Cumali KARATAŞ


“ALTIN SAZ”LI TRT SANATÇISI MUSTAFA CANAN-5


“Hayal mi gördüğüm gerçek mi bilmem”, “Aşık mısın Arkadaş?” ve “Gurbet Yolcusu” gibi eserleri başta olmak üzere 100 bestesi, 40 plağı ve üç kaseti bulunan; tarım uçaklarından atılan el ilanlarıyla duyurulan Adana Çay Bahçelerinde verdiği konserlerinin bir bölümü mikrofonsuz gerçekleşen, Adana müzik tarihinin önemli ismi, Altın Saz ödüllü Bestekâr-Ses Sanatçısı Mustafa Canan ile Urfa’dan TRT Adana İl Radyosu’una, konservatuvardan TRT İstanbul Radyosu’na uzanan sanat hayatını konuştuk.

 

 

*İSTANBUL RADYOSU’NA GİRİŞ

***Adana Radyosu’ndan ne zaman ayrıldınız? Ayrıldıktan sonra neler yaptınız?

---1966 sonu Adana İl Radyosu’ndan ayrıldım, İstanbul’a yerleştim. Önce İstanbul Konservatuvarı’na, daha sonra da İstanbul Radyosu’na, Bölge Sanatçısı ve ardından da sınavla sözleşmeli sanatçı olarak devam ettim.

***TRT İstanbul Radyosu’na nasıl girdiniz? Hangi yıllar arasında görev aldınız?

---Nida Tüfekçi hocanın daveti üzerine İstanbul’a gittiğimde Galatasaray’da bir otele yerleştim ve hemen radyoevini armaya başladım. Nihayet Harbiye’de radyoevini buldum. Günlerce radyoevinin kapısında bekledim acaba Nida Hoca veya Talip Özkan’ı görebilir miyim diye ama olmadı. Bir gün Beyoğlu İstiklâl Caddesi’nde dolaşırken Ağa Camii Sokağı’ndan Yeşilçam Sokağı’na gitmek istedim. Sokağa girince bir sazcı dükkânı gözüme çarptı. Tabelada Adnan Türközü Sazevi yazılıydı. Hemen içeri daldım. Masanın başında şişmanca, 50 yaşlarında güler yüzlü bir kişi oturuyordu. Selam verdim, kendimi tanıttım. Beni iyi karşıladı. Sohbet ilerleyince o da kendini tanıttı. Adı Adnan Türköz’dü, İstanbul  Konservatuvarı’nda şef muaviniydi ve Nida Hoca’yı da çok yakından tanıyordu. Hani derler ya iyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş. Aynen öyle oldu. Adnan Türközü beni dinleyip, hikâyemi öğrendikten sonra bana:”Canan yarın erken gel, beraber konservatuvara gidelim” dedi. Ertesi gün Adnan Abi ile buluştuk ve Mecidiyeköy’deki konservatuvar binasıma gittik. Ben çok heyecanlıydım ve de çok seviniyordum. Adnan Ağabey’le direkt konservatuvar şefinin odasına girdik. Adnan Ağabey beni tanıştırdı. Hikâyemi anlattı, biraz da övdü beni. Beni dinlediler. Notama baktılar. Epey sorgu sualden sonra kayıt işlemleri başladı. Derken kendimi İstanbul Konservatuvarı’nda buldum.  Bu arada yine Nida Tüfekçi hocanın beni TRT’ye almak istediğini söylediler.

Konservatuvara girdikten birkaç ay sonra öğretim üyesi-şef Adnan Ataman beni çağırıp  elime resmi bir evrak tutuşturdu. Bana:“Bunu radyoya, Nida Tüfekçi hocaya götür” dedi. Bense, heyecandan az daha bayılacaktım. Radyoya, THM şubesine gittim. Kapıyı vurup içeri girdiğimde Nida Hoca ile göz göze geldik.  Nida Hoca beni görür görmez: “O paşa hoş geldin” dedi. Nida hoca 1958’den beri beni unutmamış. Hatta Diyarbakırlı olduğumu bile hatırlamış, bana “paşa” demişti.  Çünkü Diyarbakır’da sevdikleri erkek çocuklara “paşa” derlerdi.  Nida Hoca’nın yanında yaşlı bir kişi de vardı. Sonradan öğrendiğime göre bu kişi  Sadi Yaver Ataman’dı. Yani konservatuvarda bize ders veren Adnan Ataman Hoca’nın babasıydı. Nida Hoca hemen yanında duran o meşhur siyah divan sazını eline alarak bana:”Haydi bakalım ‘Kara Gözler’ hoyratını oku” dedi. ben okuyup bitirince, Sadi Yaver Ataman, bana: ”Oğlum sen nerelisin?” dedi.  Ben de:”Diyarbakırlıyım “ dedim. Sadi Yaver Hoca bana:”Aman Ramazan Şenses seni duymasın” dedi. Ben de:”Hocam ben Diyarbakırlıyım, o Çermikli” dedim. Ramazan Şenses benden yıllar önce radyoya girmişti. Daha sonra Nida hoca çay ısmarladı bana, mesleğimle ilgili birçok şey sordu. Sonunda bana:”Yarın şu saatte gel” dedi.  Nida Tüfekçi, TRT. İstanbul Radyosu THM Şube Müdürü idi ve TRT İstanbul ve Ankara Radyolarında sözü geçen bir duayendi. Onun görüşü kolay kolay reddedilemezdi.

