Ama aynı anda, yüzlerce telefon ve yüzlerce yazılı mesaj almıştım. Bunların inanılması güç bir ortak noktaları vardı. Ezici bölümünde "sakın geri adım atma!" deniyordu. İlk günlerde biraz içerledim, "neden böyle diyorlar ki?" Birkaç gün sonra çok net gördüm ki, çünkü Türk ulusunun varlık kavgasındaydık, ekranlar ve sayfaların blokladığı büyük direnişteydik. Geri adım diye görülebilecek en küçük söz, direnişe halel getirirdi. "Sakın geri adım atma" diyen, kütlesel direnişin ta kendisiydi.
15 Kasım 2014´te,Yeni Adana´da Günün Yorumu´na Çetin Remzi Yüreğir "sakın ha diyoruz" başlığıyla bir yazı kaleme aldı. Bu, ikinci "sakın!" da bir direnişin sesi. Yine Türkiye ve Türk Ulusu adına, ama bu kez Gerçek Cumhuriyet Halk Partisi için direnişin sesi. Sayın Yüreğir "tek çıkış yolu. milyonlarca insanın önüne ´yeni´ değil ´gerçek´ CHP´yi çıkarabilmekten geçmektedir. Onun için ´sakın ha´ diyoruz Birgül Ayman Güler´e. Ortada gerçek CHP yok iken, öyle düzmece Kurultay ortamlarına pek güvenmeyiniz."
KONUMUZ ÖZÜRCÜLER
Yazının tümünü okumuşsunuzdur. Bildiğiniz gibi konu, CHP adına 1937-38 Dersim olayı yüzünden özür dilemeye kalkışanlar. AKP ile HDP´nin özür dilemeciliğine CHP´yi de katmaya çalışanlar. Oysa CHP´nin yönetim koltuklarını işgal edenlerin ne kendi adlarına ne de parti adına böyle bir hak ve yetkileri yok.
Temel konularda bir tutum ve politika değişikliği yapılacaksa, bunun tek yetkili organı Kurultay´dır. Tüm gerçek ve demokratik partiler için geçerli olan bu ilke, CHP´de geleneğin bir parçası haline gelmiştir. Politika değişiklikleri, Kurultay dışında hiçbir makam tarafından yapılamaz; genel başkanlık da parti meclisi de bu hak ve yetkiye sahip değildir. Hele hele, genel başkanca atamayla getirilip ilişik kesmeyle görevden alınan yardımcılarının böyle bir işe kalkışması söz konusu dahi olamaz.
Tüzük ve kurumsal tarihsel geleneklerimiz böyleyken, CHP adına özür dilemeye kalkışan genel başkan yardımcısının parti suçu işlediği açıktır. Tüzüğü ve Programı ihlal eden bu kişinin, işgal ettiği koltuğu bir an önce boşaltması gerekir. Çağrım buydu, burada da yinelemeyi görevimin gereği sayıyorum.
HAKLI GÜVEN BUNALIMI
Sayın Yüreğir diyor ki, "aman, düzmece kurultay ortamlarına güvenmeyiniz"! Bu sözle de sorunun belki de en acı veren yönüne dikkat çekiyor. Doğru söylüyor. İstifaya davet edilmiş bir yönetimin, bu çağrıya ilişkin olarak hiçbir açıklama yapmaksızın bir baskın kurultayla güven tazelemeye girişmesi daha pek yeni. Genel başkanlık koltuğunun Kurultay´dan 944 imzanın 740 oy olarak çıkmasına karşın bunu görmezden gelmesi; cinsiyet kotasını erkekler için kullanıp istediklerini yönetime alması; PM´ye seçilemeyip yedekte kalanları yönetim koltuğuna oturtmak için PM´den çeşitli yollarla sandalye boşaltması; vb. vb. yollar, yönetime karşı büyük bir güven bunalımı yarattı.
Bunun kadar ve daha da doğru olan şu ki, Dersim olayları için tutum ve politika değişikliği söz konusu edilemez. Bu olayların, şimdi ileri sürüldüğü gibi ne etnik kökenle ne de inançla ilişkisi vardır. Toplam 50 aşiretten yalnızca 10´unun yer aldığı ve amaçları feodal mülkiyet ve ayrıcalıklarını korumaktan ibaret olan aşiret reisliklerinin gerici ayaklanmasına karşı verilen mücadelenin özür dilenecek tarafı yoktur. Derebeyliğine karşı cumhuriyet mücadelesi özür dilenecek işlerden değildir.
Kısacası bu ikinci "sakın!", büyük direnişin CHP kapısındaki ana mevziden yükselmiş bulunuyor.
ÖZÜR DİLE(T)MECİLİĞİN GERÇEK KAYNAĞI
Özür dile(t)mecilikbir politika. Üstelik yalnızca Türkiye´de uygulanan bir politika da değil. Etnik kimlik siyasetinin uygulama aracı.Küreselleşmeyle birlikte doğdu. Batılı ülkelerde ortaya çıkan, postmodernizm adı verilen akımlarla beslendi. Hukukta "anayasal vatandaşlık rejimi" kurma hedefinin bir parçası. Eski sosyalist uluslarla geçen yüzyılda kurtuluş savaşları vermiş uluslar üzerinde sistematik biçimde uygulanıyor.
Düşünceleri kısaca şöyle: Ulus-devletler ortadan kalkmalı. Bunu, vatandaşlık rejimini değiştirerek yapabiliriz. Vatandaşlığı ulusa (bizdeki Türk) değil, devlete (bizde TC´li) ya da toprağa (bizde Türkiyeli) göre tanımlatalım. Bunu yapabilmek için etnik toplulukların hafızalarını tazelemek, geçmişteki etnik topluluklar ile ulus-devlet arasındaki sorunları hatırlatmak gerekir. Bu "hatırlama"nın elbette sonuçları olacak. Ulus-devlet etnisitelerden özür dileyecek ve elbette bunları "tanıyacak", her birine bir "kimlik vermek" zorunda kalacak. Böylece ortaya etnik gruplara bölünmüş başka bir devlet sistemi çıkacak; anayasal vatandaşlık dedikleri şey.
CUMHURİYET İÇİN GERÇEK CHP
Sayın Yüreğir yazısında şöyle diyor: "Tek çıkar yol, bu partiye güvenen, gerekirse tıpış tıpış gidip oyunu verme zorunluluğunu yaşayan ama asıl Türkiye´nin ve Türk Ulusu´nun geleceğini Atatürk´ün yolundan gitmeyle güvencede gören milyonlarca insanın önüne ´yeni´ değil, gerçek CHP´yi çıkarabilmekten geçmektedir."
Bu amacı benimsiyor ve pek çok arkadaşım gibi bunun için mücadele edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hep birlikte üzerinde durduğumuz büyük soru da bu noktada yükseliyor. Sorunun tek yanıtı yok, yanıtlarımız birden fazla.
16.11.2014