106.904%-0,21
5,7517% -0,15
6,3399% -0,11
271,12% 0,39
447,348% 0,39
Adana
01.12.2019
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin üretmesi lazım borçlanması değil. Elbette yeri gelir borçlanırsınız, borçların çevrilebilir olması lazım. Borçların, borç aldığınız ülkenin size talimat verir noktaya gelmemesi lazım” dedi.
Kılıçdaroğlu, Avrasya Sanayi ve İş Adamları Derneği ASİAD Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı konuşma şöyle:
“Evet bir sorun yaşıyoruz, evet bu sıradan bir sorun değil. Sorunu değişik açılardan dile getirebiliriz ama bu sorunları aşmak zorundayız. Sorunu aşacak kim? Siyaset kurumu. Sorunu yaratan kim? Siyaset kurumu.
Sizi biraz geriye götüreyim 1970’li yıllar. Türkiye, Yunanistan, İspanya, Portekiz, Güney Kore aşağı yukarı aynı düzeydeydi. Kişi başına gelirleri de aynı düzeydeydi. İtalya’nın bir parça yüksekteydi, kişi başına geliri daha yüksekti ve biz Güney Kore’den önce otomobil üreten bir ülkeyiz. 50 yıl sonraya gelelim; Yunanistan bizi geçti, Portekiz geçti, İspanya geçti, İtalya zaten önde, Güney Kore diğerlerini de geçti. Ve biz çok gerilerdeyiz. Niçin? Biz bu soruya sağlıklı yanıt bulmalıyız. Ve sorunu çözmek için size doğruları söyleyecek, çözümleri de sizin önünüze koyacak, iktidar olduktan sonra da vaat ettiklerini aşama aşama yerine getirecek bir siyaset kurumuna bizim ihtiyacımız var. O siyaset kurumunu iktidar yapacak olanlar da sizlersiniz zaten. Eğer biz 49 yılda az önce saydığım ülkelerin çok gerisine düştüysek bunun sorumlusu da siyaset kurumudur, başka kimse değildir. Hamasete gelince çok şey söylüyoruz. “Vatan, Millet, Sakarya…” bizim kadar dile getiren yoktur herhalde bizim siyasetçiler kadar. Ama gerçekler çok farklıdır.
Türkiye bu belalardan nasıl kurtulur, Türkiye huzura nasıl kavuşur, Türkiye nasıl büyür, nasıl kalkınır, Türkiye bölgesinde ve dünyada nasıl saygın bir ülke olabilir? Borç alarak saygınlık kazanamazsınız. Ancak emir almaya alışırsınız. Borç alarak ancak tefecilere hizmet eden bir ülke yaratırsınız. Dolayısıyla sizin üretmeniz ve alın terine değer vermeniz gerekiyor.
Birincisi şu, hukukun üstünlüğü, demokrasi. Sayın Başbakan düşünce özgürlüğü olarak açıkladı. Demokrasinin olmadığı, hukukun üstünlüğünün olmadığı, yargının bağımsız olmadığı, adaletin olmadığı bir ülke gelişmez, büyümez arkadaşlar, yok böyle bir örnek. Eğer ben farklı düşünüyorsam bunu o toplumun zenginliği olarak kabul etmemiz lazım. Aksi halde toplum büyümez, toplum kalkınamaz
Demek ki farklı düşündüğünüz zaman bir düşünce zenginliğine katkı veriyorsunuz. Ama biz şimdi farklı düşündüğümüz için cezalandırılıyoruz neden farklı düşünüyorsunuz diye. Hukukun üstünlüğü ve adalet. Adalet de böyle bir kavramdır. Adaleti eğer siz görmezden gelirseniz, benim her söylediğim kanundur ve benim her söylediğim adalettir diye eğer bir anlayışa teslim olursanız Türkiye büyümez arkadaşlar. Ne yabancı sermaye gelir ne de başka bir şey. Sayın Karamollaoğlu ifade etti beyin göçü veriyoruz. İktisatta buna “gri madde ihracı” diyorlar beynin rengi gri olduğu için. Biz alıyoruz, biz yetiştiriyoruz, biz okutuyoruz, biz her türlü ihtiyacını karşılıyoruz, tam verimli çağa geliyor Türkiye yerine Hollanda’ya, Danimarka’ya, Kanada’ya, Almanya’ya Japonya’ya gidiyor. Maliyet bize, kar onlara. Bu tabloyu yaratan kim? Siyasi anlayış. Bu anlayışa artık teslim olmayın. Sizden isteğim, bu anlayışa teslim olmayın yani ayağınıza kurşun sıkmayın.