Ertesi gün konservatuvardan izin alıp, radyoya gittim. Halk Müziği şubesine girdiğim zaman Nida Hoca ile yardımcısı rahmetli Ömer Akpınar gülüşüyorlardı. Beni görünce, Ömer Akpınar bana: “Yahu Mustafa gel hele gel” dedi. Tekrar; “Mustafa sen Adana’yı biliyorsun, Bebili Memet diye birini tanıyor musun?” dedi. Ben de, evet, onun soyadı Genç dedim; 1952’de Diyarbakır’da askerlik yaparken tanımıştım. Ömer Abi bana olayı anlattı. Mehmet Genç radyoya gelmiş, Nida Hoca’ya, “bestelerim var” demiş. Nida Hoca da:”Halk müziğinde beste okunmaz, kabul edilmez” demiş. Tam o arada içeriye başka bir genç girmiş. Nida Hoca’ya hitaben:”Efendim ben Adana’dan geliyorum, bestekârım, Adım Ahmet Aydın, bestelerimi okutmak istiyorum” demiş. Ona da aynı cevabı vermişler. Fakat Ömer Abi, Bebili Memet’e hitaben:”Mehmet ikiniz de Adanalısınız birbirinizi tanıyor musunuz?” demiş ve Bebili Memet ayağa kalkmış, Ahmet Aydın’ın üstüne yürümüş:”Lan bana bak, ne Adanalısı, ne bestekârı, seni tanımıyorum, defol git lan” demiş. Rahmetli Bebili Memet gerçekten sinirli bir mizaca sahipti. Sonuçta ikisi de çekip gitmişler. Nida Hoca ile Ömer Akpınar bu densizliklere gülüyorlardı. Ben, Nida hocaya hitaben: Hocam ben 1962’de Adana Halk Ozanları ve Halk Müziğini Tanıtma Derneği’ni çalıştırırken Ahmet Aydın benim öğrencimdi. O grupta Müslüm Gürses, Mustafa Özşen, Murat Kozan, Sadık İçlises, Mustafa Yılmaztürk, Sami Yılmaztürk vs. arkadaşlar vardı dedim. Ne ise… Nida Tüfekçi hoca radyoya giriş dilekçemi hazırlamıştı. Ömer Akpınar’a hitaben: “Ömer, bunun koluna gir, muameleyi beraber yürütün, kaçmasın” dedi. Ve benim TRT İstanbul Radyosu’na sözleşmeli olarak girişim böyle oldu. Ben 1966’da TRT’ye stajyer sanatçı alımını kaçırmıştım. O tarihte Adana’da idim.

***Ya radyo, TRT yani?

---İstanbul Radyosu’na gidince ilk 15 dakikalık programda bölge sanatçısı olarak devam ettim. Bir yıl sonra yine Nida Tüfekçi Hoca’nın ısrarıyla sözleşmeli sanatçı oldum. Bu yıllarda (1966) Mehmet Özbek, Ömer Şan, Ali Gürlü, Soner Özbilen, Fuat Durular, Güven Yapar gibi stajyer arkadaşlarla tanışıp samimi olduk.  Bana yardımları da oldu. Ölenlere rahmet, kalanlara sağlık dilerim. Bu arkadaşlardan Ali Gürlü bana bir teklifte bulundu. Karaköy’de Do Re Mi Plak adında bir şirket açılmıştı. Ali Gürlü oranın müzik direktörlüğünü yapıyordu. Stajlar devam ettiği için Ali Gürlü direktörlüğü bana devretti.

***İstanbul Radyosu’na girdiğinizde konservatuvarı bıraktınız mı?

---Hayır, bırakmadım… Konservatuvarı da ihmal etmiyordum. İkisini birden yürütüyordum. Beş yıl kadar radyo ile konservatuvar arasında gidip geldim. Rahmetli Turan Engin beni ve sesimi, sanatımı severdi. Bir sohbet esnasında:”Turan Abi” dedim, “bu sigorta işi ne olacak” Turan Engin, beni aldı idareye götürdü. Sigortayı konuştuk. TRT daha karar vermemiş SSK’lı mı, Emekli Sandığı mı olalım diye. Benim gibi eski ve yeni sanatçı arkadaşlar daha sigortalı olamamışlardı.

 

sürüyor



YAZARLAR

  • Pazartesi 11 ° / 0 ° Güneşli
  • Salı 12 ° / 1 ° Parçalı bulutlu
  • Çarşamba 14 ° / 5 ° Parçalı bulutlu
  • BIST 100

    117.433%-2,96
  • DOLAR

    6,0179% 0,03
  • EURO

    6,5962% 0,12
  • GRAM ALTIN

    304,41% 0,22
  • ÇEYREK ALTIN

    502,2765% 0,22