CENGİZ ARCAN


KARA ÇARŞAF


Kara çarşaf moda oldu; köyde şehirde hatta Avrupa şehirlerinde sık görünür oldu. Getirisi iyi olmalı ki, siyasetçilerin, dincilerin, medyanın dilinden düşmüyor.

Dini kıyafetmiş, yok eski Yahudi kadınların kıyafetiymiş, yok efendim Trakya, İstanbul ve Anadolu’ya Müslüman Rumeli kadınlarının getirdiği kıyafetmiş.

Benim çocukluğum köyde geçti, öyle tatil köyü falan değil, harbi köy. Belediyesi olan iki bin nüfuslu bir köydü. Şimdi nüfusu bin yoktur çünkü AKP Belediyeleri kaldırınca göç hızlandı ve terk edilmiş bir havaya büründü. Şu an bütün köylerimizin düşman askerinin talan ettiği, üzerine ölü toprağı serpilmiş gibi acınacak halleri var.

On yaşında olduğum 1970 yıllarını çok iyi hatırlıyorum. Kadınların hepsi kara çarşaf giyerdi. Hoş, o yıllar herkes fakirdi, kürkleri mi vardı ki giysinler.

Genç bekâr kızlar kara çarşaf giymez, şalvar, üstlerine gömlek gibi bir şey, havanın durumuna göre örme yelek veya hırka giyerlerdi. Başlarına çeşitli renklerde eşarp dedikleri başörtüsü bağlarlardı. Önden saçları görünürdü, ne yakışırdı eşarplar o ablalara, ne güzel ablalardı onlar.

Evli kadınlar, anneler, nineler de kara çarşaflarının altına şalvar giyerlerdi. Kara çarşaf diz kapağından bir karış aşağıda topuktan bir karış yukarda olduğundan şalvar o kadar görünürdü ve hep yeniydi. Sonradan öğrendiğime göre şalvarların üstü eski, solmuş ve yamalıymış. Her sene görünen kısmına yeni parça eklerlermiş, ele güne karşı fakirliğini, eskiliğini göstermemek için.

Fakirlik kolay mı zannediyorsunuz. Şimdi bir şalvarlık basma bu günün parasıyla 15lira, 15lira da dikmeye verirsin (Çok kadın kendisi diker) her sene paçalardan görünen kısmını yenileyerek yirmi yıl giyersin. Bu kara çarşaf iki kısımdan oluşuyor. Alt kısmı etek gibi, üst kısmına kapak diyorlar. Basit, ucuz, giymesi çıkarması kolay, tarlaya, komşuya, düğüne derneğe giderken giyilebilen rahat bir kıyafet. Bunları beyaz eşya ve elektronik aletlerin olduğu eve doğan kara çarşaflı şanslı genç bayanlarımız bilmez.

Gelelim saadete: Bizim köyde bezen bahçe işlerini yaparken, ayaküstü komşuya giderken giyenlerin dışında kara çarşaf giyen kadın kalmadı sayılır fakat kasabada, şehirde, büyük şehirlerde kara çarşaf giyen kadın çok var. Şehir büyüdükçe kara çarşaflılar çoğalıyor. Avrupa şehirlerinde de çok daha fazla kara çarşaflı kadın var. Bunlar Müslüman oldukları için, dinin gereği olduğu için bu kıyafeti giyiyorlarmış.

Şimdi ki kadınların kara çarşaflarının altındaki kıyafetler de en pahalısındanmış. Tanrı’dan dilerim ki, kara çarşaf giyen bayanlarımıza analarımızın ninelerimizin çektiği acıları yoksulluğu ve yoklukları versin ki, öğrensinler kara çarşafın hikâyesini.

Kara çarşaf ne din kıyafetidir, ne şehir ne de köy kıyafetidir. Kara çarşaf benim çocukluğumdaki fakir ama onurlu insanların yoksulluklarını sakladığı, eski ilkokul çocuklarının kara önlükleri gibi zenginini fakirini, herkesi eşit gösteren kıyafettir.

Bırakın din adına masal anlatmayı, kara çarşaf yoksulluk yıllarının alçak gönüllü, kanaatkâr ve onurlu kadınların giysisidir.

Kara çarşafın dini yoktur.

Ne Müslüman, ne Hıristiyan, ne de Yahudi kıyafetidir.

FAKİR FUKARA KIYAFETİDİR FAKİR FUKARA.

  • *

AHLAK

Bizi derede tutmuşlardı, bazılarımızı Çingenelerden almışlar, kimimizi de Leylekler getirmişti.

‘’Uyusun da büyüsün, ninni yavruma’’ ‘’Danalar girmiş bostana, kov bostancı danayı yemesin lahanayı’’ ninnileriyle büyüttüler.

İlkokula başladığımızda ilk önce ‘’Ali topu tut, topu at. Ali yat yat uyu, uyu uyu yat’’ yazmayı ve okumayı öğrettiler.

Biraz büyüyünce ‘’kadının saçı uzun aklı kısa’’ olduğunu, ‘’bana dokunmayan yılanın bin yaşayacağını’’ öğrendik.

Aslında öyle öğretici ve eğitici Atasözlerimiz var ki, biz doğruları bırakıp yanlışlarla uğraşırken ‘’Devlet malı deniz, yemeyen keriz’’ demesini öğrendik.

Askere gittik, bizden bir ay kıdemli askerden sopa yedik. Ne de olsa biz İmparatorluk soyundan geliyorduk.

Sanki Cumhuriyet dönemi çok mu sevimliydi?

Vatandaş vergi vermek, askerlik görevlerini yaptıktan sonra memurun karşısında el pençe divan durmak zorundaydı.

Şimdi soruyorlar bu halk neden bu kadar sevgisiz ve çıkarcı. Birbirine karşı neden hoyrat, acımasız ve saldırıya hazır av köpekleri gibi ferma da duruyor.

Atatürk’ümüz ise ’’Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim’’ demiş.

Asırlarca itilip kakılmış, horlanmış, adaletten uzak, memleketin nimetlerinden eşit olarak nasiplenmemiş insanlardan ne bekliyorsunuz ki?

Baba karısını döverse, çocukta yarınlarda karısını ve çocuklarını dövecektir. Kılıcı eline geçiren kelle kesmek isteyecektir.

Ahlak gönüllere nakşedilmediyse; beyinleri eğitmekle, apış arasına bekâret kemeri takmakla, saçını başını kapamakla ahlaklı olamazsınız.

Ahlaklı birey, ahlaklı toplum nasıl yaratabiliriz?

Eskiler ‘’Eline, beline, diline sahip ol’’ demiş. İyi söylemişler de… (günümüzde kimin eli kimin cebinde belli değil)

Her şeyin başı düşüncedir.

Bence;

Düşüncelerimizi terbiye etmekle işe başlamalıyız.


YAZARLAR

  • Perşembe 14.1 ° / 4 ° Günesli
  • Cuma 15 ° / 2.6 ° Günesli
  • Cumartesi 17.8 ° / 3.8 ° Günesli
  • BIST 100

    4.943%0,00
  • DOLAR

    19,1553% 0,18
  • EURO

    20,9462% 0,90
  • GRAM ALTIN

    1.205,7% -0,24
  • Ç. ALTIN

    1989,405% -0,24