DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 16.06.2021 16:16:00 1039 0
  • BIST 100

    1.385%-1,20
  • DOLAR

    8,8630% -0,03
  • EURO

    10,4064% -0,26
  • GRAM ALTIN

    499,48% 1,75
  • Ç. ALTIN

    824,142% 1,75

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Altay 7 5 2 0 5 15
2.Beşiktaş 7 4 1 2 7 14
3.Trabzonspor 6 4 0 2 7 14
4.Hatayspor 6 4 1 1 9 13
5.Fenerbahçe 6 4 1 1 4 13
6.Konyaspor 6 3 0 3 4 12
7.Alanyaspor 6 4 2 0 -3 12
8.Fatih Karagümrük 7 3 2 2 1 11
9.Kayserispor 6 3 2 1 2 10
10.Sivasspor 7 2 2 3 3 9
11.Adana Demirspor 7 2 2 3 1 9
12.Galatasaray 6 2 2 2 -1 8
13.Antalyaspor 7 2 3 2 -3 8
14.Gaziantep FK 7 2 3 2 -4 8
15.Yeni Malatyaspor 7 2 5 0 -7 6
16.Göztepe 6 1 3 2 -3 5
17.Kasımpaşa 6 1 3 2 -3 5
18.Başakşehir FK 6 1 5 0 -3 3
19.Giresunspor 6 0 5 1 -7 1
20.Çaykur Rizespor 6 0 5 1 -9 1
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Pazartesi 33.7 ° / 21.3 ° Bulutlar
  • Salı 32.7 ° / 21.1 ° Açık hava
  • Çarşamba 31.8 ° / 21.3 ° Açık hava

YALINLIĞIN ARDINDA BİR SİMURG

Recep Nas

Ne çok anı, ne çok hayat dersi… Hep vererek, hep kendinden vererek dünyayı güzelleştirmek uğraşı; dilenciye şapkası karşılığı altmış dolar veren de o, okuduğu her kitabın ayrıntılı bir özetini çıkarması karşılığında kızına on dolar para veren de. Onu tanıyan kimle konuştumsa hep aynı içtenlikli tanıtma: ‘Nihat abi candır, dosttur, insandır.’  

Nihat Ziyalan’dan söz ettiğim anlaşılmıştır. Yeşilçam’ın Yeşilçam olduğu günlerin ünlü aktörü, kötü adam rollerinin efsanevi oyuncusu, Yılmaz Pütün’ün (Güney) can yoldaşı, Özdemir İnce’nin sevgili dostu Nihat Ziyalan’dan. Kitaplarından önce dergilerdeki, altına Sydney’den notunu düşüp tarihler attığı şiirlerinden, sonra sonra kendisini yazışmalarla tanıdığım Nihat Ziyalan’dan. Kötü adam rolleri oynadığı günlerden kalan duygularını Sevdakeş’e taşımış. Üstelik Kötü Adam başlığıyla. Öyle duygu yoğun bir şiir ki, buraya tadımlık bir dörtlük almadan edemedim.   

“yumruk almanın acemisiyim”

“zaten babası kaçmış bir oğlum var”

“utanırım”

“hep dayak yiyen bir baba olmaktan”

                                                  Kötü Adam’dan

Nihat Ziyalan… Önce öyküleri ve romanları. Ama ille de şiirleri. Önce şiirleriyle tanıdım ben onu. Anları yaşadığım, o an’lardan kâh geçmişe kâh geleceğe uzandığım şiirleriyle. Nihat Ziyalan şiirinde ân’ları yaşadım, yaşıyorum. Bu bana iyi geliyor. İnsanın yaralarını sağaltan bir yan var bu şiirlerde. Bunu anlatamıyor, anlamlandıramıyorum. Bir hastanın kullandığı ilacın hastalığını nasıl sağalttığını bilmemesi gibi bir şey bu. İyi ki de anlatamıyor, anlamlandıramıyorum. Nihat Ziyalan şiirindeki “tılsım” dediğim şey, tam da bu anlatamamak, anlamlandıramamak durumuyla ilintili. Okuyorum, tekrar okuyorum, bir daha okuyorum… Bu okuma süreci iyi geliyor bana. Yol değil, yolda olmak duygusu; bir ân’dan öteki ân’a kayarken yaşanan yürek coşkusu. Kendisine de söylediğim gibi, iyi şair olmakla iyi insan olmak arasında bir kök bağ olmalı. Nihat abi iyi şairdir. İyi bir insan olduğu gibi.

