“Sık sık yol kesen ve büyük bir saldırı planlayan PKK’lılara karşı güvenlik güçlerinin operasyon yaptığı bölgede inceleme yapmak üzere BDP’li vekiller Şemdinli’ye geldi. Teröristler BDP milletvekillerinin yolunu kesti. Elli araçlık konvoyu durduran biri kadın beş PKK’lı terörist yaklaşık yarım saat vekillerle sohbet etti. Olayın ardından Van Cumhuriyet Başsavcılığı bunun bir yol kesme değil, teröristlerle buluşma olduğunu öne sürerek inceleme başlattı. ….”
Bu haberde, bölücü örgütün silahlı ve siyasi kanatlarının buluştuğunu görüyoruz. Buluşmanın yeri neresi biliyor musunuz? Yeni adı Bağlar olan Nehri köyünün yol sapağı(!). Güvenlik güçlerinin operasyon bölgesi Derecik ve Konar bölgeleri iken BDP’lilerin incelemeye gittiği yer Bağlar. Oysa o bölgede, o günlerde, hiçbir operasyon yok! O zaman sormak gerekir: Neden Bağlar?
Bağlar (Nehri) köyünün özelliği Halidi Nakşî halifesi Seyit Taha’nın mezarının bu köyde olmasıdır. “PKK Marksist bir örgüttür, ne alâka?” diyecek olanlar da çıkabilir. Ama kazın ayağı öyle değil işte. Bu buluşma bize, “Siyasi hedefleri aynı ama konumları farklı,” yapıların bir araya gelebildiğini gösterir. Özetle bu buluşma, baştan beri Kürdistan siyaseti izlemiş tarikatın, aynı hedefe kilitlenmiş terör örgütünün kollarıyla, siyasi fikrin doğduğu yerde bir araya gelerek, bölgede yaşayan tarikat mensuplarına, “Aynı yolun yolcusu olunduğu,” mesajının verilmesiydi.
Tarikat bu bölgede hâlâ oldukça etkilidir. Tarikatın iki büyük halifesi Bağlar ve Barzan’da yatmaktadır. Siyasi kol BDP ile silahlı kol PKK, Bağlar köyündeki buluşmayla Anadolu’ya “dinî stratejik bir açılım” yapmış ve farklı güçleri din motifi altında halk içinde birleştirmeyi bilmiştir. Bu açılım örgüte Doğu ve Güneydoğu’da tarikat kapılarını açmıştır.
2007 ve 2011 genel seçimlerinde bağımsız adaylarla seçime girip sırasıyla %5,2 ve %6,4 oranında oy alan PKK destekçisi parti, 2015 yılı Haziran, Kasım ve 2018 yılı Haziran ayında yapılan seçimlerden sırasıyla, %13,2 - %10,8 ve %11,7 oy oranıyla çıkmıştır. Sonuçta “Terörist örgüt artık halkla içiçe,” demektir bu!
HDP’li vekil Altan Tan, “Tarikatların dini değerlerini özgürce yaşamalarını,” savunurken; diğer bir HDP’li vekil Müslüm Doğan, “Tekke ve zaviyelerin kapatılmasıyla ilgili yasanın yürürlükten kaldırılması,” teklifini boşuna vermemiştir meclis başkanlığına.
Tekke ve Zaviyelerin Kapatılmasına Dair Kanun’la Anadolu’daki Mevlevi ve Bektaşi tekkeleri kapatılırken, kökü dışarıda (Kuzey Irak’ta) olan Halidi Nakşî tekkeleri yer altına çektikleri çalışmalarını, “legal cemiyet/dernek kursları” ve “vakıf çalışması” adıyla tarikat hiyerarşisine tabi şekilde sürdürmüşler; Demokrat Parti’nin iktidara gelmesiyle birlikte, yeniden tekke adı altında çalışmaya başlamışlardır.
Bunu pek çoğumuz bilmiyor ya da göz ardı ediyoruz.
“Ali Haydar Efendi hazretlerinden işittim. Yarın ahrette kabirden çıkan bir adamı azap melekleri yakalasa, azaba götürürlerken yaka paça, o adam ‘Ben Nakşîbendi Tarikatı’nın Halidi kolundanım,’ dese bırakırlar.” diyen Cübbeli Ahmet’in, tarikat silsilesi içerisinde bağlı olduğu büyük halifesinin Şeyh Ahmet Barzani olduğunu; İstanbul’daki İsmailağa Cemaati lideri Şeyh Mahmut Ustaosmanoğlu ile Menzil Şeyhi Abdulbaki Erol’un, Nurculuğun kurucusu Saidi Nursi’nin, Siadi Nursi’nin öğrencisi Fetullah Gülen’in ve Işıkçılar Cemaatı lideri Hüseyin Hilmi Işık’ın da Halidi Nakşî mensubu olduklarını, sanırım pek çoğumuz bilmiyordur.
