Yüreğim Düştü
Gün karanlığı çağırıyor uzun zamandır. Dilimin ucunda değil ölümün şarkısı, salıverdiğim soluğumda; öylesine soğuk öylesine kesif ki. Sokaklar tekin değil. 104 can yetmiyor, ardından yine bombalar patlıyor. Henüz kırkı dolmamış, toprakları nemli, eti kemiğinden ayrı –yanık gömülmüşlerin mezarları başında bekliyor aileleri. Yaslı yürekleri isyanla, acıyla kıvranıyorken bir patlama daha, kulak duvarını aşıyor. Ölüyor Ankara gözkırpımı bir anda. Ateş topunun arasında insan çıtırtısına karışıyor iniltisi.
Kırgınlık hiç değil, öfke atışı yüreğimin çarpışında. Sesin yankısı boğazımda. Gırtlağımı yırtarcasına evde bağırışım, çaresizce telefonla yakınlarımı arayışım. Ulaşabildiklerime, geçmiş olsun, ulaşamadıklarıma, öldüler mi, diye kaygılı dolaşıp saçımı başımı yoluşum… Ya tanıdık olmadığını düşündüklerim? Ya onların yolunu gözleyenler…
Başka bakıyorum epeydir, bir boşluk, bir matem, bir bekleme anı. Kurgularım distopyanın merkezinde, her seferinde tufanla çarpışıyor. Düşünüyorum çokça. Yüreğim düşüyor. Burkuluyor, iyice eziliyor. En çok da hangi arada bir patlama olacak, diye yürürken etrafıma bakıyorum. Bakarak kurtulma yanılgısı. Belki de düşmanı görerek ölme arzusu.
Düşman arıyorum
Düşman arıyorum etrafımda. Kaldırım taşlarının arasına bakıyorum. Olmadı başımı gökyüzüne kaldırıyorum. Olmadı toprağa eğiyorum yüzümü. Rahat koltuklarında oturan, düşmanları içimize alıp besleyen baş düşmanları böylesi zamanda unutuyor nedense bellek. Sırt çantası taşıyan bir düşman ya da arabayla caddeden geçecek bir şüphelinin peşindeyim hep. Ne çok düşmanlığını gizlemişler varmış öyle… Açık vermiyorlar, anlayamıyorum yüzlerinden. Metronun içinde, trenin hareketinde kaygılıyım. Yüzlerce yüzün mimiği de hareketli. Birbirimizin yüzünde düşman arıyoruz. Bilinç sapması ya da kayması ya da yerleşmesi… Karışık. Sakallara takılıyoruz ne çok. Üst baş taraması, bacak arasındaki sırt çantası. Kirli büyük bir poşetin hışırtısı. Sonrası büyük bir yanılgı… Her durakta yüreğimizi sıkıca tutuyoruz. Böylesi hunharca ölümlerin ardında kalan aileler, nasıl tutuyorlar kanayan yüreklerini bunca zamandır, diyorum.
Mefistofeles,´in işaret parmağı hâlâ düşman diye birilerini gösteriyor her fırsatta. Bu yüzden batı nüfus cüzdanından linç ediyor insanı; vurarak, susarak, alkışlayarak… Kendi içimizden, birbirimizden düşmanlar yaratıyoruz her geçen gün. Bizler birbirimize girdikçe, sinsi düşman Ankara´yı bombalarla üst üste patlatıyor. Ankara güzel değil, yaslı artık. Cumhuriyetin güvencesi de değil. Huzuru hâlâ bir ırkların kanının akıtılması yanılgısını sıkıca omuzlarında taşıyanlardan. Hep birlikte, ırkları değil insanı öne alan, barış içinde, eşit ve özgürce güzel bir yaşam düşünü kuramayanlardan. Kapalı gözler ve ruhlar inanmak istedikleri dışındaki her şeye iftira olarak bakıyorlar. Çünkü onlar inandıklarını tanrılaştırarak yapılan zulüm karşısında vicdanlarını aklamaya çalışıyorlar her defasında.
Elma dersem çık armut dersem çıkma.
Süper gücümüz, başımıza gelecekleri bizden iki gün önce biliyor. Vatandaşlarını uyarıyor. Öyle ki patlamanın olacağı istikameti bile bildiriyor. Bizim istihbarat bilemiyor işte. Bilse bile bize söyleme gereğini görmüyor, ölün, diyor. Ayırımcılık yapmıyor bu kez, hep birlikte otobüste, sokakta, karşıdan karşıya geçerken. Bir bomba! Yasınızı tutamadan yine ölün. Öyle çok ölün ki alışın ölümlerinize. Ölüveriyoruz işte, Ankara´nın baharında.
Çığlık çığlığa düşmeliyim sokağa
Belleğim kayıyor yine; ses geçirmez, kurşun işlemez, bin odalarda arasan bulunmaz, bulsan dokunulmaz. Kibrinden yanaşılmaz. Ölenleri hiç umursamaz. Oysa ölenler yakınımdır benim. Bir taksici, yüzünü hatırlamama gerek bile yok; kaç kez binmişimdir aracına, Güven Park´ın önünde. Ülkenin hali ne olacak diye söyleşmişizdir muhakkak. Bir çiçek satıcısı; kaç kez çiçek almışımdır kim bilir. Durakta otobüs bekleyenler, bir kenarda sigarasını içenler, arkadaşlarıyla buluşanlar, kucağında çocuklarıyla geçenler, kâğıt –plastik şişeler toplayanlar, hadi biraz parkta oturalım, diyenler… Karşılaşmışızdır Ankara´nın göbeğinde, dokunmuşuzdur bir otobüste, gözlerimiz muhakkak değmiştir bir yerlerde… Hepsi yakınımdır gidenlerin. Hepsi yasımdır benim.
Bağırıyor iç sesim, düşman içimizde, adresi belli, diye. Ah bir açıversek şu iç sesleri! Küflenen zihnimizi söyle bir silkelesek. Gözümüzün pasını silsek. Şimdi değilse ne zaman yapacağız.
Yüreğim Kızılay´a düştü yine. Kırgın değil, öfkeli. Tutup kaldırmalıyım öfkemle, açmalıyım sesimi, çığlık çığlığa düşmeliyim sokağa… Ölenler yakınımdır, diye diye…
14.03.2016/Mutfak, 02:22