7 Haziran Milletvekili seçimleri gerdi kaldı. Gerilen ortam, berlirsizlik, kaygı silindi. Kısık kısık konuşmaktan usanmıştık, sesimiz normal tonuna dönüştü. Dinleniyor koşkumuz belleğimizden silindi. Giden iktidar sağ-sol kavramını ortadan kaldırdı. Kendimizi Ulusalcı, Atatürk Milliyetçisi, sosyal demonkrat, Ergenekoncu olarak tınımlarken, MHP-Ülkücü bilinen tanıdıklarla ortak noktada buluştuk. Ortak yanlarımızın çok, kaygılarımızın aynı olduğunu gördük. Kırgınlıklar, küskünlükler, uzaktan bakışlar silinip gitti. Kenilerine "Kürdüm" diye tanımlayanlar ile de benzer kaderi paylaşmaktan başka seçeneğimizin olmadığını gördük. Biliyorduk ama halimize bırakmıyorlardı. Hani derler ya "Tazı av tutacak ama böğür iti" haline bırakmıyor.
Saimbeyli´de (Haçın) karıştığı zaman müslümanlar ile ermeniler karşılıklı komşularını kesmeye başlarlar. Güçlü olan güçsüzü öldürür. Müslümanlardan adları kayıt altına alınmış üçyüze yakın kayıp var. Biri Kaytancılar´da gelin olan amcamın kızı Ayşe´de bunların arasında. Katliam gecesi yatak odasında sağ kurtulan bir avşar kadını irticalen söylediği ağıtta:
"Kürt Genco´yu yüzüyorlar
Gelin gibi öğe öğe" der.
Milli mücadelede ortak hareket ettiğimizi söylüyoruz ama "böğür itleri" halimize bırakmıyor. Rahmetli anam kaç-kaçta 15 yaşında çocuk olduğunu söylerken "Fransızlar geldi ortalık azdı" derdi. Asırlarca birlikte yaşadığımız ermenilerle gırtlak gırtağa bizi getirenler, şimdi başka bir yol deniyorlar. Başıbozuk ermeniler, fransız askeri kılığında köylerimizi yakıp, insanlarımızı öldürdüler. Tüm ermenileri aynı kefeye koymak haksızlık olur. Yine rahmetli babamın anama anlattığı bir anısı var:
Babam, ikinci dört yıllık askerliğe gittiği arabistandan döner. Osmanlı ordusu silah bırakmış. Sefil, perişan yaya Saimbeyli´nin yolunu tutar. Osmaniye´de arkadaşlarından ayrılır. Hamurcu Gediği´ne (Saimbeyili girişi) akşam üstü gelir. Tanıdığı bir ermeni arkadaşı kendisini görür. "Ali ortalık karıştı, insanlar birbirini kesiyor. Sen şu çalının dibinde beni bekle. Gece gelir seni alırım"der. Söylediği gibi gece yarısı gelen ermeni arkadaşı babamı alır ve fenerlerin söndüğü, karanlık sokaklardan tanıdık bekçilere selam vererek Obruk´un başına kadar gelirler. Ermeni arkadaşı ayrılırken "Ali hakkını helal et" der. Babam köyümüz Karsavran´a sabaha karşı varır. Kaç- Kaç´tan gelen Hacınlı ile evler dolu. Ölenlerin sayısını, kaybettiği yakınlarını söylerler. Olanları büyüklerine anlatır. Aynı günlerde komşu köy ermeni çeteleri tarafından yakılıp, katliama uğradığını öğrenir. Bizim köye çeteler giremezler. Köyün merkezinde Kıllı Hasan´ın damı üzerine ateş yakılıp, yetişkinler nöbet tutarlar. Hareket eden nöbetçilerin sayısı uzaktan fazla göründüğü için caydırıcı olur. Aynı yöntemi komşu köy Evciler´de dener ve başarılı olurlar.
Şimdi çok isteğimiz yok. Geçen yönetim devam etseydi Türk-Kürt ayırımı ortadan kalkacaktı. Ortak yanlarımızın Vatının bölünmezliği, Bayrak ve Atatürk´te birleşecektik. Bizim için başka vatan, başka Türkiye yok.
Şimdi stadyumlarda silinen Atatürk´ün özlü sözleri yerine konsun. Dağlarımızdan "Ne Mutlu Türküm Diyene" yeniden yazılsın. Ziraat Bankası, yeniden "T.C. Ziraak Bankası" olsun. Çocuklarımız yine "Doğruyum, çalışkanım...." desin. Doğruluktan, çalışkanlıktan neden kocunalım ki?
İsteklerimiz öyle çok değil. Şimdilik bu kadar.