“Irak’ın yanı sıra, tüm Ortadoğu’ya barış getirilmelidir.” Bu söz, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell tarafından, 2002’de söylendi. Bu sözün altında yatan gerçek de çok geçmeden netlik kazanmaya başladı ve ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Danışmanı Condoleezza Rice, Washington Post Gazetesi’nde yayınlanan bir makalesinde, Fas’dan Basra Körfezine kadar, Ortadoğu’da yirmi iki devletin rejiminin değiştirileceğini yazdığında, tarih, 7 Ağustos 2003’tü. Böylelikle, BOP (Büyük Ortadoğu Projesi) tescil edilmiş oldu.
Bu gelişmeler öncesinde, Ortadoğu olarak, değişen kapsamlarda tarif edilen bölgeye müdahaleler, Napolyon’un Afrika seferinden itibaren ağırlıklı olarak devam ediyor. BOP olarak anılan operasyonların kapsamı, güç odaklarının küresel çıkarlarındaki tehdit algılarının da değişmesiyle, önce GOP (Geniş Ortadoğu Projesi) ve günümüz gelişmeleriyle GOKAP (Geniş Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi) haline dönüştü.
1945 sonrası, Sovyetler Birliği’nin yayılmacı komünizm tehdidiyle ortaya çıkan çift kutuplu küresel yapılanma, Gorbaçov liderliğinde yaşadığı Glastnos ve perestroyka politikaları sonrasında, Sovyetler Birliği’nin Aralık 1991’de dağılması ve Sovyetler Birliğini teşkil eden Cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını ilanıyla, değişime uğradı. Yeni bir yapılanmayla ortaya çıkan Rusya Federasyonu’nun uygulamaya başladığı yenilenmiş dış politikalarla, Sovyetlerden kopan Cumhuriyetlerin kazanımı yarışı ortaya çıktı. Günümüzde, Rusya, ABD liderliğindeki NATO’nun Karadeniz üzerine senaryolarını boşa düşürmek için, Kırım işgali ve Ukrayna müdahaleleri ile gündeme gelirken, Gürcistan üzerindeki etkinliğini de kaybetmek istemiyor. Ancak, bölgesel mücadele sürecinde, ABD’nin, ikili işbirliği anlaşmaları ve üs kazanımlarıyla, Transkafkasya bölgesine yerleşmiş olduğunu görmek, bölgeye yönelik politikaların tarihsel derinliği hakkında, ilginç emareler içeriyor.
Esasen Pakistan, Hindistan ve Çin, bölgelerinde birer denge unsuru olarak dururken, ABD ve AB tarafından, bu ülkelerin kısıtlı oranlarda nükleer teknolojiyi elde bulundurmalarına, bölgeselden küresele uzanan dengeler gözetilerek, müdahale edilmiyordu. Batı yanlısı olabilecek Müslüman Pakistan’ın, kısıtlı, kontrollü nükleer gücü elinde bulundurması hem Rusya’nın kuşatılmasında ve muhtemel bir nükleer savaşta önleme faktörü olarak kabul görüyor hem de Hindistan ve Çin için tehdit oluşturmasıyla Batının işine geliyordu. Hindistan da Çin’e karşı duruşla bu ayrıcalıktan faydalanarak gelişmeye devam ederken, Çin, ABD için en önemli tehdit unsuru olarak konumunu geliştirmeye devam etti. Çin’in önlenemeyen yükselişi ve bu günün konjonktüründe, özellikle ABD ekonomisini tehdit durumuna gelmesiyle, mücadelenin ekseni değişim göstermek zorunda kaldı. Bu değişimle birlikte BOP, GOP’a ve GOKAP’a dönüşürken, mevcut planlara yapılan eklentilerle, müdahale edilmesi gerekli olarak değerlendirilen alan da değişim gösterdi.