Süleymancılar Cemaatı kurucusu Süleyman Hilmi Tunahan’ın tarikat silsilesinin Mevlana Halid üzerinden gelmediğine dair iddialar var ise de, “Halidi Nakşîlerin ‘deccal’ figürü ve ithamı aynıyla burada da geçerli ve kullanılmakta” olduğundan, o iddialar teyide muhtaçtır. Işıkçı (İhlas) ve Süleymancı camia liderlerinin de FETÖ gibi, Amerika’da üs kurduklarını ve Amerika üzerinden yönetildiklerini, bilmem söylemem gerekir mi? Araştırın bulursunuz. Bunlar açık kaynak bilgileridir.
Yeri gelmişken Özal’ın, Erdoğan’ın, Arınç’ın, Abdullah Gül ve Binali Yıldırım gibi Ak Parti lider kadrosunda bulunan pek çok kişinin, Halidi Nakşî tarikatı İsmailağa ve İskenderpaşa tekkeleri üzerinden bu tarikatın müridi olduklarını; Mesud Barzani’nin ise tarikat halifesinin torunu olması sebebiyle, tarikat hiyerarşisinde, müritlerden daha üstün konumda bulunduğunu söylemesek mi acaba?
FETÖ lideri Gülen, Arvasi tekkesi üzerinden Halidi Nakşî tarikatının hem müridi hem de irşad edenidir. Konu FETÖ’ye geldiğinde, “Ermenilerin, Hoybun örgütü içinde, örgütlü olarak Kürt kılığına girerek Kürtçülük davası güttüklerinin,” hatırlanması önemlidir. FETÖ’nün Devlet kurumlarına sızması insanın aklına, Anadolu’da Ermenilerin Kürtleşmeleri gerçeğini getiriyor. Tarihçi Prof. Yusuf Halaçoğlu’nun kulakları çınlasın. Ermeni soykırımı yalanını rakamlarla çürütürken, “Anadolu’da kalan Ermenilerden bir kısmının Kürtleştiğini, Kürtlerin genelde Sünni-Şafii Müslüman olduklarını; Kürt ve Alevi Müslüman kimliğiyle karşımıza çıkanların çoğunluğunun Kürtleşmiş Ermeniler olduğunu,” söylemiş ve pek çok itirazla karşılaşmıştı.
Elbette, insanların değişik din, mezhep ve ırktan olması onların aşağılanmasına neden olamaz. Muarızları öyle söyleseler de, Sayın Halaçoğlu’nun böyle bir niyeti olmadığına inananlardanım. Ne var ki hayatın ve tarihin gerçekleri de yok sayılamaz!
Bu anlamda, 1949 ve sonrasında “Türkiye ve ABD Hükümetleri Arasında Eğitim Komisyonu Kurulması Hakkındaki Anlaşma” (meşhur Fulbright Anlaşması) kapsamında özel olarak seçilip Amerika’da eğitilen ve dönüşte Türk kimliği ile Devlet kurumlarına yerleştirilen, aslı Rum ve Ermeni azınlıklardan devşirme kriptoların varlığı, Haydar Tunçkanat’ın “İkili Anlaşmaların İçyüzü” adlı kitabında ayrıntılı olarak anlatılmıştır. FETÖ mensupları kollanmasa, kolayca ve kendiliğinden işgal edebilirler miydi Devleti? Bu anlamda Abdullah Gül’ün konumu ve fonksiyonu araştırılmaya değerdir.
Seyit Rıza gibi Fetullah Gülen’in soy bağı konusu da teyide muhtaçtır. Yine Prof. Yusuf Halaçoğlu kaynaklı, Ermeni bağlantısı iddiası vardır. Bunun da ciddi biçimde araştırılması gerektiğini düşünenlerdenim. Halaçoğlu diyor ki: “Bunun dedesi zamanından gelen bir sıkıntı var. Baya ciddi bir katliam var Anadolu’da. Sonra Ermenistan’a gidip, Müslüman olarak geri dönmeleri söz konusu(!) Özel hatıratlarda var.”
Buna ne demeli?
Bir sonraki yazıda, “Siyasi Ayak”ın Barzani bağlantısına da bakalım istiyorum.
