Biz bugün, paramparça yürekleriyle yavrusunu, canını, oğlunu, kızını, kardeşini, bir can dostunu hastane kapılarında asılı listelerden arayan, bulamayınca bir diğerine koşan, bir tanımadık kadının ya da adamın ben onu canlı görmüştüm, gözünde kemik bir gözlük vardı, sırtında çantası, tam o sırada telefonla konuşuyordu, montu siyahtı, sanki doğru postaneye doğru yürümeye başlamıştı gibi sözlerinden umutlanarak ahhhh bir kapıdan çıksa da sarılsam kucaklasam diye çaresizce ordan buraya koşturan insanları,
O çocuğu büyütüp yetiştirirken, ayın, maaşın ucunu bucağını kaçırmış, çaresizlikten, Allah´ın belası kredi borçlarını ödemeye çoktandır alışmış, borçları ödemekle haşır neşir olup borç ödeme günlerini bir tören haline getirip afferin be bana diyecek kadar büyük işler başarmış çünkü artık düze çıkacak, hayat biraz güzel gidecek, eskinin kasvetli günleri sona erecek diye diye uykuya dalan, bir Pazar sabahı uyanıp, iki yumurta az beyaz peynirle bir omlet, iki yeşil biber, bir domates yiyen, çoktandır göresi geldiği Muazzez Teyzesi´ni, Kocatepe Camii´nin aşağısında oturan Muazzez Teyzesi´ni gidip gören, hatırını soran, eh artık akşam vakti oldu, bana müsaade, yavaş yavaş yürürüm Güven Park´a doğru deyip sokağa çıkan, çıkarken teyzesine sarılıp, öpüp kucaklayan, tam da çıkacakken rahmetli Nuri Amca´sını hatırlayıp hey gidi Nuri Amca, ne güzel adamdı deyip Muazzez Teyze´sinin gözlerine bir buğulu ışıltı yayan ve mekan Ankara olduğu için mutlaka kapı önündeki ayakkabılarını giyen insanları,
Her gün kilometrelerce yollar katederek ders verdiği okulda bir yandan her neyse o dersi verirken, bir yandan da oğlunun, kızının eğitim giderlerini, simit sandviç parasını, hafta sonu arkadaşlarıyla buluşup da iki bira, bir muhallebi yeme parasını kazanmak için evde oturup bir arada bir derede patatesli içli köfte ve mantı ve börek açan, onları tanıdık evlerine götürüp satan, kazandığı üç beş lirayla ohhh be bugünü kurtardık, yarına Allah Kerim diyen, sonra bir bombayla içi paramparça olan bu insanları,
Çok istemişti ODTÜ´de okumayı, ben de az hınzır değilim, çocuk daha lise birdeyken, bir yaz, aldım götürdüm kampüse, görsün, heveslensin istedim, benim içimde kalmıştı, bir Ayşe var, arkadaşım, odtü mezunu, hep ona imrenirdim, oğlum onun gibi olsun istedim, biz Antalya´da yaşıyoruz ama olsun, kırıp sarıp okuturum seni oğlum dedim. O kadar çok sevdi ki okulu, tam gaz çalıştı, sınav sonucu gelince çılgına dönmüş halimizle önce anneannesini aradık, oğlun artık emin ellerde,
gelecek bizim dedik,
gelecek bizim dedik, yurda yerleştirdik, yerleştirdik dedimse, lâfın gelişi, benim oğlum hak etmiş, öyle sevindik. Hafta sonları özel ders bulmuş, ´anne sen dert etme beni, günlük geçimimi sağlıyorum derslerle, bak bu Pazar saat üçte dersim var, Kızılay´da, Güven Parkı´nın hemen yanında bir evde, akşam üstü biter işim, yurda dönerim´ diyen insanları,
Durağa doğru yürürken belki de ne çok sevmiştim seni Leyla cümlesini aklından geçiren, kim bilir belki, artık sigarayı bırakma zamanı geldi oğlum diye kendine ayar çeken, belki de o sırada kuşların ürkek uçuşlarına bir an için dikkat edip, bir tuhaflık mı var, bana mı öyle geldi diyen, olmaz mı, olur, belki bir tatlı kediye eğilip hayatının son dokuşunu gerçekleştiren insanları,
Benim yavrum ölmüş, dünyanın umurunda değil, ben ne kadar yalnızım, ne kadar yalnızım, ne kadar yalnızım diyen insanları,
Unutmayalım.