ne gerçek İslam'la ne akılla ne bilimle izahı mümkün olan bir kültür sömürgeciliğidir.

Bunun farkına varalım.

R. Demir, Dağbeli (7/7/2021)

 



YAZARLAR

  • Cumartesi 28.7 ° / 16.4 ° Açık hava
  • Pazar 27.2 ° / 16 ° Bulutlar
  • Pazartesi 26.3 ° / 13 ° Bulutlar
  • BIST 100

    1.480%1,68
  • DOLAR

    9,6155% 1,21
  • EURO

    11,2278% 1,34
  • GRAM ALTIN

    552,90% 1,41
  • Ç. ALTIN

    912,285% 1,41