Siyasal partiler 1 Kasım 2015 seçimi bildirgelerini açıklıyorlar. Gazete ve televizyonlar da, hangi kampta yer tutmuşlarsa, o kampın partisince ilan edilen vaatleri manşete çekip iri puntolarla sıralıyorlar. Kamplar ayrı, ama tutum hayret edilecek kadar aynı. Hepsi “mazot 1 lira!”, “asgari ücret 2 lira!”, “öğrenciye burs!”, “emekliye para!” dedi, türünden başlıkları öne çıkarıyorlar. Herkese iki anahtar kültürü ortak payda.
Sandığa bu vaatlere göre gidilecek olsa, seçmenin işi çok zor. Aile çiftçiyse, mazotu en ucuza hangisi veriyor, bakacak... Ama ailenin okuyan üç çocuğu varsa, daha yüksek ve bedava burs veren bu değil öbür parti! Hadi bakalım, mazot mu yoksa burs mu? Emekli büyüklerden ses gelecek, ikisi de değil, ikramiye vaadi en iyi olanı falanca parti! Mazot mu, burs mu, ikramiye mi? ... Hadi, seç bakalım!
Medya eliyle üfürülen vaat listeleri yarışının aslı yok. Bu bir tür “cambaza bak” rezaleti. Toplumun temel ve gerçek sorunları açıkça ve birlikte düşünmesini, konuşmasını, tartışmasını minderden atma işi. Neden mi? Parti oligarşilerinin “oy yitirme uğruna”, “siyasi yaşamına mal olsa bile”, yani kendi örgütleriyle seçmenlerinin iradesine ters olduğu halde bağlandıkları kirli mutabakatlardan ötürü.
*
12 Eylül hukukundan arda kalmış yüzde 10 barajını geçip TBMM´nde yer alan partilerin 1 Kasım için seçtikleri ana cümleler, vaat listelerinin ağır sorunları dikkatten kaçırmaktan öte bir işe yaramadığını göstermeye yetip artıyor.
İnadına Barış, İnadına HDP… Buna göre savaş ortamındayız, savaş sürecek ki barış diyor.
Sen, Bilirsin Türkiye… Ama aynı zamanda “sen bilirsin, Türkiye!” diyor MHP.
Önce Türkiye… Türkiye´nin varlığından daha öne koyulmuş kaygılar var, diyor CHP.
Huzur ve İstikrar… Önümüzdeki günlerde huzur daha da bozulabilir, diyor AKP.
Siyasal partiler böylesine endişe ve korku salan ana cümlelerle ortaya çıkıyorlar. Mazot, burs, ikramiye… gibi satış vaatlerinin bu cümlelerin yanında ne işi var? Ülkeyi yönetmeye talip partiler halkla adeta dalga geçiyorlar.
*
Aslında mesele, etnikçi eşit-vatandaşlık projesinde ve bölgesel özerklik mutabakatçılığında yatıyor. AKP ve PKK arasında 28 Şubat 2015´te kamuoyuna açıklanması tasarlanan mutabakat işi askıda kaldı. O mutabakatta, ulusal devletin ortadan kaldırılması anlamına gelen “milleti yeniden tanımlamak” şartı ve “yerel-bölgesel özerklik” talebi vardı. Milleti yeniden tanımlamak, Anayasa´dan Türk vatandaşlığını ve egemenliği kayıtsız şartsız Türk Milleti´ne veren hükümleri silmek demektir. Bunun anayasal teknik adı da “eşit vatandaşlık” diye koyulmuştur.
AKP, HDP gibi, eşit vatandaşlık esasına dayanan anayasa diyordu, yine diyor. 1 Kasım 2015´te yeni olan durum, bu trene CHP´nin de atlamış olmasıdır. CHP seçim bildirisinde bunu ilan etmiş bulunuyor. Böylece bu parti, AKP-PKK mutabakatının şimdi açık ortağı oldu.
Benzer durum, PKK´nın bölgesel özerklik talebi için de geçerli. AKP kah yerel yönetimleri güçlendirmek, kah seçimli valilik, kah Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı´ndan dem vurarak, ama hiç atlamadan “kötü merkeziyetçilik, güzel ademi-merkeziyetçilik” diyerek bu taleplere destek oluyordu. Şimdi CHP, Avrupa Yerel Yönetim Özerklik Şartı´nın tüm çekincelerini kaldırmaktan söz ederek, mutabakatçılığın bu ikinci kapısını da açtı.
*
MHP bu durumdan yarar umuyor. Parlamentoda olup mutabakatın dışında kalmış tek parti olarak, seçim ana cümlesini öyle belirliyor ki, altına “valla alırsan al almazsan alma kardeşim, sen bilirsin!” anlamını döşüyor.
Haydi, seç bakalım!