DÜŞÜNCE - SANAT VE TOPLUM 5.08.2021 10:25:00 685 1
  • BIST 100

    1.433%0,21
  • DOLAR

    9,2147% -0,86
  • EURO

    10,7483% -0,72
  • GRAM ALTIN

    529,20% 0,11
  • Ç. ALTIN

    873,18% 0,11

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Trabzonspor 9 6 0 3 10 21
2.Hatayspor 9 6 2 1 11 19
3.Fenerbahçe 9 6 2 1 4 19
4.Beşiktaş 9 5 2 2 7 17
5.Fatih Karagümrük 9 5 2 2 4 17
6.Galatasaray 9 5 2 2 2 17
7.Alanyaspor 9 5 2 2 0 17
8.Altay 9 5 4 0 1 15
9.Konyaspor 9 3 1 5 3 14
10.Adana Demirspor 9 3 3 3 0 12
11.Kayserispor 9 3 4 2 -2 11
12.Gaziantep FK 9 3 4 2 -2 11
13.Sivasspor 9 2 3 4 2 10
14.Başakşehir FK 9 3 6 0 -1 9
15.Antalyaspor 9 2 4 3 -4 9
16.Yeni Malatyaspor 9 3 6 0 -7 9
17.Göztepe 9 2 5 2 -4 8
18.Giresunspor 9 2 5 2 -4 8
19.Kasımpaşa 9 1 5 3 -5 6
20.Çaykur Rizespor 9 0 8 1 -15 1
21.Denizlispor 40 6 24 10 -39 28
  • Çarşamba 26.9 ° / 16.4 ° Bulutlar
  • Perşembe 26.7 ° / 16.1 ° Açık hava
  • Cuma 27.9 ° / 16.7 ° Açık hava

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: ALİ BALKIZ…

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK:

­Türkiye'de, yazmak isteyenler nedense hep yabancı edebiyatçıları örnek alıyor, onların deneyimleri üzerinden bir fikir geliştirmeye çalışıyor. Bu anlamda “Yeni Adana’da Düşünce-Sanat ve Toplum”  olarak bir eksikliği giderme çabası içine girdik. Değerli edebiyatçılarımızın katılımıyla kapsamlı bir bellek oluşturmaya çalışacağız. Yazar adaylarına yol gösterici olacağına inanarak… Bu haftaki konuğumuz kıymetli yazarımız ALİ BALKIZ

