Cumali KARATAŞ


THM’NİN İLK PROFESÖRÜ CAN ETİLİ ÖKTEN’LE GÖRÜŞTÜK


Adana Görmezler Derneği’nden İstanbul Belediyesi Konservatuvarı’na uzanan müzik yolculuğunda, “Yurttan Sesler”le birlikte, TRT İstanbul Radyosu’nda “Türkü Defteri”, “Bizim Sazımız, Bizim Sözümüz”, ”Hatıralar” gibi iz bırakan programlar yapıp, TRT Derleme Ödülü’nü kazanan Prof. Dr. Can Etili; THM’nin ilk kadın profesörü olmakla sanatını taçlandırsa da, Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Ferrahi’nin ayak seslerinin duyulduğu bu topraklarda doğmuş olmanın kendisine verilecek en büyük iltifat ve unvan olacağına inanırken, Adanalı ve Çukurovalı olmaktan gurur ve onuruyla mutlu olan seçkin bir çok yönlü sanatçımızdır.    

 

 

Mahmut Akan’la başladığı müzik öğreniminde, Prof Dr. Nevzat Atlığ, Melahat Pars, Şefik Gürmeriç, Emin Ongan, Ferudun Darbaz, Nida-Neriman Tüfekçi ve Ahmet Yamacı gibi çok kıymetli  müzik ustalarının emeğinin geçtiği Prof. Dr. Can Etili Ökten, bugün sanat sayfamızın konuğu…

***Sayın Prof. Dr. Can Etili sizinle tanıştığımda, Cumhuriyet tarihinin ilk kadın THM profesörü olmanız nedeniyle bir Adanalı olarak kentim ve insanım adına geç de olsa sizi kutlamak geldi içimden… Adana ve Çukurova’nın bereketli topraklarından ülkemizin Türk Halk Müziği’ne sanatçılığınızla birlikte bu muhteşem doğuşunuz bizler için her zaman gururla anılacak dünya çapında bir ödül olsa gerek… Orhan Kemal boşuna “Bereketli Topraklar…”, Yaşar Kemal “Sarı Sıcak” dememiş… Edebiyat, sinema ve müzik adına dünya çapında önemli olan sanatçılarımızdan biri de sizsiniz… Siz neler söylemek istersiniz bu konuda?

---Karacaoğlan, Dadaloğlu, Âşık Ferrahi ayak seslerinin duyulduğu bu topraklarda doğmuş olmanın bana verilecek en büyük iltifat ve unvan olacağına inanıyorum. Çukurovalı olmaktan gururluyum, onurluyum ve mutluyum. İyi ki bu topraklarda doğmuşum ucundan da olsa sanatçı olarak sanatı Adana Görmezler Derneği’nde tatmışım. Bir hukukçu olarak  adaleti,  insan haysiyetinin temel taşlarından olan eşitliği, insan ve doğa sevgisini, emeğin ne denli kutsal olduğunu bu topraklarda öğrenmişim.

***Çukurova’nın yıldızlı semalarında şöyle bir sanatçı manzarası geçti gözlerimin önünden… Edebiyatta Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Muzaffer İzgü; halk şiirinde Karacaoğlan, Dadaloğlu, Ferrahi; sinemada Yılmaz Güney, Yılmaz Duru, Şener Şen; müzikte Can Etili, Suna Kan, Mustafa Sağyaşar, Ali Şenozan, Aziz Şenses… Denklikte aynı düzeylerde çok değerli yıldızlar… Daha adını buralara sığdıramadığım nice böylesine seçkin bir sanatçı tablosu içinde bulunmaktan neler hissediyorsunuz?

---Çukuru memesinden akıttığı sütle besleyen ve burayı ova haline getiren, doğanın eşsiz cömertliğinin yanı sıra saygıyla saydığınız  edebiyat sanat ve müzik alanında var olan ve var oldukça dik duruşlarıyla, büyük yüreklileriyle Çukurova’yı tarihte, coğrafyada, sanatta özgün bir yere getirmiş olan değerlerimiz gibi benimde bu sütten bir yudum bile olsa nasibini almış biri olmaktan kendimi şanslı görüyorum.