Kendi tanımlamasıyla ‘tematik şiirin’ uç örnekleri bu şiirler. Bu ‘anlatamama’, ‘anlamlandıramama’ durumunun adını koydu bir yazışmamızda söz arasında: “Sezgisel anlam diye bir şey diyorum buna. Sezgisel anlamla biçimlendirmek, manzaraya vardırmak.” Sonra bir söyleşisinde ‘sezgisel yalınlıktan’ söz ettiğini okudum. Şiirin temasındaki, alt anlamındaki, matematiğindeki, kurgusundaki ‘yalınlık’ olarak imledim ben bunu. Basit bir tema üzerine inşa ettiği şiirinde anlamın derinliğe ulaşma eylemini/uğraşını, sezgisel yalınlık yoluyla biraz da okura bırakıyor. Yalınlığı basitliğinde değil; ilk okumada sığ gibi görünen, içine girdikçe yeni kapılar açan derinliğinde. Bu derinliği aşabilen o okura selam olsun diyelim ve bu konudaki sözü bir parça ona verelim: Sezgisel yalınlık’ diye bir şeyin peşine düştüm. Fakat çok zor. Yalınlık hiç bir yere varılamayacak bir yoldur bence”

Her şiirini belli bir tema üzerine kuran Ziyalan, bu tematik yapı içinde okuru derinlikli bir anlam şölenine çağırıyor. Bunu eylerken basit bir söylem gibi görünse de yalınlığa yaslıyor şiirini. Basit değil, yalın bir anlam bütünü hâlinde kotarılan şiir, yine aynı yolu izleyerek okurunu sezgisel yalınlıkla baş başa bırakıyor. Burada iş, tamamen okura kalıyor. Okur bu noktada ya ‘bunu ben de yazabilirim’ kof duygusuyla şiiri okuyup bir tarafa bırakacak ya da sezgilerini harekete geçirerek şiirin tematik yapısı içindeki derin anlamın ardına düşecek. Ziyalan şiiri, bu anlamda ve okur açısından zorlu bir kazı işçiliğini gerekli kılmakta.  Kazı işçiliği dediğimiz şey, tam da Ziyalan’ın bir söyleşisinde ‘basit değil, yalın. Karnı deşileduran bir yalınlık,’ şeklinde tanımladığı, benim de vurgulamaya çalıştığım şiirdeki bu yalınlıktır.

“Kulağım yağmurda”

“içim tıp tıp”

“aman Allah’ım” 

“akar biraz sonra”

“merdiveni bir solukta inip”

“altevden”

 “leğeni kovayı tencereyi çıkardım”

                                   Yıldızlarla’dan.

Bütün gösterenler mevcut yukarda bir bölümünü aldığım bu şiirde: yağmur, tıp tıp sesi, altev, leğen, kova tencere… Sezgisel anlam dediğimiz, bu nesnelerin belli bir manzara oluşturarak anlamı duyurması. O anlama ulaşmak biraz da okurun yürek gözünün açık olmasına, biraz şairiyle duygudaşlık kurmasına bağlı, diyorum ben. Ziyalan şiirinin her okuyanda ‘ben de yazabilirim’ yanılsamalı bir duygu uyandırması belki de Ziyalan’ın ‘şiirde yalınlık’ şeklinde adını koyduğu bu tarzdır. Her okuyanda, her okumada farklı anlam kapıları açan bir şiir. Bu da Ziyalan şiirinin gücünü göstermesi açısından anlamlı. Bu şiiri okurken kenar notları almışım. Adını sonradan koydum bu notların. Sıradan sözcükler bir araya gelmişler ve bana bu anlamı sezdirmişler: Yağmurun tıpırtısıyla içinin kıpırtısını değişmeceli kullandığı bu şiirde betimleyici tarzda yazan bir roman yazarının koca bir paragrafta anlattığını, yedi dizede anlatıvermiş: Yağmur korkusu değil bu; fukaralık belası. 