Köyde, ilkokuldayken (Sivas-Kangal-Eğricek) şiirleri, marşları içten, duyumsayarak okurdum. İbrahim öğretmen (O bir Köy Enstitülüydü), okurken, nefes almayı, duraksayıp dinlenmeyi, coşup koşmayı öğretmişti. "Berrak bir dere gibi." diyordu. Bu hep böyle oldu. Öyle ki; Kerbela Ağıtlarını okurken, Annem ve Bibilerime, onlarla birlikte hüngür hüngür ağlar oldum. Piyeste, canlandırdığım kahramanla birlikte koşuyor, düşmanın üstüne atılıyordum. Duyumsuyor, yaşıyordum. Yatakta uyku öncesi devam ediyordu. Sonra, ortaokulda Okuma Parçaları'nın önünü, devamını merak etmeye başladım. Zihnimde yazdım. Annem on çuval buğday vermiş, beni eniştemizin yanına katıp değirmene göndermişti. Köyün dışına ilk kez çıkıyordum. Gittik geldik. Annem çuvalları saydı. Dokuz'du. Bir çuval un eksik. Bu olayı üç-dört yıl sonra, Amasya'da, askerde olan enişteme, askerlikten belki yorulmuştur diye, bir mektup gibi yazarak, şişmanca bir zarfın içinde gönderdim. Asker mektuplarını, denetim amaçlı önce görevli komutanlar okurmuş, ne bileyim ben. Adamın işi uzamış, söyle çocuğa böyle uzun mektuplar yazmasın demiş. Malatya'da ve orta iki'deydim. Diyebilirim ki bu ilk yazımdı. Annemin telaşı, bizim mahcubiyetimiz... Hadi biz neyse de, kağnıya koşulu, o bir çift öküz nasıl farketmedi, yüklerinin azaldığını. Böyle böyle başladı işte. Uzun teneffüs arası olurdu. Türker Kitabevi okulumuzun (Malatya Ticaret Lisesi) hemen yanındaydı. Onun yanında da Bisiklet Kiralayıcısı. Oğlanlar, fırfır dönerken okulun çevresinde, ben annemden zar zor kopardığım o küçücük harçlığımla, Türker'den Orhan Kemal alırdım. Cemile, Bir Filiz Vardı, Bekçi Murtaza... Öyle tanıdıklar ki... Hepsi bizim mahallede sanki. Varlık Yayınları. Cebe sığacak boyutta. Sonra öbür yazarlar. Fakir Baykurt, Yaşar Kemal... Bisiklete binmeyi hala bilmem. Bir yazardan öbürüne atlayınca, dil değişiyor, koku koşu, renk değişiyor. Meğer ne kadar çok yol yordam varmış... İnsan o yaşta bunu anlıyor, her birini farklı bir yere koyuyor zihninde. Başka denemelerim de oldu. Malatya o altmışlı yıllarda, kültür sanat yaşamı anlamında bugünkünden bile daha ilerideydi. Altı günlük gazete, iki edebiyat dergisi, altı sinema, Halk Eğitim Merkezi, Sümer'in tiyatro salonu, yazın çadır tiyatroları, konserler, Sanat Okulu'nun radyosu, okullarda duvar gazeteleri, güzel şiir okuma ve yazma yarışmaları, bilgi yarışmaları münazaralar, piyesler... Öylesine zengin ki. Elbette 27 Mayıs’ı izleyen yıllar. Türkçe, Edebiyat öğretmenlerimiz. Bu iklim önemli. Yıllar yılları kovaladı. Çok okudum. Edebiyat'ın dışında felsefe, ekonomi, siyaset... Sınıf gerçekliğinin ayırdına vardım. Öğretmen olmuştum. 68 Kuşağı. Hepsi sürgün de olsa, Urfa, Antakya, Adana, Giresun ve Ordu'da çalışma, yaşama şansım oldu. Farklı coğrafyalar, kültürler, yaşam biçimleri. Her yörenin dili kendine göre. Bu da başka bir besin kaynağı. Nihayet 12 Eylül geldi. Ķaçak hali. Üstelik İstanbul’da. Yakalandım. 3 ayrı kentte sorgu ve işkence. 5 ayrı cezaevi. İnsan olmak, insan kalmak, onur, erdem, vicdan ve ihanet. Tahliye oldum. Yeni dünyaya alışamıyorum. Neler yaşadığımı, ne acılar çektiğimi, neler görüp işittiğimi en yakınlarıma bile, onca sormalarına karşın, anlatmadım. Anlatamadım. Acı çekiyordum. Anlatınca, yeniden yaşıyor gibi oluyordum. Ama bir yandan da içimde büyüyor, büyüyordu. Daha fazla dayanamadım. Tam beş yıl sonra oturup yazmaya başladım. ilk dört kitabım böyle oluştu. İlk öyküm Varlık'ta yayınlandı. Cengiz Gündoğdu (İnsancıl Dergisi) ile tanıştım. Gündoğdu'nun okuyup kırmızı kalemlerle çizdiği, benim yeniden yazdığım, Ankara'yla İstanbul arasında gidip gelen, en az yirmi öykümü hala, o haliyle saklarım. Özet: İlla da dil. Türkçe'nin sonsuz olanakları. Gözlem, birikim, yaşam ve emek. Daha iyisi mutlaka vardır düşüncesiyle, hep arayış. Kendini dev aynasında görmek yerine, karşıdaki kötü niyetli de olsa, okuyucuların, eleştirmenlerin arkadaşların eleştiri ve önerilerini öğrenmek. Üstünde ister çalış, ister çalışma. Yeter ki bil, kendini dinle.