 ***Peki, yıldız olmaya uzanan bu müzik maratonuna Adana Görmezler Derneği’nde mi başladınız? Nerde,  nasıl ve ne zaman oldu müzikteki ilk kıpırtılar? Herhangi bir anısı var mı?

---Müzik maratonuna Adana da, tırnak içinde belirtiyorum o zamanki adıyla “Körler Cemiyeti’nde tohumları atıldı. O görmeyen insanlar kendi dünyalarındaki aydınlıkla beni buluşturdular. Babamla geceleri o cemiyete giderek meşkler yapmayı öğrendim. Çalışmalar sanat müziği alanındaydı. Bir sonraki adımda Adana Toros Eczanesi sahibi Mahmut Akan hocayla çalışmalara devam ettim Mahmut Hoca’nın üzerimde büyük emeği vardır müzikte ciddiyeti disiplini, özveriyi, çok çalışmanın gerekliliğini ondan öğrendim. Eğer bugün Adanalı bir sanatçı olarak var olabildiysem canım hocam Mahmut Aka'nın beni şekillendirmesinin etkisi büyük olmuştur. Adana da onun yönettiği konserlerde küçücük yaşıma rağmen hicaz divanlar okuyabiliyordum. Halk müziği sanatçısı olmama rağmen eğer bugün sanat müziği eserlerini iyi okuyabiliyorsam öncelikle Mahmut Hoca’nın emeği sayesindedir.

Daha sonra İstanbul Belediyesi Konservatuarı’na girdim. Orada da çok değerli hocalar tarafından eğitildim. Prof Dr. Nevzat Atlığ, Melahat Pars ve Şefik Gürmeriç'in yetiştirdiği öğrencilerden biri oldum. Nevzat hoca ile birlikteliğim bugüne kadar hâlâ devam etmektedir. Doktora tezim de danışmanım olmuştur. Halen çok sık görüşürüz. Değerli “Yurttan Sesler” Şefi Ahmet Yamacı da üzerimde emeği olanlardan birdir.

***Ailenizde ya da çevrenizde sanatla ilgilenen başka biri var mıydı? Müzik konusunda Size destek verenler oldu mu?

---Babam ut çalardı zaten onunla cemiyete gidiyordum

***Müziğin yaşamınızdaki anlam ve önemi hakkında neler söylemek istersiniz?

---Müzik benim yaşam tarzım. Ruhumun gıdası olduğu gibi ekmek param. Benim gücüm, benim aklım, benim hoşgörüm, benim insanlığım, benim merhametim, benim inancım, tek kelime ile her şeyim. O kadar ki ben hukuk fakültesini bitirdim yüksek lisans ve doktora yaptım ama tercihim ciğerimin bir parçası olan müzik oldu. Hukukçuluğum onun arkasında durdu ama o da daima beni destekledi ve bana fren oldu. 

