Yağlı boya tablo. Bakmaya doyamadığım, baktıkça beni düşünce deryasında yüzdüren bir resim.
Yönetim sahipleri, itirafçı olmayan yaşlı adam Cimon’u açlıkla ölüme mahkûm ederler.
Yönetenler, bugün olduğu gibi çok uzak zamanlardan beri düşünen adamdan korkmuştur.
Düşünen adam her zaman en ağır cezalara, horlanmaya, aşağılanmaya katlanmak zorunda kalmıştır.
Bilgili adamın bilgisini bir yolunu bulup elinden alan yöneticiler, bilgili adamdan değil ama düşünen adamdan korkmaktadır.
Düşünen adama fiyat biçilememiştir. Çünkü düşünce enerjidir, sınır tanımaz ve tutsaklığı kabul etmez.
İsa’nın dediği gibi “Düşünce gücüyle dağları devirebilirsiniz.” Sistemleri, iktidarları alaşağı edebilirsiniz.
Yönetim sahipleri için en korkunç olan ise düşüncenin bulaşıcı olmasıdır.
Yaşlı adam Cimon zindanda yatıyor ve ölümünü bekliyor. Görüş yasağı vardır.
Yeni doğum yapmış olan kızı Pero bir yolunu bulur, zindan bekçilerine rüşvet verir ve babasının yanına girer.
Süt dolu memesini babasının ağzına verir. Babasını doyururken gözleri kapıdadır. Yakalanma korkusuyla birlikte babasını sütüyle doyuran kız babasını ölümden kurtarmıştır.
Bu konuyu merak edenler bilgisayarda araştırabilirler.
Bu harika resme bakan herkes ayrı ayrı şeyler düşünebilir.
Ressam, yaşlı adamı ve genç anneyi adeta konuşturmuş. Resme can vermiş.
Bu harika resme uzun süre baktım, hafızamda ve hayal dünyamda bir gezgin gibi dolaştım.
Yaşlı adamın zindandaki durumunu, açlığı, ölüme yakın açlığını çok iyi anlıyorum. Kızının karşısındaki durumunu anlamak ise benden çok babalara düşer.
Tanrı kimseyi düşürmesin. İnsan muhtaç kaldığı zaman kendinden büyükten yardım isteyebilir ama kendinden küçükten istemek, küçüğün eline muhtaç kalmak hayatın en zor imtihanıdır.
Babanızdan ekmek isteyebilirsiniz ama çocuğunuzun eline muhtaç kaldıysanız, bir baba olarak çok zor durumdasınız.
Ya kızınızın memesindeki süte muhtaç kaldıysanız...
Tanrım, bizi kimsenin eline muhtaç etme