Türkiye’nin üretmesi lazım borçlanması değil. Elbette yeri gelir borçlanırsınız, borçların çevrilebilir olması lazım. Borçların, borç aldığınız ülkenin size talimat verir noktaya gelmemesi lazım.
Değerli arkadaşlarım, üretmek şudur. Her alanda üretmektir her alanda. Tarımda üreteceksiniz. Tarımda net ithalatçı olduk biliyor musunuz? Net ithalatçılar. Fabrikada üreteceksiniz, üniversitede üreteceksiniz, sanat alanında üreteceksiniz. Hayatın her alanında emek nerede varsa orada üreteceksiniz. Üreten bir toplum zengin bir toplumdur. Üreten bir toplum geleceğe güvenle bakar. Üreten bir toplum alın terine değer verir. Üreten bir toplumda huzur ve refah vardır. Yetiyor mu? Hayır bir üçüncü aşamaya ihtiyacımız var. Güçlü bir sosyal devlet. Üretiriz ama hepsini bir kişi alır, üretiriz bir avuç kişi alır. Onun adaletle dağıtılması lazım. Fabrikada çalışanın da eve huzur içinde gitmesi lazım. Onun tenceresinin de kaynaması lazım. Güçlü bir sosyal devlet. Güçlü sosyal devlet olursa ülkede barış ve huzur olur. Nasıl sağlayacağız güçlü bir sosyal devleti? Uluslararası Çalışma Örgütünün 102 sayılı sözleşmesi var, 1974 yılında TBMM kabul etmiş. Şimdi görüyorsunuz EYT’liler var. Diyorlar ki “yaşa takıldık emekli olamıyoruz.” Doğru, yaşa takıldılar emekli olamıyorlar. “Çalışın…” “Çalışamıyoruz” diyorlar. Niçin çalışamıyorlar biliyor musunuz? Çalışıp daha fazla prim öderlerse emekli aylıkları düşüyor. Böyle bir reformu dünyanın hangi ülkesinde duydunuz siz? Çalışacağım, daha fazla prim ödeyeceğim ama emekli olduğum zaman daha düşük emekli aylığı alacağım. Çalışmayıp da şu anda beklesem emeklilik yaşım dolduğunda daha yüksek emekli aylığı alacağım. Allah aşkına akıl var mantık var ve bunu reform olarak geniş kitlelere anlattılar. Bir Allah’ın kulu çıkıp da ya arkadaş bu nasıl reformdur; çalış daha geç emekli ol, daha fazla prim öde daha az emekli aylığı al. Çalışma, daha fazla emekli aylığı alıyorsun. Birileri Türkiye’nin iradesiyle oynuyor ve hepinizin bu konuda duyarlı olması lazım.
Güçlü sosyal devlet. Aile sigortasını o yüzden söyledik aile sigortasına ihtiyaç var. Diyelim ki, 65 yaşında emekli oldu, 60 yaşında dediler ki kusura bakma seni ayırıyoruz fabrikadan, kıdem tazminatını al dediler. 10 ay gitti işsizlik sigortasından para aldı. Sonra? Hiçbir geliri yok. Nasıl geçinecek bu? Orada aile sigortası devreye giriyor. Defalarca söyledik “bunun uygulanması lazım, bunun çıkarılması lazım…” Ne zaman söz verdi Türkiye Cumhuriyeti Devleti? 1974 yılında. Hangi yıldayız? 2019 yılında. Yoksulluğu bitirmek değil yoksulluğu iktidarın sürekliliği için kullanırsanız o Türkiye için bir felaket olur. Geldiğimiz nokta da budur zaten. Kaynaklar gereksiz yere kullanılıyor.” (VŞ)