***Müziğin dışında herhangi bir sanatsal uğraşınız oldu mu?

---Hayır müzikten başka uğraşım olmadı, düz çizgi bile çizemem

***Müzik eğitimi konusunda yararlandığınız başka dernekler ya da isimler oldu mu?                                                                                                     

--- Müzik konusunda, o zamanki adıyla Körler Cemiyeti’nden sonra, İstanbul’da Ferudun Darbaz yönetiminde Musiki  Kültür Derneği.  Zaman zaman Emin Ongan yönetiminde Üsküdar Musiki Derneği’ne devam ettim. Bu cemiyetler birer okul gibi ciddi devamlı ve disiplinli idiler. Hayatımın dönüm noktası Nida-Neriman Tüfekçi'lerle karşılaşınca oldu.  Halk müziğini Tüfekçi'lerle tanıdım, sevdim halk müziğinin iflah olmaz tutkunu delisi oldum. En büyük şansı onları tanımak onlarla çalışmak ve halk müziğini onların elinden yudum yudum nasiplenmemle olmuştur. O yaşlarda çok küçüktüm zihnimde tam oturtamıyorum ama zannederim cemiyetler kanalı ile müzik yapılıyordu. Bir de hayal meyal Ali Limoncu’yu halk müziğinden hatırlıyorum. Adana da halk müziğinin lokomotifi Ali Limoncu olmuştur. Ancak büyük yorumcu ve büyük ses artisti olarak daha sonra İstanbul Radyosunda yan yana türküler okuduğum meslektaşım Aziz ağabeyi hatırlıyorum. Yani Aziz Şenses’i. Çukurova türkülerinin kaynak sesi, Çukurova türkülerinin derleyicisi, Çukurova türkülerinin aktarıcısı, halk müziğinin büyük emekçisi. Büyük ses artisti; yorumculuğu ders diye öğretilen büyük bir usta..

***O yıllarda nasıl bir müzik ortamı vardı Adana’da?

---Ortam ciddi idi.  Sanattan anlayan ve sanata önem veren bir halk vardı. 

***Siz Adana Radyosu’nda, “Çukurova’dan Sesler” topluğunda da bulundunuz mu?                                                                                                   

---Hayır bulunmadım. Çünkü İstanbul’da idim. Ancak Çukurova Radyosu’nda bantlarım çalınıyordu. Adana’da Selahattin Sarıkaya'yı tanıdım.

***Adana Çay bahçelerinde program yaptınız mı?

---Hayır ben hiç sahneye çıkmadım. Sadece Mahmut Aka'nın  hazırladığı konserlerde solo okudum. Bir de şimdi yılını hatırlamıyorum Adana da bir ses yarışmasında birinci oldum yaşım küçüktü.

***Bunların dışında Adana ve Çukurova’da müzikle ilgili uğraşlarınız oldu mu? Olduysa anlatabilir misiniz?

---Hayır olmadı zira bir yandan müzikle uğraşırken, bir yandan da Lise ve üniversite eğitimimi aksatmıyordum. Çok başarılı bir öğrenim hayatım oldu. Adana Kız Lisesi’nde okurken son sene İnönü Ortaokulu’na nakledildik. Sonra Bakırköy Lisesi’ni sınıf birincisi, okul  üçüncüsü olarak bitirmenin ardından İstanbul  Hukuk  Fakültesi’ni kazandım. İyi derece ile mezun oldum.

***O yıllarda ya da sonrasında yurt  içi ve yurt ışı olarak turneye çıktınız mı hiç? Çıktıysanız hangi kent ya da ülkelerdi?

***Yurt içi turnelerini kişisel olarak hiç ama hiç yapmadım. Sadece TRT öngördüğü konserler programlarında görev aldım; bunların çoğu radyolardan canlı olarak yayınlanıyordu

Yurt dışına devlet göndermeleri ile yani Dışişleri Bakanlığı’nın, Kültür Bakanlığı’nın görevlendirmesi üzerine gittim Hollanda, Ohri,  Almanya ve   Kıbrıs ta çeşitli konser ve televizyon programları yaptım.

***Kullandığınız enstrümanlar var mıdır?

---Bağlamada parmaklarımı gezdirebilecek kadar çalıyorum. Başkalarınn önünde çalacak kadar iyi değil.

---Derlemeler yaptığınızı biliyorum ama besteleriniz de var mıdır?

---Evet derlediğim, notalarını yazdığım ve aktardığım türküler var ama ben bestekâr değilim.