Günümüz gelişmeleriyle, Rusya, üç yüz yıllık idealine ulaşmış görünümle, Suriye üzerinden Doğu Akdeniz’de kalıcı olmayı başardı. Çin, Afrika ülkelerine uzanıp kalıcılık sağlamaya çalışırken, Yunanistan’a kadar sarkmayı başarmış görünümde. Çin, Yunanistan’ın Pire limanının hisselerini satın alarak, Avrupa’da ticari kıyı başı elde etmiş oldu. Çin, eski İpek Yolu’nu canlandırma ve demiryolu ile Avrupa’ya bağlanma idealinde, İngiltere’den Çin’e uzanan hat ile bir koridor oluşturmak için, hattın geçmesi planlanan ülkelerle anlaşmalar imzalamaya başladı. Üç farklı demiryolu hattıyla, üç farklı koridor oluşturmayı planlayan Çin, Malezya ile de anlaşmasını tamamladı. Çin, oldukça yüksek bütçeli “Kuşak ve yol” projesiyle, kuzey koridoruna Rusya, Güney koridoruna İran üzerinden işlevsellik kazandırmayı planlarken, Orta koridorla, Avrupa’yı, Türkiye üzerinden Orta Asya Cumhuriyetleri, Afganistan, Pakistan ve Çin’e bağlayacak girişimi de Türkiye ile yaptığı anlaşmalar ile başlattı. Çin, küresel ısınma etkisiyle değişmeye başlayan deniz ticaret yollarının, kuzey deniz yollarını canlandırmasıyla da önemli bir inisiyatif elde etmiş oluyor. Ayrıca ABD, ABD borsasında yerini alan ve oldukça fazla hisse senedini elinde bulunduran Çin’in, bu hisseleri bir anda ve topluca elden çıkarmaya başlamasıyla, ABD ekonomisinin önemli derecede sarsılacağının da farkında.
ABD, değişen küresel güç dengelerinde halen Rusya ile birlikte hareket etmekten çekinmeyen Çin’i bir şekilde durdurma zorunluluğu hissederek, bir zamanlar Rusya üzerinden başlattığı kuşatma operasyonunu şimdi eş zamanlı olarak Çin’i de önleyecek şekilde geliştirmeye çalışıyor. Ancak, küresel gelişmelerde, ABD mi Çin’i kuşatıyor yoksa Çin mi ABD’yi kuşatıyor sorusuyla, ortaya oldukça kaotik bir yapı çıkıyor.
GOKAP: Afganistan, Azerbaycan, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Cezayir, Cibuti, Ermenistan, Fas, Filistin, Gürcistan, Irak, İran, İsrail, Katar, Kazakistan, Kırgızistan, Komor Adaları, Kuveyt, Libya, Lübnan, Mısır, Moritanya, Özbekistan, Pakistan, Somali, Suudi Arabistan, Sudan, Suriye, Tacikistan, Tunus, Türkiye, Türkmenistan, Umman, Ürdün, Yemen dahil otuz beş ülkenin demokratikleşme doğrultusunda rejim değişikliğiyle tanımlanmakta. BOP’tan GOKAP’a yönelişte rejimi değiştirilecek hedef ülke sayısı, yirmi ikiden otuz beşe çıktı. Dikkat edilmesi gereken ise bu ülkelerin önemli bir bölümünün, ilgili projeleri kesecek şekilde seçilmiş olması.
Batının, ABD liderliğinde, Ortadoğu olarak tanımlanan ve kimi zaman artan ülke sayısıyla kimi zaman değişen isimlerle sürdürülen bölgesel politikalarında değişmeyen tek şey, kapitalist dürtüyle hareket eden emperyal güçlerin, bölge enerji kaynakları üzerindeki kıskanç istemleri oldu. Güneybatı Asya Doktrini, Ortadoğu ve Güneybatı Asya Doktrini, Avrasya Projesi, Büyük Ortadoğu Projesi, Geniş Ortadoğu Projesi, Ortadoğu ve Kuzey Afrika Projesi, bölgesel planlamalarda kullanılan önemli ve kapsamlı isimler. Bunların tamamı da ABD ve AB’nin küresel güç mücadelesinde Rusya, Hindistan ve Çin’in bölgesel hegemonyalarını küreselleşmeden önleme ve gücü elde bulundurma girişim planları. Küresel Satranç, tüm sınırları zorlayarak devam ediyor.
