Yılmaz AYDOĞAN / BÖYLE GİTMEZ!


‘MİLLİ DEVLET’TEN ‘RANTİYE DEVLET’E (10)


12 EYLÜL VE ÖZAL DÖNEMİ (Eylül 1980 – Kasım 2002)

EMPERYALİZME TAM TESLİMİYET -2-

İthal ikameci sanayileşmenin içine girdiği çıkmazdan kurtulmak için alınan 24 Ocak Kararları zaman içerisinde yapısal bir değişimi Türkiye ekonomisine dikte etmiş, bu süreç 12 Eylül askeri darbesiyle “uyulması zorunlu” bir yükümlülüğe dönüşmüştür. Yeni liberalizmin Türkiye’de kök salması için önemli bir aşama olan 12 Eylül askeri müdahalesi bu süreçte dindar ve muhafazakâr kesimin yeni liberalizmin temsilciliğini üstlenmesine müsaade etmiş, bu aktörler de zaman içerisinde iktisadi, siyasi ve kamusal alanda sisteme eklemlenmişlerdir.

24 Ocak Kararları, ekonomik düzeni serbest piyasa ekonomisine dönüştürmek istiyordu. Basın özgürlüğüne getirilen “özgürlükleri yok edici” sınırlama; siyasal partiler, dernekler ve sendikalar için öngörülen kısıtlamalar, darbe sonrasında tam anlamı ile işverenlere açık bir Anayasa’nın oluşturulmak istendiğini, ortaya koyar.

24 Ocak kararlarının ana hatları şu şekildedir:

  1. TL’de  %32,7 oranında devalüasyon yapılarak serbest kur uygulamasına geçilmiştir.
  2. Devletin ekonomideki payını küçülten önlemler alınmış, KİT'lerdeki uygulamaya paralel olarak tarım ürünleri destekleme alımları sınırlandırılmıştır.
  3. Gübre, enerji ve ulaştırma dışında sübvansiyonlar kaldırılmıştır.
  4. Dış ticaret serbestleştirilmiş, yabancı sermaye yatırımları teşvik edilmiş, sermayenin kâr transferlerine kolaylık sağlanmıştır.
  5. Yurt dışı yüklenici hizmetleri desteklenmiştir.
  6. İthalat kademeli olarak serbestleştirilmiş; ihracat, vergi iadesi, düşük faizli kredi, imalatçı ihracatçılara ithal girdide gümrük muafiyeti, sektörlere göre farklılaşan teşvik sistemi ile teşvik edilmiştir.

Turgut Özal’ın başbakanlığı döneminde, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi örgütlerin gözetiminde Türkiye ekonomisi baştan aşağı bir değişim yaşamıştır. Ülkemizin kapitalizme nasıl eklemleneceği probleminin, içerideki kriz bahane edilerek, dışarıdan yapılan baskıyla dikte ettirildiği bu süreç, sonuçları ve etkileri bakımından Türkiye’de toplumsal ilişkileri de dönüştürmüştür.

1989 yılında Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olması ile birlikte ANAP iktidarı iki başlı hale geldi. Parti içinde hizipler çıktı. 1991 seçimlerinde %27 oy alan Demirel’in DYP’si birinci parti olunca yeniden koalisyonlar dönemi başladı. 1995 seçimlerinde Necmettin Erbakan’ın RP’si %21,4 oyla; 1999 seçimlerinde de Bülent Ecevit’in DSP’si %22,2 oyla birinci parti oldular. 1991-1999 arası yıllar, ülkede bir yandan ekonominin, uygulanan 5 Nisan Ekonomik İstikrar Tedbirleri Programına rağmen dip yaptığı, öte yandan bölücü terörün zirveye ulaştığı yıllardır. 

1984-1996 arasında özellikle ülkenin güneydoğusunda Marksist olduğunu iddia eden “etnik milliyetçi” bölücü örgüt PKK’nın organize ettiği terör hareketleri ile uğraşmak zorunda kalındı. İç göçe dayalı şehirleşme, işsizlik ve yoksullaşma çoook çok arttı.

Bu dönemde milli bağımsızlığın terki yolunda önemli bir aşama olarak 1838 Osmanlı-İngiliz Serbest Ticaret Anlaşması’nın benzeri ve günceli olan 1994’teki Gümrük Birliği Anlaşması’ndan da bahsetmek gerekir. Bu, aynı zamanda Amerikan vatandaşı da olan Başbakan Tansu Çiller’in Türk milletine attığı unutulmayacak bir kazıktır. Yeni bir kapitülasyondur.