***Derleme yaptığınız eserler kaç tane ve isimleri nelerdir?

---Şu anda hatırlamayacağım; mesela, “Ömrüm”; mesela, notasını yazdığım “İzzetli Hürmetli”; mesela, “Ezrail Serime Çöktüğü Zaman”, “Sarı Yazma Oyası”, “Cimdallı Çeşitlemesi”, “Kamil Olanların Bellidir Yeri”, “Dama Çıkma Üşürsün”, “Âşık Veysel’den, “Allah Birdir, Peygamber Hak”, “Evimize Gelin Gelir”, “Bulak Üste Duran Güzel, “Sen Yanıma Gelen Dilber” şu anda hatırlayabildiklerim, bir hayli katkılarım var.

Ayrıca iki tane “Halay”; Mesela, “Cücelerim…” Burada cücelerime açıklık getirmek isterim. Buradaki cüce tabiriyle kastedilen şey kümes hayvanlarıdır. Kısa boylu insanlar için yakılmış bir Azeri türkü değildir. Zaten sözlerden anlaşılıyor. “Gelin size arpa verim, buğday verim”        diye başlıyor…

Ben meslek hayatındaki uzun ömürlülüğün çocuklardan başladığına inananlardanım. O tarihlerde çocuk türkülerini araştırmaya başlamıştım. Barış Manço da “7 den  77’ye” isimli bir çocuk programı yapıyordu. Birçok TV  programında beraber oluyorduk. Küçük çocukların ağır sanat müziği eserlerini seslendirmeye çalıştıklarını, bize çocuk türküsünün olup olmadığını sormuştu. Ben de o zaman çocuklar öğrensin diye “Cücelerim” türküsünü okumaya başladım ama halk bunu yanlış anladı. Türküde kastedilen belli bir boydaki insanlar değil kümes hayvanları ile ilgiliydi. Şu anda aklıma gelen katkılarım bunlar sanırım.

***TRT Büyük Derleme ödülünü aldığınızda neler hissetiniz?

***Ben, TRT’de, İstanbul Radyosu’nda çalışırken, ayrıca TRT “Türkü Defteri”, “Bizim Sazımız, Bizim Sözümüz”,  “Hatıralar” ve ev ve kadın programlarını sunuyordum Bu programlar adeta benim eğitimimde birer atölye oldular Anadolu'yu üç kez dağ bayır dolaşarak müzik belgeseli niteliğinde sunduğum programlardı.  Yolum Kırşehir’e düştüğünde Çekiç Ali'nin çocuklarıyla yaptığım programda bir türkü söylediler. Adı “Sultanım” idi. Onu en iyi Ekrem Çelebi söyler dediler. Ben, Ekrem Çelebi'nin sesinden derledim. Bu türkü ödüle layık bulunmuş ciddi anlamda yapılan değerlendirmeler sonunda ödül aldığımı önce haberlerde duydum şaşkınlığımı uzun süre üzerimden atamadım desem yalan olmaz.

*** Ne zaman ve niçin Adana’dan ayrıldınız?

----Adana’dan 1959 yılında henüz ortaokuldan mezun olmuşken konservatuvara gitmek üzere ayrıldım.

***İstanbul Radyosu’na ne zaman ve nasıl girdiniz? Radyoda kimlerle çalıştınız? Ne zaman emekli oldunuz?

---İstanbul Radyosuna 1963 yılında akitle (sözleşme) ile girdim. Ben, İstanbul radyosundan emekli olmadım

***Konservatuvara ne zaman girdiniz? Kimlerle ve ne kadar çalıştınız?

---Konservatuvara 1959 yılında girdim sınıf numaram116.

***Plak, kaset, albüm gibi çalışmalarınız oldu mu? Olduysa, İlk plak ya da kasetiniz ne zaman çıktı? Hangi eserleri seslendirdiğinizi anımsıyor musunuz?

--- Ebette oldu; İlk plağımı Ergas Plak’a yaptım. Sayamayacağım kadar dörder türkülü plaklar, Arif Sağ yönetiminde iki uzunçalar, Muhlis Akarsu yönetiminde bir kaset, Ömer Şan'la yaptığım ilk kaset, “Dostum Dostum”du.

