Sabri Galip Nakipler


İKİNCİ YENİ  (ANLAMSIZ ŞİİR)  REZALETİ

SANİYE VİLDAN GÜZEL HANIM KIZMAZ UMARIM


SANİYE VİLDAN GÜZEL HANIM KIZMAZ UMARIM

Saniye hanımla birlikte Yeni Adana gazetesinde yazmamız, her zaman birbirimizin yazdıklarını onaylama anlamına gelmez kuşkusuz. Bu cümleden olarak, Saniye Hanımın, birkaç gün önceki köşe yazısına itiraz etme zorunluluğunu duydum:

Genel çerçeve olarak şunu söylemek istiyorum:

“İkinci Cumhuriyet” gibi “İkinci Yeni” diye bir akım uydurdular, Batı’nın Dadaizm ve Sürrealizm’ini ölçü ve rehber kabul ederek. Uydurmakla da kalmadılar, lise edebiyat kitaplarına boca ettiler. Öğrencilerin beyinlerine “Bunlar Türkiye’nin en büyük şairleri” diye tek tek çaktılar. Bu kişilerin, tartışmasız şair olduklarına herkesi inandırdılar, daha doğrusu herkes inanmak zorunda kaldı.

Öğrenci, üniversite giriş sınavlarında çıkan sorulara bu bilgi yüklemesiyle yanıt verecek, veriyor. Temsilcileri olan üç beş şairi, sınavda ‘bunlar şair değil’ diye düşünürse o sorudan puan alamıyor çünkü.

Sonra birisi çıktı, ‘bu akımın adı  “Anlamsız şiir “olsun’ dedi, oldu.

Nasıl yani?

Basbayağı. Şiir olacak, fakat anlamı olmayacak. Yumurtasız omlet gibi. Bunun dayatmadan farkı yoktur. Ne yazık ki bu dayatma kabul gördü.

Arkasından gazetelerde, dergilerde, televizyonlarda, radyolarda, tiyatrolarda bir ‘güzelleme kampanyası’ açıldı.

İlkeleri şöyle ‘İkinci yeni’ akımının :

Dilbilgisi kurallarını bozabileceksin,

Yazdığın iki dizenin birbiriyle ilgisini keseceksin.

“Dize” kavramını da işine geldiği gibi kullanacaksın. 

Anlatımı kolaylaştıran “Noktalama imleri”ni silip atacaksın.

Dize başlarında büyük harf kullanma alışkanlığını bırakacaksın.

Bir şey anlatmayacaksın, anlatıyormuşsun gibi yapacaksın, karşındaki şartlanmış beyinler anlıyormuş gibi yapacak, ama aslında bir şey anlamayacak. 

  • Bu kadar kolaysa herkes yazar o zaman!
  • Yazsın tabi. Nitekim yazıyorlar da.

Böylece ortaya cilt cilt eserler (!) çıktı, tezler çıktı.

Atatürk’ü bırakıp -bırakıp değil lanetleyip adeta- Serbest Fırka’ya akın akın katılan halkımın seçimi gibi, kabul ve onay gördü.

Yani iyiyi kov, kötüyü yücelt.

Faydalıyı it, zararlıya yapış.

Örnek çok:

Rahmi Turan’ın babası Süleyman Demirel, büyük devlet adamı, cumhuriyete demokrasiye gönülden inanan bir LİDER olarak, Sözcü’de allanıp pullanıyor sürekli. Niye?

Demirel, Rahmi Turan ile fotoğraf çektirdi diye. Dış görünüş bu. Halk adamı!

İç görünüş nasıl? Felaket!

Semtler, mahalleler, hatta şehirler bunun zamanında “Kurtarılmış bölge” haline getirilmişti çeşitli fraksiyonlarca. Bunun zamanında banka soygunları, cinayetler, eş dost akraba kayırmaları başlamıştı. Hayali ihracat, bu LİDER’in (!) zamanında ilk kez ortaya çıkmıştı. Asker, bunun zamanında müdahale etme gereği duymuştu yönetime. Pahalılık, enflasyon, geçim sıkıntısı bunun zamanında tavan yapmıştı. Bir kitabın fiyatı, bunun zamanında 1.000.000 lira olmuştu. Bir bağ maydanoz bunun zamanında 250.000 Tl. idi.

“Bana milliyetçiler cinayet işliyorlar dedirtemezsiniz”  tümcesini, bu adam ilk defa dile getirdi. Budur, her Cuma namazı sonrası basına demeç veren. Gencecik insanlar, bunun zamanında idam edildi.

Hizmetleri (!) saymakla bitmez.  Ölümünün 6. yılında, avukatı Yaşar Topçu, “Demirel büyük bir fikir adamıydı” demiş. (Sözcü 17.Haziran.2021) Sallamak serbest tabi. Hiçbir cezası yoktur, tam aksine getirisi vardır.

