Mehmet Doğan Karakuş - Muhabbet Yelleri


HORTLAK


Yaz günleri dağkolu köyleri gençlerinin iki işi vardır. 

Sarı sıcakta tarlada çalışmak!

Tarla taşlıdır.

Tarla çakır dikenli, buturaklıdır.

Geceleri sinemaya gitmektir ikinci işleri, iş belledikleri.

Bütün gün yorulan köy çocukları, kasabanın yolunu daha akşamın alacalığı çökmeden yazı, dağ, tepe, dere gün ışıklarını yitirmeden tutar ki; tek eğlenceleri olan sinemayı kaçırmasın.

Islıklar, kuş öykünmeleri, aynalı haberleşmeler, saç taramaları, el kol ışmarları... Analarına yalvar yakar ütülettikleri Pantolon, gömlek; tükürdükleri bezi ayakkabılarına sürerek parlatmaya çalışmak... Dağkolu köylükleri delikanlılarının şevkle yaptıkları işleridir. Göz açıp kapayıncaya dek yunup paklanır, temiz giyitlerini giyer, yürürler bayır aşağı; Toros ayaklarının dev dev bileklerinden kasabaya doğru. 

Kasaba ışıl ışıldır.

Sarı ipiltili lâmbalar göz kırparcasına sarı sarı yanarlar. 

Sarı sarı ışık balkımasına arada bir bembeyaz neon lâmbaların ışıkları da karışır.

Kasaba yerlileri, Savrun çayını dizginleyen set üstündeki gezintilerini bitirmiştir. En önde babalar, ardından oğlanlar, onların ardından da sandıktan yeni çıkarılmış entarilerinin lavanta, gül, menekşe kokuları saçtığı ağır, nazlı, ürkek yürüyüşlü kızlar, artlarından da anaları çığırtkanların, ışıkların, göz süzmeli bakışların hengâmesini duya duya, daha bir salına salına, önceden alınmış sinema biletlerini gösterip, kapıdaki biletçinin saygılı, başı öne eğik;

“Aile yerimiz hemen sağ tarafta!” uyarmasıyla yazlık sinema salonuna kuğuca bir süzülüşle girerlerdi. Ne iç çekmeler, ahlar, oflar arasında girerlerdi, duyarlar, görürler miydi bilinmez amma, genç kızların gözlerinde bir memnuniyet ışığı, yüzlerinde gülücük parıltısı hep görülmüştür.

Kasabanın delikanlıları biletçinin yerinde olmak isterdi.

“Gâvur filmlerinin en gâvuru burada! Otuz iki kısım tekmili birden! Renkli sinemaskop!” diye bağıran çığırtkanlara kızların, çok seyrek de olsa;

“Aşk sahnesi bol mu?” sorusuna;

“Bir deste mendil al abla! Dün bu filmi seyredenlere mendil mündül kâr etmedi!” karşılık verenin kendileri olmasını öylesine ister hallilerdi ki...

Böyleydi, kasaba sinemalarına giriş.

Renkliydi.

Kokuluydu.

Aşk aşktı.

Gece yarısına doğru film bitip de kentli, köylü evlerinin yolunu tutarken, gönül koydukları bir kıza anlamlı bakış fırlattıktan sonra şakalar, eğlenceli sataşmalarla devam ederdi yaz akşamları yolculuğu. Fıkra anlatılır mıydı bilmem. Çokça yaşınılmış bir olayı güldürü kıvamına getirip getirip anlatanlar; güldürü kıvamında ilgiyle dinleyenler olurdu.

Şabaplı köyü kasabanın dışındadır. Yanıbaşında. Seslensen duyulur bir uzaklıktadır. Şabaplı köyünün ilerisinde, Toros ayaklarını kesen Savrun çayı şırıl şırıl akar. Hemen yanıbaşında ağaçlarla kendini örtmüş bir bahçe, bahçenin yanında ince, dar, tozlu mu tozlu bir keçi yolu Dikirli köyüne uzar gider. Gençler de bu yoldan giderler, gece olsun, gündüz olsun, köylerine. Ayakları, ruhları, her bir yerleri alışıktır yola, yoldaki bahçeye. 

Gençler, aralarında korkan kişiler olduğunu bildiklerinden ötürü hortlak heyk'âları anlatır.

Korkanlar, korktuklarını belli etmeden sıkar durur kendilerini.

Korkusuz olanlar görür korkanların pısmış, korkak hallerini.

“Veh!” diye bağırır, avuç içlerini birbirine vurarak.

Yankılanır.

Kulaklara şaplak sesiyle birlikte “Veh!” diye bağırtıları geri geri gelir. Gelir gelmesine de; Savrun çayını geçmeden bir bakarlar ki, yolun ortasında bembeyaz bir adam tipi uzanmaktadır. Bu kez, korkmayanlar irkilir. 