***Türk Halk Müziği ile yabancı ülkelerin halk müziklerini karşılaştırdığımızda özgünlük ve nitelik olarak nasıl bir sıralama içinde yer alırız sizce?

---Böyle bir sıralamayı uygun görmüyorum.

***Bir de, haddim olmayarak, bir dinleyici kimliğiyle şunu sormak ve öğrenmek istiyorum. Bildiğim kadarıyla, derlemelerden oluşan halk müziğimize beste dahil edilemiyor… Peki, biz Muzaffer Sarısözen, Bela Bartok ve diğer birçok derlemecilerimizden bugünlere uzanan zaman sürecinde tükenen derleme ve değişen hayatımız nedeniyle derlemeler artık doğaldır ki kalmadığı için halk müziği repertuvarımızda artık eser artışı olmayacak mı?

---Elbette eser artışı olacak. Ancak yeni yapılan eserlere halk ömür biçecektir. Yeni eser halkın kemiklerine işlemiş ise onun içinde senden, benden, sizden bizden, ondan, bundan izler taşıyacaktır. Yani toplumun duygularını hatta düşüncelerinin sentezini oluşturacaktır. Böylece yapılan eser zaman içerisinde halkın mihenk taşından geçmişse: değişime ve gelişime uğrayarak farklı bir boyut kazanacaktır. Günümüz koşullarında sahibinin belli olması ondan bir şey eksiltmeyecektir. Halk müziği mevcut müzik türleri içerisinde kendisini günün koşullarına en hızlı biçimde güncelleyen bir özelliğe sahiptir. Çünkü kanlıdır, canlıdır, dipdiridir.  Kendisini kucaklayacak olanları beklemektedir. Besteyi yapan kişiye ilham bizzat halk müziğinin içinden gelecektir.

***Yukardaki, soruyla bağlantılı olarak şunu da vurgulamak isterim. Bir halk müziği bestesi yapan kişi, yaptığı besteyi TRT THM repertuvarına aldırabilmek için bir derlemeciyi eserin kimliğine kazandırmaktadır. Size göre bu bir anlamda hülle değil midir?                                                                             

 ---Buna hülle değil sahtekârlık denir. Ancak şunu ifade etmek isterim, her meslek grubunda  meslekle ilgili hatalar vardır. Tıptaki hataları toprak örtüyor, hukuk alanındaki hatalar arşivlerde, ancak müzikte yapılan hatalar ortadadır. Herkes hata yapabilir ama af buyurun ahmaklar aynı hatayı tekrarlarlar. Beste olan türkülerin söz sahipliği yanında melodik dokunun gözden ırak tutulmaması lazımdır. Beste benim diyenin bu besteleri yöresindeki ritmik dokudan, melodik dokudan, usul yapısından, motiflerin kafasındaki şekillerinden oluşturduğu unutulmamalıdır. Onun için sözsüz dinlediğiniz eserin bile halk müziği olduğu hükmüne varırsınız.

***Sinemada da yer aldınız mı?

--- Hayır Sinemada oyuncu olarak yer almadım ama türküleri seslendirdim

***Müzik yaşamınız boyunca yapmak isteyip de yapamadığınız bir şey oldu mu?

---Olması hayalimde tasavvur edemeyeceğim yerlere geldim. Kolay değil konservatuvara kayıt olmak üzere İstanbul'a gelen biri olarak zaman içerisinde Türkiye'nin ilk konservatuvarına İTÜ Türk Musikisi Konservatuarı’na 6 yıl müdürlük yaparak onun üniversite ile entegre olmasının planlarını yaptım ve uyguladım Sanat âlemine sanatkâr yetiştirdim, bilim dünyasında bilimsel çalışmalar yapan akademisyenler yetiştirdim. Birçok vasıf benim şahsımda birleşti Hukukçu oldum, sanatçı oldum, akademisyen oldum ve halk müziğinde sanatın ve bilimin bir arada olabileceğini kanıtlayan hanım olarak ilk olmanın onurunu yaşadım ve tarihe alanında ilk kadın Türk Halk Müziği Profesörü olarak geçtim. Allah'tan sağlıktan daha başka ne isteyebilirim ki.