Gerçeği ört bas etmek, kötüyü sürekli iyi göstermek, ‘İkinci yeni’nin halkımıza attığı kazığın sonucudur. Çünkü o da kötüyü ve çirkini baş tacı ediyor, bu da. 6 defa gidip, 7 defa gelmesi, büyüklüğünün işareti gibi gösterildi. Demirel şimdi  vazgeçilmez bir politikacı konumunda. Hüsamettin Cindoruk da Emin Çölaşan’ın halası oğlu olduğu için duayen siyasetçi. Cindoruk, Demirel’in suç ortağı aynı zamanda.  Ayrıca, Menderes’i Yassıada’da Talat Asal ve Burhan Apaydın ile savunan adam. Niye indiriyorsun, niye savunuyorsun? Bütün bu yanlışları doğru göstermek ‘İkinci yeni’ yüzünden işte.

Mantıksız, akılsız, iz’ansız senaryolarla çekilen dizi filmler, yüzbinlerce seyirciyi televizyon ekranlarına kitliyorsa tek sebep,  gene ‘İkinci yeni’dir.

“Esnaf, Akşener’i AÇIZ AÇ pankartıyla karşıladı  (Sözcü 4.Haziran.2021) Esnafın, kime şikayet etmesi gerektiğini bilmemesinin de müsebbibi ‘İkinci yeni’dir. Aynı günkü gazete “Millet İttifakı” ile “Cumhur İttifakı” arasındaki farkın 4.6 puan yükseldiğini yazıyor. Ülkenin altını üstünü hallaç pamuğu gibi atan iktidar, denizini, toprağını, havasını zehir ettiği halde yurdum insanının hala göz bebeği.

Bir terslik görüyor musunuz? Görmüyorsunuz değil mi? Görmemeniz de ‘İkinci yeni’ yüzünden.

İmamzade, birkaç gündür Malatya, Adıyaman ve Gaziantep’te kalabalıklara sesleniyor. Fol yok yumurta yok’tan ziyade, Bayram değil seyran değil, eniştem …. hesabıyla. Bugünkü yönetime muhalif, liseden avukat arkadaşım -İkimiz de Adıyamanlıyız ya- Celal Kızılkaya bir mesaj göndermiş telefonuma: “İmamoğlu, Akp’nin kalesi Adıyaman’da muhteşem bir miting yaptı.” diyerek bir yaraya parmak basıyor. İktidar karşıtları için sevindirici. İstanbul Belediye Başkanı Adıyaman’ı fethediyor. İnanacaksın. İşte tam burada ‘İkinci yeni’ devreye giriyor:

Ey İmamzade! Yahu ne işin var bu bölgelerde? Senin başını kaşıyacağın zamanının olmaması lazım. İstanbul’u pislik götürüyor, yığınla çözülmesi gereken sorunu var. Akp’den devraldığın belediyenin hiçbir yolsuzluğunu bulamadın. Bravo sana. Efendim, yolsuzluk dosyalarını çıkarmış da iktidar, soruşturulmasına engel oluyormuş da!  …mış da. …miş de. Geç bunları geç. Genel başkanının görevini durduk yerde niye üstleniyorsun?  Cumhurbaşkanlığı yatırımı içinse hayal görüyorsun. Benden söylemesi. Belediye seçimini bile Chp olarak tek başına kazanamadın. Bu ayıp sana yeter de artar.

İşte, bu gezileri normal karşılamak ve sessiz kalmak da ‘İkinci yeni’nin alışkanlığıdır kuşkusuz.

İyiyi kovan, kötüyü iyi diye yerleştirmeye çalışan zihniyet, insanları böyle uçurumlara itiyor.

Size bir örnek; İlhan Berk bey yazmış:

“Neydi o güneş o sular güneşi çıkı çıkıveriyoruz

Ben seni alıyorum seni cumartesi çocuğu soyuyorum

Birden bir yerlere gidiyoruz bir yerlerden geliyoruz

Bungun karası bak diyorum acunsuzluk önün

                                                                          diyorum

Hiç yokken böyle diyorum böyle güzel diye diyorum

Sonra birdenbire sen yoksun işte birdenbire yoksun

Bakıyorum Amerikan bir gök sıkılıyorum kalkıyorum

              Sen yoksun ya seninle binlerce yerim yok

(….)

                                                         (Galile Denizi)

Kitabın adı da güzel. Yerim olsaydı size ne güzel şiirler aktaracaktım

 

Bu saçmalamaya şiir dedin mi, yukardaki örneklere de doğru demek zorundasın, buna düz yazı da diyemezsin. Hiçbir şey diyemezsin. Kimi edebiyat tarihçileri, kimi dergi yönetmenleri bu ve buna benzer öksürükleri şiir diye yutturmaya çalıştı yıllarca, hala çalışıyor da. Birinci yeniciler (Garipçiler)  de aynı kafadaydı.

