Başrolünü oynayan aktris’in olgun ve güzel olduğu yıllarda çekilmiş iyi sayılabilecek bir Yeşilçam filmiydi “Cazibe Hanımın Gündüz Düşleri.” Dört duvar arasında yaşamaya kader mahkûmu olmuş genç ve güzel bir kızın giderek karanlık odasına çekilip sallanan koltuğunda düşleriyle yaşaması ve sonra da, doğal olarak, sapıtmasını anlatan bir filmdi…
Sinemayı severim. Özellikle eski Türk Filmleri çok çeker beni. O filmlerin en önemli özellikleri kıt kaynakların ve olanakların o denli işe yarar kullanılmalarını hayranlıkla izlerdim. İçerik çoğunda çok da önemli değildi; aşağı yukarı daha jenerikte, filmin müziğinde hemen konuyu anlıyordum. Yalnız ben değil çoğu sinemasever aynıydı. Ama yine de seyrederdik… İyi ki seyretmişiz yahu! Hiç olmazsa birkaç iyi sinemacı ve beş on iyi film çıktı…
Konumuz sinema değil, politika.
Ahmet Bey’in yeni partisi bana o filmi anımsattı…
Ahmet Bey siyasete bu kez sert bir giriş yaptı. Dedi ki: Ben devlet malını kimlerin, kimlere peşkeş çektiğini biliyorum. Sürdürdü çıkışını: Herkes mal varlığını açıklasın! Ve bir sessizlik oldu. Konuya dair derin sessizlik sürüyor. Bu gibi durumlarda Osmanlının Arap tebaası “ Badehu harab el Basra” derlermiş. O zamanlar şimdiki gibi zaten harap değil ya Basra; mamur bir şehir. Bu söz istilacılar altını üstüne çevirip talan ettikten sonra kurtarmaya gelenlere söylenmiş olmalı.
Muhterem, olağanüstü bir tanıtımla Türkiye kamuoyuna sunuldu. Yazdığı kitap küreselleşme denilen neoemperyalist saldırı siyasetinin yıldız siyaset veya bilim insanlarının kitaplarıyla eş değerde tutuldu ve o zamanın kudretli başbakanına danışman oldu. En avantajlarından biri de ABD’de tanınan bir bilim ve siyaset uzmanı olmasıydı. Veya öyle tanıtılmıştı!
ABD’den O zaman cumhurbaşkanına ve şimdi cumhurbaşkanı olan başbakanına danışman olarak atandı. Çok başarılı bir danışman olmuş olmalı ki: milletvekili olmadığı halde dışişleri bakanı olarak kabineye girdi. Sonra milletvekili oldu, sonra AKP’ye genel başkan ve başbakan oldu…
Çoook hızlı yükseldi çok… Fakat bir gün gözyaşları içinde istifa ettirilince ayakları suya erdi. Ama yapacağını yapmış “Sıfır Sorunlu” ve özellikle “Şam’da Cuma namazı kılınabilen” bir dış politika bırakmıştı! Şimdi anımsamıyorum ama istifa etmesinden sonra Tayyip Bey, kesinlikle “hizmetlerinin unutulmayacağı” anlamında bir konuşma yapmıştır. Son konuşmalarında da bu “hizmetlere” değinmişti zaten kendileri…
Kendi karanlık odasında sallanan sandalyesinde sallanır ve eski fotoğraflara bakarken neler oldu hiç mi hiç karışmadı. Örneğin 17-25 Aralık, o zamanlar “paralel devlet yapılanması” denilen fetö organize suç örgütüne sanki yokmuş gibi davrandı…
Olmayan Adalet, olmayan Kalkınma gibi…
Partisinin adı da çok manidar! Geçmişin hep iflas etmiş varsayımlarıyla bir “Gelecek”! Partinin amblemi de çoook anlamlı çok; “Çınar yaprağı!” Bu yaprak Osman Beyin rüyasındaki çınarın yaprağı! Düşlere sınır yok,
Ortadoğu böyle bir yer: İktidarlar olasılıklar ve varsayımlar üzerine inşa ediliyor.