5 Nisan 1994’te alınan kararlarla ₺ bir kere daha devalüe edildi. Kamu harcamaları azaltıldı, kamuya personel alımı donduruldu. Emeklilik için gerekli olan prim gün sayısının kalıcı olarak kadınlarda 7200, erkeklerde ise 9000 güne çıkartılması için çalışma başlatıldı. “Özelleştirme” anayasaya girdi. ErdemirTÜPRAŞPetrol OfisiPETKİM, HAVAŞ, DİTAŞ ve Türk Hava Yolları kısmi olarak özelleştirildi.

Kararlar yoğun bir işsizlik yarattı. Gelir dağılımında ücretliler aleyhinde gerilemeler oldu. Sermaye sahipleri uygulanan yüksek faizle kazanımlar elde etti. Devalüasyon öncesinde ABD Doları'na yatırım yapanlar büyük (%73) rant sağlamış oldu. Yaşanan durgunluk birçok firmayı ya küçülttü ya da iflas ettirdi.

1999 yılında kurulan DSP+MHP+ANAP hükümeti çok zor ve etkili kararlar almak, halka acı reçeteler içirmek, düzlüğe çıkış için de Dünya Bankası ve IMF gibi uluslararası kuruluşlara tavizler vermek zorunda kalmıştır. “Liderinin yakalanarak hapse atılması üzerine,”  bölücü terör faaliyetleri dönem sonunda kesin bir mağlubiyete uğratılmıştır.

Kasım 2000 ve Şubat 2001'de yaşanan iki mali krizin ardından, Dünya Bankası’nda yönetici olan Kemal Derviş, bizzat Başbakan Ecevit tarafından Türkiye'ye davet edilmesi üzerine 13 Mart 2001 tarihinde Bülent Ecevit Hükümeti'nde Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı görevini üstlendi. Uluslararası Para Fonu (IMF) ile müzakereleri yürüterek mali krizin en az hasarla atlatılmasını amaçlayan, Türk finans sisteminin radikal bir şekilde yeniden yapılanmasını sağlayan Güçlü Ekonomi Programı'nı hazırladı. Bu programın uygulanması esnasında Cumhuriyet tarihinin en büyük parasal krizinin çıkması, (Gecelik faiz oranı %7500’ü gördü,) 57. Hükümetin sonunu getirdi.

Başbakan Bülent Ecevit'in sağlık durumunun kötüleşmesi ile ilgili tartışmalar altında yapılan 2002 erken seçimlerinde iktidarı oluşturan koalisyon ortaklarının üçü de %10 seçim barajına takılarak parlamento dışında kaldılar.

1989-2002 arası dönemde Yıldırım Akbulut, Mesut Yılmaz, Süleyman Demirel, Tansu Çiller, Necmettin Erbakan ve Bülent Ecevit kısa dönemler için başbakanlık yaptılar. Dönemin belirleyici aktörü Turgut Özal, onun doğrudan yönetim dönemi ise 1983-1990 arasıdır. Bu dönem için Özal’a bir karne verilmek istense denilebilir ki:

Anılan dönemde Türkiye ekonomisi yıllık ortalama %5,2 oranında büyüdü. Toplam dış borç 20,65 milyar $’dan 49,04 milyar $’a ulaşarak iki katından fazla arttı. 1983 yılında 280 ₺’den devralınan $ kuru 1990 yılı sonunda 2.927 ₺’ye ulaştı. Enflasyon yıllık olarak hep %30 - %70 gibi yüksek oranlarda seyretti; bunun sonucu olarak da dar ve sabit gelirliler hep kaybeden taraf oldular.

Özal, dışa dönük bir yaklaşımla, “korumacılık ve ithal ikamesi” yerine rekabetçi bir sanayileşmeyi benimsedi. Ülke ekonomisini uluslararası sermaye ile bütünleştirmek, ödemeler dengesini ve döviz darboğazını aşmak amacıyla IMF ve Dünya Bankası ile istikrar politikaları adı altında, yapısal uyum programlarını devreye sokarak, sosyal devleti öldürdü.

1985'ten itibaren 244 kuruluştaki kamu hisseleri, 22 yarım kalmış tesis, 386 taşınmaz, 6 otoyol, 2 boğaz köprüsü, 103 tesis, 6 liman, şans oyunları lisans hakkı ile araç muayene istasyonları özelleştirme kapsamına alındı.

 



YAZARLAR

  • Çarşamba 7.5 ° / -0.3 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 7.1 ° / 0.4 ° Bulutlar
  • Cuma 9.3 ° / 5.5 ° Dağınık bulutlar
  • BIST 100

    2.042%3,14
  • DOLAR

    13,4170% -0,83
  • EURO

    15,2711% -0,30
  • GRAM ALTIN

    794,09% 0,59
  • Ç. ALTIN

    1310,2485% 0,59