“Sanatmış, uyakmış, ölçüymüş… geç bunları” dediler.  “Ağzına geleni diline düşeni söyleyeceksin, zorlanmayacaksın, konuşur gibi söyleyeceksin, yazacaksın” dediler. Ve dedikleri oldu.

Örneğin:

“Neler yapmadık şu vatan için

Kimimiz öldük,

Kimimiz nutuk söyledik.” (Orhan Veli)

 

Eğer bu tespit bir şiirse,

O zaman şu tehdit de bir şiir :

“Bunlar daha iyi günleriniz,

Daha neler olacak neler…

Bizim mahallenin delileri çoktur.”  (Recep Tayyip bey)

Behçet Necatigil’in, Lise edebiyat kitaplanı da girmiş Kır Şarkısı da rahat söyleyişlerin bir örneği :

“Tam otların sarardığı zamanlar

Yere yüzükoyun uzanıyorum

Toprakta bir telaş, bir telaş

Karıncalar ötedenberi dostum.

Ellerime hanım böcekleri konuyor

Ne şeker şey onlar

Uç böcek uç böcek diyorum

Uçuyorlar.

Pan’ın tenefüsü bile

Ilık okşamakta yüzü.” diye devam ediyor.

Biri Amerika’yı soktu şiire, bu da Pan’ı soktu.

Necatigil, yere yüzükoyun uzanmaktan çok, sırtüstü yatmış olmalı. Çünkü yüzükoyun yatarken etrafındaki gelişmeleri görmesi biraz zor gibi geliyor bana.

 

“Bu sabah annemi çok özledim

O anda annemi özlemeyi özledim

Çay mı koyuyordum

Yoksa çaydanlığı mı ateşe sürüyordum

Telaş telaş düşündüm:

Onu bir daha görecek miydim

Sesini duyacak

Bir çay da ona koyacak mıydım?

Sevinçle anımsadım:
“Annem şimdi uzakta

Ama beni

Uzakta da olsa sevebilir

Adımı verebilir

Bir anı – bebekliğimden-

Yalansız anlatabilir”

ŞÜKÜR ANNEM HAYATTA!

Lüsan Bıçakçı

Saniye hanım, köşesine bu şiiri almış. Bıçakçı, çaydanlıkla cezveyi karıştırsa da, bir şeyler söylediği için bu dizeleri şiir diye okuyucusuna aktarıyor.

Saniye hanımın gerek Bıçakçı, gerekse ondan sonra alıntıladığı şiirler de şiir değil. Cahit Külebi, Turgut Uyar, Behçet Necatigil aynı ağacın yaprakları. Hiçbirinde yeni bir söyleyiş, yeni bir buluş, yeni bir ses, yeni bir ezgi yok; bulamazsın.

Fazilet Por hanımın geçenlerde annesine yazdığı düz yazıyı onar satır, on beşer satır alt alta yazın, o düz yazıdan epey şiir çıkar.

Çetin Altan’ın, Can Dündar’ın, Yakup Kadri’nin, Zülfü Livaneli’nin bazı  köşe yazıları da öyle; her tümceyi dize kalıbına dök,  Ece Ayhanları, Ceymal beyleri, Edip Canseverleri ona katlar.

“Birinci yeni” ve “İkinci yeni” cilerin, örneğin “hasret”i işledikleri şiirlerinin hiçbirinde

Taşa verdim yanımı,

Toprak emdi kanımı.

Azraile borçlu kaldım,

Canan aldı canımı

Ya da

Mendilim işle yolla,

İşle gümüşle yolla.

İçine üç elma koy,

Birini dişle yolla.

anonim halk türkülerindeki güzel söyleyişi, güzel buluşu, güzel ritmi bulamazsınız, hepsi yaya kalır bu koşuda. Bir Karacaoğlan’ı, bir Erzurumlu Emrah’ı, bir Harabi’yi, bir Aşık Veysel’i geçemez hiç biri. Geçmek için çabaları da yoktur zaten. Nasıl olsa her yazdıkları şiir oluyor. Çünkü özen yoktur, emek yoktur, saygı yoktur.Çelişki, bundan kaynaklanıyor. Edebiyat tarihçilerinin, kendisini edebiyat otoritesi sayanların her söylediğini tereddütsüz doğru sayan bir alışkanlığımız, bir ezikliğimiz, bir tapıncakçılığımız var.

İşte bu otoritelere göre

İstiklal Marşı, (Mehmet Akif Ersoy) şiir değildir,

Bingöl Çobanları (Kemalettin Kamu) şiir değildir,

Han Duvarları (Faruk Nafiz Çamlıbel) şiir değildir.

Ya nedir?

Manzumedir.

Manzume nedir?