“yatakta dönerek”

“işe bak” dedi Özdemir”

“biraz önce yıldızlar görünüyordu”

“kiremit kırıklarından”

                                   Yıldızlarla’dan

Bir sonraki bu dörtlükte zaman-mekân bağlamında insanı ele alıyor şair. Mekânın zamanıyla insanın zamanı farklı boyutta işliyor. Mekândaki doğal işleyiş insanda yoksulluğun acı yüzüyle karşılaşınca duruyor.

 

“açıkta bırakınca”

“sormadan alıp giden olur”

“omuzsuz kalır evimin direği”    

“gereksiz yere sinirlenir”

“birbirini doğrar mutfaktaki bıçaklar”

                                                     Omuz’dan

Sözcüklerin anlam çağrışımları uzun dizeleri gereksiz kılmış. Şiir bu değil mi zaten?  Bir ‘omuza’ neler neler yüklenmiş şiirsel anlamda. İyiliğin, karşılıksız sevginin, yardımseverliğin genetik kodlarını omuz imgesi üzerinden imlerken ne zamandır unuttuğumuz bir yığın değeri öyle kırmadan dökmeden yüzümüze çarpıvermiş. Nesneleştirilen omuz, insanlığın hizmetine sunulmuştur:

“hırpalanmış bir omuzdur gelen”

“sevinirim / belki işe yaramıştır.”

                                   Omuz’dan

Babadan oğula, oğuldan babaya miras kalan yük; bir bilge, bir derviş tavrı ve kalenderliğiyle bugüne taşına gelmiş. Geçmişi şimdiye, şimdiyi geleceğe taşırken hiç de yüksünmeyen, yakınmayan; dahası bu yükten hoşnut bir derviş vardır bu şiirde. Mutfakta birbirini doğrayan bıçaklar bile bozamaz bu dinginliğini. Çok çaresiz kaldığı anlarda geleceğine, New York’a şöyle bir uzanır, aynı genleri taşıdığından kuşku duymadığı bir omuzun yelelerini okşar, yumuşacık. Yele imgesi bir gücü temsil eder, bu güce yaslanması bireysel bir çare arayışı değildir, değerler genetik kodlarla uzak ülkelere taşınmıştır, oralardan uzattığı yelesiyle güç verir geçmişine:     

“çaresizliğe düşünce”

“sesimi New York’a uzatır”

“okşarım oğlumun omzundaki yeleyi”

“kükremesinin yankısıyla dönüp”

“hallederim işimi”

                                   Omuz’dan

Son kitabı Sevdakeş’ten iki şiirle Nihat Ziyalan şiirini değerlendirmeye çalıştım. Edirne Sandığı şiirinde olduğu gibi, ortaya saçılan bir sandıktan (Sevdakeş’ten) dökülenler merak duygumuzu da kamçılıyor. Beklenmedik bir anda yaşam denizinin içine dalıp içine pek çok yaşanmışlığın sığdığı bir damla çıkarmak ve okuru o dupduru damlanın tadına vardırmak… Bunu fazlasıyla başarıyor, Nihat Ziyalan şiiri.  

Sevdakeş/ Nihat Ziyalan/ Yapı Kredi Yayınları/ Şiir/ 1. Baskı Nisan 2021/ 168 Syf.



YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: LÜTFİYE AYDIN

ŞİİR: ONUR SAKARYA

Reyhan Yıldırım

Öykü: Hatice Günday Şahman

SÖYLEŞİ: MELTEM KOFOĞLU

ŞİİR: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU

ŞİİR: ÖZGE SÖNMEZ

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: BEHÇET ÇELİK

Öykü: Mediha Ünver

Şiir: Arzu Demir

ÖYKÜ: Seyhan ASLAN HANOTTE

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: NİHAT ZİYALAN…

Söyleşi: Gül PARLAK

SÖYLEŞİ: GÜLSER KUT ARAT- MELİHA YILDIRIM

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: AHMET ÖZER…

160. Kilometre yayınevinden 10. yılında yeni bir şiir dizisi: Gulyabani.

Şiir: Levent KARATAŞ

Öykü: İlknur Güneylioğlu

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ALİ BALKIZ…

ÖYKÜ: ALİ GÜNAY