Öyle çok susalım ki, suskunluğumuz bile suç sayılsın!
Gözlerimiz birbirine değip konuşmasın, hele ki ellerimiz, iyice uzak tutalım, kazara dokunmasın. Mademki susmaya kararlıyız, o halde, bedenlerimizi de katalım suskunun esaretine.
Kına yaksın birileri bir yerine, sonra da ne çok sustular, diye bizimle alay etsinler…
Tüm sus´ların içine bol miktarda öfke serpelim. Sakın ola, aceleyle öfkenin peşine düşüp haykırmayalım. ‘Adam sende´nin eteğinden tutalım ki sus otursun yerine. Sonra! Kolay. Bir sus için bir sus nefes alalım, bir sus daha, e´si, hop, hadi uykuya…
Sus olmadı değil mi? Çocuklar olunca çelme takar ayağa. Ah bu çocuklar! Haylaz olur, ergenliğe geçişleri gürültülü. Sus kesmez onları. Çocuk işte annesi, çocuk işte babası… Yok! Ergen artık, sustur susturabilirsen… Bir de başından büyük laflar etmez mi şu ergenler… Kıyma babası, sus´un pus´u henüz üzerine çökmedi, öğretir nasılsa göğe taht kurmuş amcalar…
Sus´un pus´u
Ergen işte, değişime uğrarken, ortalığı da değiştirmek ister. Bazen yıkar, bazen pus´ar. Makbul olan pus´an ergendir her zaman. Öyle değil mi, annesi, babası.
Ya yıkan ergen olsaydı? Duydum sizi, şeytan kulağına gitmesin değil mi, üç kez tahtaya da vuralım bence. Ne olur ne olmaz sonra!
Göğe taht kuranlar en çok sus´anı pus´anı sever. Haddini bilmez yıkıcı ergense özgürlük düşü kurmaya kalkmışsa, üstüne birde eşitlik diyorsa, tutana aşk olsun! Ee baştan ezmeliydi çocuğun kafası. Sürekli iş yok, aş yok, diye çocuğun önünde konuşursan, bir de çocuğu alıp şaşalı AVM´lere götürürsen, olacağı bu. Durur mu çocuk, takılır kendi gibi ağabeylerin, -ablalarının peşine, hak der, adalet der… Birileri keser elbet erken öten horozun sesini. Pus indi mi ne?
Sus´un feryadı
Ergenin annesi dayanamadı, bir işin ucundan tutmuyorsun be adam! Televizyonun karşısında o spor programı, bu spor programına koşuyorsun. Benim çalıştığımı unutuyorsun anlaşılan, diye bağırdı. Ardından ergen çocuğuna, doymak bilmiyorsun, sürekli isyan ediyorsun. Bizden bıkmışmış. Ben bıkmadım mı sanıyorsun, sana dershane parası bulmak için bir de tatil günümde temizliğe gitmekten. Yeter be, yeter artık, dedi. Birden şişman Yeter Perisi ortaya çıktı. Kadına sarıldı sıkıca. Peri, bir kocaya bir çocuğa sertçe bakıp “tüh” size, dedi. Ergen bir Peri´ye bir babasına baktı. Peri´nin omzunda ağlayan annesine de kızdı. Şimdi suçlu olan ben miyim? Okulda öğretmenler doğru dürüst anlatsalar, ne işim var tatil günümde dershanede. Tuvalette neden uzunca kaldığımı bile bilmiyorsunuz. Sizi duymamak için. Anlayacağınız kaçıyorum sizden. Haberiniz bile yok! Dışarı çıkmak istiyorum ya! Gezmek istiyorum. Sesinin rengini bulmamış, tınısı homurtulu ergen öyle bir bağırdı ki, Yeter, diye Peri bile ürperdi. Baba şaşkın, öylece kalakaldı. Onun da İhtiyacı vardı, Yeter Peri´sine. Şişmandı, dudak üstündeki tüylerini aldırmamıştı. Kısmet işte, dedi baba. Maaşına iki yıldır doğru dürüst zam yapılmamıştı. Utanmadan, ıkına sıkıla zam istemişti bugün. Patron işte, anında hesabını kesmez mi? Dışarıda bu işe sahip olmak için milyonlarca insan beklerken… Dış kapıyı gösterivermişti hemen. Asıl bağırması gerekenin kendisi olduğunu düşündü. Karısının aldığı asgari ücretle nefesleri iyice küflenecekti. Banka borçlarını bile iki maaşla ödeyemezken, kredi kartları borçtan kapatılmışken şimdi… Yeter, yeter, yeter, diye açtı sesini. Yeter Peri´si çoluğu çocuğu da yanına alıp hep birlikte sarıldılar babaya. Birlikte Yeter, diye açtılar ağızlarını.