“Durun!” diye bağırır içlerinden biri;

“Hortlak var!”

“Hortlaklar suyu geçemez.” der bir başkası.

“Duralım!”

Dururlar. Dururlar durmasına da sabaha vakit çok, sabahın sonunda yapılacak iş de çok.

Şaşırırlar.

Bembeyaz, kefen beyazlığında, adam iriliğinde, sös söbe yatan biri olsa olsa  Hortlak olur.

Hortlak heykâlarının en ünlüsü Es'oğlu hortlağı heyk'asıdır hani.

Akıllarına getirirler.

Getirdikçe korkarlar.

Tam burada, Savrun'un kenarında, daha suya varmadan. Varmadan bir hortlak terkine sıçrar biner atın. Der ki;

“Es'oğlu! Şimdi yakaladım seni.”

Es'oğlu kılıcını çeker, başını gövdesinden ayırır hortlağın. Hortlak başsızdır ama konuşur. Tam bu sırada suya ermiştir at. Savrunun suyuna. Başsız hortlak iner terkiden;

“Şimdilik kurtuldun Es'oğlu!”

Derler ki bilumum Toros köylükleri;

“Hortlaktan nasıl kurtulunur?” 

Saçı, sakalı bembeyaz pir-i fâni der ki;

“Ey oğullarım. Evlatlarım. Kızlarım. Eğer ki hortlağın başını bedeninden ayırıp, bedenini de gömerken, bacaklarının arasına başını koymazsanız o hortlak bir daha bir daha dirilir, karşınıza çıkar...”

Bir korku ki... Bir korku ki yüreklerde, gümbe de güm güm ata ata uyuyakalırlar.

Sabah! 

Sabaha çok var.

Gün ışıyınca kaçar hortlak, korkar gün ışığından, bir de sudan. Suyun ötesine geçerlerse... Geçmelerinin mümkünatı yoktur. Gençler Şabaplı, hortlak Dikirli yamacında kalakalırlar.

Birbirlerine yaslanıp sarılıp uyurlar. Biri uyanır. Bakar ki o beyaz örtülü adam cismindeki olduğu yerde yatmaktadır. Bembeyaz, sös söbe hem de. Dürter herkesi. Uyandırır.

“Ulan!”

“Ne var?”

“Bak! Hortlak yatıyor!”

“Yatmaz lan!”

“Gün ışıyınca hortlak mortlak kalmaz oğlum!”

“Bu ne peki?!”

“Gidip soralım!”

“Soralım!”

Besmele, dua eşliğinde Savrun çayını geçerler. Adam yatıyor. Sös söbe. Başı gözü sarılı. Bir tekme vururlar böğrüne. Hani, uyanması için.

“Hıh!” der adam, başını çıkarır örtüden.

“İn misin, cin misin?!”

“Ne inim, ne cin. İnsanım!” der adam, oturumuna gelip de.

Adam anlatır. Bir top kahkaha Toros ayaklarından yukarı, kızıllığını salan gün ışıklarına dek patlar. Meğer adam üvezden (sivrisinek) korunmak için çıkmış yola, cibinliğe bürünüp, bembeyaz, sössöbe yatmış. 

Gençer yaşlanıp yaşlanıp da oradan geçerken, hortlak heykâlarından korkanlara anlattıkları hortlak heyk'alarından da çok korktuklarını kimselere söylememişler. Derler ki, Savrun çayı oradan bir yarım dönemeçli akar. Akarken, çakıl taşlarına sürüne sürüne akar. Bu sürüne sürüne akışta, o gençlerin haline kıs kıs gülüp, bıyık altından gülüp gülüp de alay etme halleri vardır. Bu yüzden, akağını değiştirmiştir Savrun çayı.

Öyle derler.

Bir top kahkaha durur Toros yamacında.

Delinanlı kahkahasıdır.

 



Mustafa Erdem
22.06.2021 10:14:18
dehşete düşttüm bu anlatınları ben genlğimde çocukluğumda yaşadım ayna gibi karışmada bu yazı ile geçmişim. çok güzel bir yazı..

YAZARLAR

  • Pazar 35.6 ° / 22.6 ° Açık hava
  • Pazartesi 35 ° / 22.2 ° Bulutlar
  • Salı 33.5 ° / 21.2 ° Bulutlar
  • BIST 100

    2.554%0,43
  • DOLAR

    16,8806% -2,72
  • EURO

    17,8246% -2,48
  • GRAM ALTIN

    987,71% -2,77
  • Ç. ALTIN

    1629,7215% -2,77