Ölçülü uyaklı şiir. Küçümsemeyi görüyorsunuz değil mi?

Çok eskiden Türkçe kitaplarının yanında bir de Ek Okuma kitabı okunurdu. Ben orada rastlamıştım Rudyard Kipling’in o meşhur “Eğer” yazısına.

Şimdi bu yazıya otorite şiir diyor.

 

“Büyüklerimiz bizden iyi düşünür, onların her dediği doğrudur” şablonu, sığındığımız kucaktır. Politikada, sanatta, ailede, her yerde…

“İslam, güzel ahlak ve barış demektir” sözü de ‘İkinci yeni’ dayatmasına benzer. Muhammet, 63 yıllık ömrünün, peygamberliğini ilan ettiği 40 yaşından sonraki 23 yıllık bölümünü, toplam sayısı 101 olan savaş, gazve, baskın, kuşatma ve seriyyelerle geçirmiştir. Buna karşın İslamın barış dini olduğuna inanılır. Muhammet’ten sonra da Müslümanlar barış yüzü görmemiştir halbuki. Emevi, Abbasi, Osmanlı dönemleri dahil. Bugün de Ortadoğu, Afrika, Asya ve Uzakdoğu’daki 57 İslam devletinde “Barış”ın B’sine rastlanmaz, rastlayamazsınız. İslamın doğduğu Suudi Arabistan’da da barış yoktur. Kaşıkçı cinayeti, dünya çapında kınanan bir olay oldu. Bu ülkenin bayrağına bakarsanız, üzerindeki resim, size gerçeği söyler. Ama gene de kime sorsan ‘ İslam Barış dini’dir.

“İslam, güzel ahlak demektir” söylemine gelince, güzel ahlakın ve islam devleti kurma özleminin ve hayalinin temsilciliğini yapan Akp iktidarı, bunu en güzel bir biçimde sergiliyor. Hem dindar ve kindar nesil yetiştirecek hem de Ortadoğu Projesini hayata geçirecek. İkisi bir arada nasıl oluyorsa?  

Durum vaziyet böyle…

Tekrar şiire dönersek :

ŞİİR, AYRI BİR KATEGORİDİR.

Biz; Duvar yazısını şiir diye kabul ediyoruz,

Kamyon arkası yazılarını şiir sanıyoruz,

Vecizeler (Özdeyiş) hemen şiir kılığına giriyor kafamızda.

Bir slogan, şiir oluyor.

Herkesin yazabileceği, şiir değildir.

Şiir emektir, sanattır.

Adıyaman Lisesindeki edebiyat öğretmenim Haydar Berköz’ün tanımlamasını hiç unutmam:

“Kafiye (uyak), şiirin vazgeçilmez unsuru değildir. İlla kafiyeli olsun diye şiir yazmak abesle iştigaldir.

Tren geliyor düt,

Ben içiyorum süt.

mısralarını (dizelerini)  o zaman şiir kabul etmemiz lazım” demişti.

Gerçekten öyledir. Orhan Veli’nin “Anlatamıyorum”u şiirdir.

“Ben sana hayran

Sen cama tırman” dizeleriyle biten 6 satırlık “Kaside”si şiir değildir mesela.

“Bir başkadır benim memleketim” şarkısının sözleri şiir değildir, saçmadan da ötedir.

Hemen hemen herkes, YouTube’daki türkü, şarkı, konuşma, tartışma ve benzeri videoları izlemiş, altta da konuyla ilgili yorum yazanları okumuştur muhakkak. Doğru tümce yazmayı  bırak, tümce içinde sözcük katliamı yapıyorlar. Sen yorum yazsan ne olur, yazmasan ne olur. Okuma yazmayı bilmiyorsun daha. Çoğunun lise, üniversite mezunu olduğunu sanıyorum. Binali Yıldırım’ın kara tahtada yazı yazmasına benziyor yorumları. Siz hiç gördünüz mü Binali Yıldırım’ın yazı yazarken çekilmiş videosunu? Görmediyseniz, internete girin orda var. Girin de bizi kimlerin idare ettiğini görün.

İşte bunların hepsi ‘İkinci yeni’ yüzünden, biliyor musunuz?

Benim düşüncem bu.

“Sizi bilmem…” Sevgili dostum, değerli kalem Hüseyin Erkan’ın deyişiyle.

Sabri Galip Nakipler

21.6.2021

YAZARLAR

  • Cumartesi 34.3 ° / 25.4 ° Bulutlar
  • Pazar 34.4 ° / 24.1 ° kırık bulutlar
  • Pazartesi 35.1 ° / 23.3 ° Bulutlar
  • BIST 100

    2.858%-0,38
  • DOLAR

    17,9489% 0,06
  • EURO

    18,4031% -0,70
  • GRAM ALTIN

    1.034,0% 0,13
  • Ç. ALTIN

    1706,1% 0,13