Çekmecelerimin içi atamadığım yıllanmış notlarla yazılarla dolu, tamamı da özensiz el yazılarıyla, eğri büğrü, çala kalem karalanmış şeyler, çizgili bir defterden koparılmış kenarı tırtıklı sayfalara kurşun kalemle yazılmışlar, her dolap temizliğinde evin demirbaşı olarak yeniden kalması gereken yere koyulan, tutkuyla yazılmış hayaller, atmaya elim varmıyor, ben yaşadıkça bu böyle sürecek.
Keşke belleğim çok güçlü olsa, ama değil işte, unutuyorum. Oysa bir kağıda sıralanmış sözcükler her okuyuşta sanki ilk kez okuyormuşum gibi şaşırtma ve sevindirme gücüne sahip. Bizim hayatımız, bizim kendine özgü tarihimiz. Neler var, bir göz atarsak, oğullarımın ilk okuldan başlayarak yazdıkları Türkçe ve İngilizce yazıları, bir ödev, bir kompozisyon, deneme yazısı, şiir filan görünüşte ama işin aslı çok daha fazlası, bir ´olmak istediği ben görseli´, titrek, beceriksiz harflerle yazılmış kocaman tutkular, betimlemeler, sıcacık sevgiler, acımasız eleştiriler, o küçük bedenlerden yükselen melekler, kötü kalpli şeytana sen dur diyen adamakıllı cesur karşı koymalar, bazen insanı kıkır kıkır güldüren komik komik şeyler.
Her şeyi saklamışım. Bir kirli çıkınım. Hepsi benim, benim hazinem.
Çocuklarınızın yazdığı her şeyi saklayın, ara sıra açıp okuyun, o tutkuları yazan yüreklere güvenin çünkü o sözcükler çekmecenin içinde sessizce durup dururken, çocuklar büyüyecek, sözcükler büyüyecek, kim bilir belki de insanları büyüleyecek.
Sadece kendi oğullarımın değil, yeğenlerimin, öğrencilerimin, eve konuk gelmiş bir tatlı çocuğun eğri büğrü kağıtlara yazdığı çizdiği her şeyi saklamışım, kirli çıkın, hâl böyleyken işi bitmez, insandan, tutkulardan vaz geçemeyen, hazinesi bol, bir benim ben.
Saklayın, kendinizi hatırlamanın en iyi yolu kişisel tarihinizi bir çekmece içinde saklamak, ara sıra açıp okumak, okuduklarınızı kalbe kitlemek ve marifet, büyüdüğü zaman yapacaklarını beklemek değil, hiç değil, asıl altı yedi yaşındayken yaptıklarını çok beğenmek, onları yüreklendirmek, gelişmelerine sebep olacak her yolu açmak, çıtayı hep daha yükseltmek ama hırsla açgözlülükle değil, güzellikle, insana kucak açmakla, tok varken açı da hatırlatmakla, var varken yoku da öğretmekle, saygılı davranmakla, korksa da korkuya yenilmemekle, savaşa değil barışa meyletmekle, teşekkür etmeyi, özür dilemeyi öğretmekle, daha çok, hangi birini sayayım.
Notere gitmiştim. Avukat vekaletnamesi çıkarmak için. Beni masasına alıp işlerimi gören kadın memur mesleğimi okuyunca çocuklarını YTÜ´nün yaz kamplarına yolladığını söyledi, ama artık büyüdüler, lisedeler şimdi dedi. Ben de ona çocuklarının uluslararası yaz kamplarına gitme zamanı gelmiş diyerek akıl öğretiyorum, bu benim meslek deformasyonum, ilgiyle dinleyip not almak istedi. Masanın üstündeki not kağıtlarından birini çekti ve yazmaya başladı. Nolduysa o anda oldu, bu ne dedim, bu ne? Ne ne? Kadın şaşkın. Küçücük not kağıdının üstünde kocaman bir tüfek resmi var. Bak kardeşim dedim, ben senin çocuklarının güzel geleceği için bir şeyler söylüyorum ama sen bunu üstünde silah resmi olan bir kağıda yazıyorsun. Buna yazma. Ay, hiç aklıma gelmeyecek bir şey söylediniz dedi. Kağıdı attı. Ben pisim, yetinmedim, hepsini çöpe dedim. Hepsini çöpe attı.
Bilmem anlatabildim mi?