Sus´un zulmü, Sus Ağası
Bir anlık suskunluğun arasında, Peri, birden katıla katıla ağlamaya başladı. Şaşırdılar. Sizin yaşadıklarınız nedir ki benim gördüklerim karşısında. Taş olsa, Yeter, diye dile gelirdi. Çöken, yanan madenlerin önünde bekleyen analar, çocuklar ağzını bile açamıyordu, cenazelerini alabilmek için. Yeter, dedirtemedim onlara. Ya kocası tarafından dövülenler, öldürülenler… Sokaklarda dolanan evsiz çocuklar, çalışan çocuklar… İğrenç adamlar tarafından tecavüze uğrayanlar… Öyle çoktu ki, hepsine yetişemedim bile. Baş kesen, taş kesenler musallat olmuştu her yana. Onların önüne çıkıp, Yeter, diyemedim. Dağa sıkıştırılmış açlıktan ölen çocuklara su bile götüremedim. Satılan kadınları ellerinden çekip kurtaramadım. Peri, delirmişti, öyle bir Yeter diye bağırdı ki komşu teyze Yeter Hanım, açık kapıdan içeri girerken, sertçe kapattığı kapının sesini bastırarak, Yeter kadar başınıza taş yağsın, nedir bu Yeter Yeter, derken hepsi bağırmaya devam ediyordu. Ardından alacaklı gelmiş gibi kapı çalmaz mı? Dışarıdan siren sesleri geliyordu. Kapı kırılmak üzereydi, bir koşu baba açtı. Kolluk kuvvetleri yere yatın, yere yatın, diye bağırdı. Baba ergen çocuğuna gözünü çevirdi, ne halt ettin, diye. Çocuk babaya, anne her ikisine de. Yeter Perisi´ni nerede saklıyorsunuz? Söyleyin lan, diye bağırdı iriyarı olan kolluk kuvvetinden bir adam. Baba tam ağzını açacaktı ki, sus lan, sus! Bundan böyle, Sus Ağası ne derse onu yapacaksınız. Bir daha evinize alırsanız o örgüt başı Yeter Perisi´ni, gerisini siz bile hayal edemezsiniz, ona göre, sus´un sus´tuğunuz yerde. Yeter Yeter, deyip belanızı mı arıyorsunuz ne?
Not: Önemlidir
Vejetaryen Külkedisi, kitabının başkişisi Yeter Perisi, gece yarısı daldığı düşüncelerinin arasında, hissettiği sus´larıma, pus´larıma bir süre dayanmış, fakat yeter´lerime dayanamayıp bir koşu yazımın içine girmiştir. Kolluk kuvvetleri yazının içine girince, kitaba geri dönmüştür. Kitabın yazarları, Nunila Lopez ve Myrıam Cameros kolluk kuvvetlerince her yerde aranmaktadır. Bu yazarlar sus pus olmuş değiller, büyükleri ve çocukları masallarla kandıranlara gerçek masalları anlatmak için, dünyanın dört biryanını dolaşıyorlar… Ancak Sus Ağası, tehlikeli gördüğü bu masalın kahramanı Yeter Perisi´nin yakalanması için kolluk kuvvetlerine, tez elden talimat vermiştir, halkımıza duyurulur…
Mutfak-25.12.2014/03:00
Yeni Adana Gazetesi/Aralık 2014 tarihinde yayınlanmıştı.