2.023%1,87
14,1278% 0,27
15,6891% -0,13
877,80% 0,63
1448,37% 0,63
KIZARMIŞ CİĞER VE KAFKA
“Yaklaşma yoksa öldürürüm seni!” diye bağırdım. Sesim öylesine yüksekti ki, kendimden korktum.
O korkmadı. Bana doğru birkaç adım attı ve durdu.
“Daha fazla yaklaşma lütfen! Yoksa seni öldürmek zorunda kalacağım,” dedim, daha kısık bir ses tonuyla.
Bana bakıyor ama bir türlü beni anlamıyordu.
Üzerime koşmaya başladı ve onu öldürdüm.
İki gün önce
Sizi bilmem, ama bence günlük rutinler hayata renk katan minik alışkanlıklardır. Onları koruyup kollamak gerekir. Örneğin, tuvalette bir yandan ihtiyacını görürken diğer yandan internet üzerinden satranç oynamak benim önemli günlük rutinlerimden biridir. Tabii, bunun için tuvaletin alafranga olması lazım. Yoksa alaturka tuvalet, deliği tutturmak dışında başka bir meşguliyet imkânı tanımaz insana.
Tatilde bile olsan alışkanlıklarından vazgeçmemelisin. Akbük’te yaz tatilindeydim ve tuvalette büyük hacetimi görürken elimde telefonla satranç oynayacak biri arıyordum. 10 dakikalık, hızlı müsabaka. Ne çok uzun ne de çok kısa. Bir Hindistanlıyla eşleştim. Bak bu iyi olmadı, çünkü Hindistanlılar çok fazla oyunbozanlık yapıyor. Neyse, düzenbazlık yaparlarsa hile yaptığı tespit edilip puanım geri verilirdi mutlaka.
Beyazlar bendeydi. Bu da demek oluyordu ki, ilk hamleyi ben yapacaktım. e4 ile başladım. e5 ile karşılık verdi siyahlar. Atımı f3 karesine koydum. O da atını c6’ya yerleştirdi. Filimi c4’e ilerleterek İtalyan Açılışı yaptım. Acaba Kızarmış Ciğer Saldırısı yapabilir miydim? Sonraki hamleleri görmek gerekiyordu. Rakibimin hamlesini beklerken aniden yerde bir şey gördüm: Kocaman bir hamam böceği!
Benim ayağa sıçramamla o da korktu. İki duvarın kesiştiği noktaya sığındı. Arkası bana dönük, başındaki uzun antenleri kımıl kımıl, kahverengi gövdesi ışığın altında pırıl pırıl... Ondan iğreniyordum. O da benden iğreniyor muydu, bilmiyordum. Bunu öğrenmenin bir yolu da yoktu. Tekrar klozete oturdum. Hindistanlı şanslı günündeydi, oyundan çekildim. Dokuz puan boşa gitti.
Hiçbir canlıyı öldürmek istemeyen bir insanım. Öyle ki yolda yürürken karıncaların üstüne basmamaya bile özen gösteririm. Onu da öldürmek istemiyordum. Çek git, kaybol gözümün önünden, dedim ona. Hareket etmedi. Lütfen, bana yaklaşma, yoksa fena olacak. Bir elimde terlik vardı. Kendimi savunmaya hazırdım.
Bir anda bana dönüp üzerime doğru koştu. Elimdeki terliği fırlattım. Ona değmeden duvardan sekti terlik. Hamam böceği, ona Kafka adını verdim, banyo kapısının şişmiş beyaz kirişinin arkasına girdi. Demek ki yuvası orasıydı. Tuvalette işim bitene dek gözüm o kirişteydi. Allahtan dışarı çıkmadı.
Bir gün önce
Dişimi fırçalarken aynaya bakmayı sevmem. Çirkin biri değilim ama aynaya bakmak beni nedense rahatsız ediyor. Korku filmlerinin üzerimdeki etkisi olabilir. Aniden lavabonun altında Kafka’yı gördüm. Yine sıçradım, o da korktu. Yine duvar köşesine sığındı. Kafka yavrum, hadi yuvana kaç, seni öldürmek istemiyorum, dedim. Öyle mal gibi durdu yerinde. Antenlerini oynatıyordu. Allah bilir o da bana neler diyordu? Onun dediklerini de ben anlamıyordum. İletişimsizlik, diye düşündüm. İki tür arasındaki iletişimsizlik yüzünden yaşanan sorunlar. Karşılıklı korku ve iğrenme, gereksiz cinayetler. Belki bir gün karşı karşıya geleceğimiz Uzaylılar da bizimle aynı iletişimsizlik sorununu yaşayacaklar. Ama bu kez biz hamam böceği rolünde olacağız. Uzaylılarca sırf bu sorundan ötürü katledileceğiz.
Neyse, Kafka’yı korkutmak için terlik attım yine. Kirişlerin arasındaki yuvasına geri döndü yara almadan. Dişlerimi fırçalayıp çıktım lavabodan. Ah Kafka ah, dedim. Bir gün ölümün benim elimden olacak.
Not: Bu öykünün yazım sürecinde hiçbir hamam böceğine zarar verilmemiştir. Yukarıdaki öykü, kurgudan ibarettir. Bu not kurguya dahil değildir.