***Bundan sonrası için herhangi bir sanatsal tasarı ya da planlarınız var mıdır?

---Planlarım arasında bundan böyle sadece sanat alanında öğrenci yetiştirmek var. Eskiden  sadece konservatuarda ders vermeyi isterdim ama şimdi bu konuda hizmet vermek isteyen Belediye kuruluşlarında da ders vermek isterim. Çünkü ben de Belediye kuruluşunda yetiştim. Bir şekilde belediye kuruluşuna vefa borcum var.

***Genç sanatçı adaylarına neler önermek istersiniz?

---Özelikle zaman çok önemli. Dost biriktirebilirsiniz, para biriktirebilirsiniz. Her şeye hâkim olabilirsiniz ama zamana hâkim olamazsınız. Zamanı biriktirmek mümkün değil. Hastalık gelmeden sağlığın, fakirlik gelmeden varlığın değerini bilmeliler.

Gençler şunu asla unutmasınlar: fırsatlar insanın ayağına kaplumbağa hızı ile yavaş gelir ama yıldırım hızı ile uzaklaşır. Atılan ok geri gelmez, ağızdan çıkan söz geri gelmez. Aman deyim gençler aklını kullanacak kadar zekânızı canlı tutun ve unutmayın akılsızca söylenen söz için dil söyler saklanır, sonuca baş katlanır. Akıllı olun, akıllı adamın ağzından çıkan bir söz bazen bir hayatı yeniden şekillendirir.

***Size göre, iyi bir sanatçı ya da eserin ölçütleri var mıdır?

---Sanat ölçüye gelmez  koyduğunuz ölçütler bazen sizi yanıltır.  

***Bir sanatçının olmazsa olabilecek üç şey, önem sıralamasına göre, sizce nelerdir?

---Aklı; çünkü insanın en güzel yeri aklıdır. Yeteneğinin elverdiği ölçüde nerede duracağını bilmeli ve çalışmalı, çalışmalı çalışmalı.

***Yerli ve yabancı olmak üzere beğendiğiniz, etkilendiğiniz, şarkıcı, besteci, şair ve yazar, kısacası sanatçı var mıdır? 

---Ben herkesten etkilenebilirim, o günkü ruh halime bağlıdır. İdollerim bütün halk müziğinin kaynakları ve ses artistleridir.

***Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mıdır?

---Siz sormadığınız için ben söylemedim; akademik yükselişimde katkısı olanlara da sırası gelmişken değinmek isterim… Sanat hayatımda hocam, ustam ve babam diye nitelendirdiğim hocaların hocası Nida Tüfekçi, Neriman Tüfekçi, ayrıca Yücel Paşmakçı, Ahmet Yamacı, Mehmet Erenler, Arif Sağ, Yavuz Top ve Talip Özkan ile İstanbul Belediye Konservatuvarı’nda Prof. Dr. Nevzat Atlığ, Melahat Pars, Göksel Çeliker, İTÜ rektörlerinden Prof. Dr. Gülsün Sağlamer, akademik alanda adını şükranla ve minnetle andığım isimlerdir

***Sayın Prof. Dr. Can Etili; müzik tarihine katkı sağlayan söyleşiye zaman ayırdığınız için teşekkür ederim…

---Ben teşekkür ederim sanata verdiğiniz emekleriniz için.



YAZARLAR

  • Çarşamba 26.4 ° / 15.6 ° kırık bulutlar
  • Perşembe 28.8 ° / 16.9 ° Bulutlar
  • Cuma 24.6 ° / 15.1 ° bulutlu bulutlar
  • BIST 100

    1.510%0,02
  • DOLAR

    9,5268% -0,09
  • EURO

    11,0654% -0,01
  • GRAM ALTIN

    547,64% -0,42
  • Ç. ALTIN

    903,606% -0,42