Hayatta hiçbir korku, içinde büyüttüğün korkudan büyük olamaz. İlk önce içindeki korkularından kurtul! Sonrası çorap söküğü gibi gelir. Bir kitap gelir konar başucuna, meçhule gönderdiğin mektupların cevabı gelir, sms’ler gelir huzur verici, yıldızlara yuvarladığın gülüşlerin serinleten ilhamı gelir, sen iste yeter ki kifayetsiz dünyanın zirvelerine fetih gelir… Aşk gelir bir sisifos hırsıyla öper şiirlerinden.
Putlarını tekmelemediğimiz düşlerimizin hoyratlığında boğulmana gönlüm razı değil. Nehirlerimin mimarı, yağmurlarımın sultanı; dağ gülleri ve yaban mersinleri arasında patlayan sevinçleri rüyalarını getireceğim. Karmakarışık karlı yollar, patikalar, sarp kayalıklar dilinden düşecek tek kelime ile kavuşacak celladına. Şarkılar bile sen gel diye bağrışır durur. Düşünsene biraz. Düşünmek yeniden doğmaktır, sarı göbekli papatyalar misali beyaza uçmaktır. “seviyor, sevmiyor” saçmalığı hangi papatyanın alın yazısı?
Düşünsene biraz, fırtınalar diniyor artık, yaralar bir bir kapanıyor. Kör kuyulardan Yusuf gibi sükûta düşüyorsun. Düşünsene biraz, bir ahtapot gibi sımsıkı kucaklıyorum bu denememle seni. Oku hadi, oku ve düşün! Düşünmek; dağlarla çevrili ruhunu koşturmaktır gümüşi renkli ufuklara, taş bebeklerin ve mucizelerin aynı metal fırtına içerisinde canlanabilmesidir. Asırlardı cam fanus içinde bekletilen edebiyatın ve sanatın bir volkan gibi sıçramasıdır insanlığa.
Gazete ve dergilerimiz kan kaybediyor!
Kitap okuma oranımız binde bir. Dünya sıralamasında sonlardayız.
Bir evde ebat olarak kitaplığın büyüklüğü televizyonun büyüklüğünden küçükse düşünce yalanla bitirilmiş demektir. Realite eşittir uydurmaca, el üstünde kaydırmaca…
Düşünsene biraz, kullan aklını. Düşünmek sonsuzluğun takdiridir. İbadethanelerde düşünülmez, düşünmek zirvelerde olur; aydınlık geleceğin ve umutla parlayan gözlerin kıyısında olur. Bir öğrencinin yol parasında, bir işçinin mutfağında, bir memurun maaşında olur. Geçinmeyen emeklinin dolmayan filesinde, atanamayan öğretmenin çilesinde olur, siftahsız esnafta, pazar atıklarıyla geçinmeye çalışan fukarada, evladına bir şey alamadığında yüreği dolan babada olur. Üstünkörü bir örnekle vurguladığım her meslek ve her insanımız kendi içerisinde büyük bir trajedi. Her birini ayrı ayrı anlatacak olsak kitaplar oluşur.
Düşünsene biraz, ne diyordu Hz. Ömer: Bir yönetici yönettiği halkın en fakirinin yiyebildiğini yemedikçe, giyebildiğini giymedikçe zalimdir.
Hz Ömer’in bal ve süt hikâyesi şu şekildedir: Bir beldeyi ziyarete giden Hz Ömer, belde yöneticisinin kendisine bal ve süt ikram etmesi üzerine sorar: “Bu beldede herkes bunlarla mı besleniyor?” Yöneticiden “Hayır.” Cevabını alınca:“Bir yönetici yönettiği halkın en fakirinin yiyebildiğini yemedikçe, giyebildiğini giymedikçe zalimdir.” Demiştir. Özel uçakla Amerika’ya gidip chanel marka parfüm mü alsam acaba?