O zaten bağırıp çağırıyor, beni yaz diye. Günlerce düşünmüşümdür. Yer, zaman, neden, niçin, kim... yanıtlamışımdır. Yeni bir ayakkabı almışım. Eve geldim, öncekilerin yanına koyuyorum. Yani bunları tanıştırmak gerekmez mi?..Ya da eski bir palto almışım. Bu palto eski sahibini merak etmez mi? Köy yerinde yıllarca, bodur dut ağacından yemyeşil acımsı, kekremsi dut yemişim. Karnımız şişmiş... Şehre vardığınızda bu dutun hem bembeyaz olacağını, hem de bal gibi tatlı olacağını öğrendiğinizde, halinize gülmez misiniz?... Beklemek... Zaman, yer aramam. Genellikle evdeyken, tek başıma. Masamın üstünde en az on sözlük olacak. Üstelik okurken de. Yazım Kılavuzu demirbaş... Yeter ki dikkatimi dağıtacak bir şey olmasın. Ama ne mümkün?... Ya bir satıcı, ya bir motor sesi, ya da en az beş minareden birden gelen ezan sesi. Öyleyse gece. Ay ışığında. Yıldızlar oynaşırken. Yazarken; her soluk aldığımda, her ara verdiğimde ya da her gereksinim duyduğumda, bazen o parağrafın, o sayfanın, bölümün başına dönüp dikkatle okuduğum çok olur. Soyut şeyler, kişi adlarını karıştırdığımın ayırdına vardığımda dehşete kapıldım. Ünlü bir yazarımızın, çok güzel bir romanında altı kişiden oluşan bir kafadarlar topluluğu var. Sonraki bölümlerinde, bu sayı nasıl oldu da dörde düştü? Okuyucu bunu niye öğrenemedi? Şaşakalmıştım. Büyük boy çizgili deftere, ince uçlu tükenmez kalemle yazıyorum. Üç saatte en fazla dört sayfa. Takıldımsa bırakıyorum. Kendimi dışarı atıp tenha yerlerde yürüyorum. Kuşlar karıncalar, kedi köpeklerle konuşuyorum. Aradığımı bulunca ki bu bazen bir sözcük bile olabiliyor. O keyifle dönüp yazmaya devam ediyorum. 9 öykü kitabımdan sonra ilk romanımı yazdım. Adı: BÜYÜMEK İSTEDİM. 2021 Fakir Baykurt Roman Ödülü'ne laik görüldü. Hikayesi şöyle: Bu pandemi nedeniyle evde kalma zorunlu olunca, Dünya Edebiyatını bir baştan yeniden okudum. Saydım da on beş bin sayfa. Eski huyumdur, hem okur, hem de yazarla birlikte yazarım. Ben olsaydım, şöyle şöyle yazardım gibi. O nedenle saatte en fazla yirmi sayfa okuyabiliyorum. Bu yeniden okumalar, beni öyle provoke etti ki... Oturup yazdım. Büyümek İstedim'in devamı niteliğinde ikincisi de dahil. Şu sıra dizgide. Kim bilir daha kaç kere okuyup, kaç kere üstünde düzeltmeler yapacağım. Bu romanları yazarken, çok mutlu oldum, çok eğlendim. Coron’ayı, ocakta çayı çok unuttuğum oldu. Bitince yine de gözün arkada kalıyor, eksik ne bıraktım diye? Salak yazar... Kadın hamileydi. Niye doğurtmadın?

(Bu başlığın oluşturulmasında F. Hüsnü Dağlarca’nın “Yapıtlarımla Konuşmalarım”ı etkili olmuştur.)

Bir bütün olarak sanat, sadece estetik değildir. Evreni o sanat dalının incelikleri ve hatta onu da aşarak, yeniden kendince yorumlamak da değildir. Evet budur, ama aynı zamanda bir söz de söylemelidir. O söz doğru bir söz olmalıdır. Hem güzel, hem doğru... Buradaki soru şu: Kime göre doğru? Ben bir birey olarak, en geniş haliyle halkın doğrusunu söylemeye çalışıyorum. Sınıf gerçekliği hep aklımdadır. Hiçbir uğraş, edim, eylem yok ki sınıf gerçekliğinin dışına düşsün. Bu, en sade haliyle, sömürüye, zulme karşı çıkmak demektir. Özgürlük, eşitlik, adalet, barış herkesin hakkıdır. Dünya Tarihi iğrenç örneklerle dolu. Kızılderilileri Aborjinleri yok ettiler. Köleliğe karşı çıkan Dinler, köle ticareti yaptılar. Afrika’nın Yerlileri hala köle. Biçim değiştirerek sürüyor hala... Patron devleti, fabrikalarında, çiftliklerinde yılda kaç işçinin canını alıyor? Liste uzar. Bu gerçekliği, görmeyen, görmek istemeyen bir sanat, sanatçı olabilir mi? Olanlar var. Kuşkusuz bu siyasetin de konusu, uğraş alanı. Ama iki ayrı disiplin. Birbirlerinden elbette faydalanırlar. Ama o kadar işte. Biri slogan atar, öbürü şiir, öykü, roman yazar. Resim, heykel yapar. Sloganı küçümsemem ama sanat yoluyla söylenmiş bir sözün daha etkili olduğuna inanırım. Sanat kişinin sadece HAZ duygusunu okşamaz aynı zamanda onu kucaklar, kavrar, olgunlaştırır, gerçeğe çağırır, tüm canlılarla bitlikte bu dünyada yaşamakta olduğunu duyumsatır. Herkesi bir, biri herkes kılar. İşte ben bunun için öykü, roman yazıyorum. Benim okuyucum, eğer başarabilmişsem, ne faşist olur, ne şeriatçı, ne hak yer, ne de başkasının hak yemesine izin verir. Yaşama sevincini tüm canlılarla paylaşır. Şuna inanıyorum:Yaşamakta olduğumuz toplumsal düzen ne kadar iyi, güzel, insani, adil, eşit, özgür... her anlamda kusursuz olursa olsun, daha mükemmeli mutlaka vardır. O daha mükemmelin peşine düşebiliyorsak, sanat bunu çağrıştırabiliyorsa, işte odur sanatın işlevi. Ayrıca hoşuma gidiyor. Eğleniyorum. Yarattığım atmosferde, objelerle, kişilerle saklambaç oynuyorum. Okuyucuların bu oyuna katılma olasılığı güldürüyor beni.
 



Adalet Temürtürkan
5.08.2021 12:02:47
Aynı toprağın kültüründen beslenmişiz. Bu yazıda, soran, sorgulayan, kötüye, kötülüğe,zalime, zülmüne, direnen,acıyı bal eyleyen coğrafya kültür ve kuşağın sesini duydum. Kaleminiz durmasın, elinize sağlık.

ÖYKÜ: SEMA CANBAKAN

Öykü: Gülşen ÖNCÜL

M. ŞEHMUS GÜZEL

Şiir: Salih Mercanoğlu

Şiir: Onur Sakarya

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: BİLSEN BAŞARAN…

Öykü: Recep NAS

Şiir: Nevin KOÇOĞLU

İlknur Güneylioğlu

Şiir: Gürcan BANGER

ekitap.ayorum.com’dan YENİ bir ekitap!

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: LÜTFİYE AYDIN

ŞİİR: ONUR SAKARYA

Reyhan Yıldırım

Öykü: Hatice Günday Şahman

SÖYLEŞİ: MELTEM KOFOĞLU

ŞİİR: İLKNUR GÜNEYLİOĞLU

ŞİİR: ÖZGE SÖNMEZ

YAZARLARA VE ŞAİRLERE SORDUK: BEHÇET ÇELİK

Öykü: Mediha Ünver

Şiir: Arzu Demir