En mütevazi tarifle demokrasi ; çok partili siyasi hayat demektir. Bu anlayışa ve gerçek duruma göre demokrasi tek parti ile de yaşanır, hiç parti olmasa da yaşanır. Fakat belki de çok partili hayatta dahi yaşanamaz. Çünkü demokrasi insanlarla işleyen, duran, ilerleyen, gerileyen yani insan eliyle çalışan bir işlevdir. O halde insanlar davasında samimi, ne kadar ülke ve millet sevgisinde üst seviyede ise, ülke geleceği kişisel kaygıların üstünde ise o ülkede demokrasi vardır veya yeşermektedir. Bunlardan birinin eksikliği halinde ve kişisel çıkarların yoğunlaştığı dönemlerde demokrasi hastalanır ve kötü sonuçlara doğru gidebilir. Türk Milleti kendi ismi ile hayata doğmuş, beylikler halinde kurulup gelişmiş altıyüz yıl Osmanlı adı altında imparatorluk hayatı yaşamış, acı-tatlı sayısız hadiseler yaşamış, iyi yetişmiş padişahlar nezaretinde iyi olmuş, zaman zaman bocalamış, zaman zaman kalkınmış ve fani ömrü tahakkuk ettiğinde muhteşem bir saltanatın yerinde muhteşem bir enkaz bırakmıştır.
Muhteşem enkaz zayi olmamış, milliyetçi insanlar ve kahraman ordumuz Mustafa Kemal önderliğinde ideal olarak 1919´da Samsun´da doğmuş, rütbe ve makam reddedilerek Anadolu karış karış gezilmiş perişan haldeki Türk halkı istiklal doğrultusunda aydınlatılmış, vatan ve vatandaşlık şuuru aşılanmış, mayada mevcut kabiliyet şahlandırılmış ve dünya devlerine karşı yeni hamlelerle eski güçlü saltanat dönemi Çanakkale Savaşları ile de perçinlenmiş olarak Türkiye cumhuriyeti ideali hayata geçmiş ve kurulmuştur.
Cumhuriyet yeni bir ideal, ulvi bir hedef bizi bağrına basacak bir sığınak olarak ümit olarak doğmuş ve umut edildiği şekilde kurulup gelişmiştir.
Türk Milletinin bin yıllık bir maziden sonra yeni bir rejime ısınması kolay olmasa bile zorda olmamış ve millet bu rejime karşı bağrını açmış cumhuriyeti ilerletmeye ve yaşatmaya azmetmiştir.
O tek azim ve iradeyle cumhuriyet bugünlere gelmiş olup birçok dönemler yaşamıştır ve fakat sarsılmamıştır. Çünkü Atatürk´ün tek ideali; millet, vatan, cumhuriyet ve ileri seviyede yaşamaktan ibaret olup o dahiyane zeka ve idare milletin arzusunu ve isteğini aynı istikamette ileriye doğru yürütmüş o büyük faninin ömrünün sona ermesiyle milli irade İnönü ve arkadaşlarının elinde devam etmeye başlamış ve çok partili hayat zamanı geldi düşüncesi ile Demokrat Parti kurulmuştur. Fakat istiklal ve mutluluk tek parti elinde dahi mümkün olsa bile çok partili hayat daha fazla umut getirmemiş 27 Mayıs İhtilali ile cumhuriyet tarihinde bir demokrasi safhası kapatılmıştır. Bunda halkın demokrasiye karşı olan kültür eksikliği, okur-yazar azlığı etken olup siyasilerin geri kalmışlıkla desteklenen davranışları ileriye doğru hamleyi engellemiştir . Sonra düzen tekrar kurulmuş fakat sağ ve sol iki akım ülkeyi yine demokrasi kültürü eksikliği sebebi ile sarsmaya başlamış ve millet karanlık günlere muhatap olmuştur.
Bu arada merhum Ecevit ve merhum Alparslan Türkeş´in karşılıklı ortanın solu ve ortanın sağı idealleri iki sivri siyasi oluşumu meydana getirmiş, demokrasi yolunda varlık olmak isteyen gençlik iki kola ayrılmış bu ayrılışın sonucunda halk içinde silahlı vuruşmayı yaratmıştır. Fakat iki siyasi istikamet dahi biri diğerini yenememiş 12 Eylül´le beraber tarihe gömülmüştür.
Şimdi 12 Eylül´lü kötüleyip, bundan pişman olanlar bulunduğu gibi genelde 12 Eylül ve icraatı, anayasası bir bakıma lanetlenmekte fakat ne gariptir ki kırk senedir o anayasa değiştirilememektedir. Bunda siyasetin samimiyetsizliği ve iki yüzlülüğü, basiretsizliği sebep olarak bulunmaktadır.
Görülmüştür ki siyasi liderlerin birçok konuda başarıları genel hayatta başarılı olmakla beraber siyasi konularda başarısız kalmaktadır. Ortanın solu-sağı idealleri gibi…
Şimdi yeni anayasa, yeni Türkiye sloganı doğmuştur veya doğmaktadır. Her siyasi fikir ve yenilik arzusu modern bir gelişim olup saygı ve ilgi cezbeder fakat bu saygı ve ilgi halk iradesinin kendi doğuşu içinde olmayıp telkinle, ikna etme yolu ile yani iktidar ve devlet gücü yolu ile tesise çalışılırsa sonuç başarıya ulaşmadan bitebilir. Başarıya ulaşma istidadı gösterirse o zamanda gereksiz, lüzumsuz kalabilir. Bu hallerde halkın iradesine devlet gücünü yüklemek doğru olmaz. Ne var ki serbest propaganda ve yayın imkanı içinde halk çoğunluğu kendini yeni idealin peşinde görür ve benimserse hedefe ulaşmak daha kolay ve daha isabetli olur.
Bu yolda hazırlanan anayasa taslağı öncelikle acele ve eksik hazırlanmış intibaı vermektedir. Zaman ve uygulanma tarihi itibarı ile günümüzden uzak tarihlere bağlı olup yasaların verdiği alışkanlıklardan uzak bulunmaktadır .
Partili cumhurbaşkanı sistemi epeyce mahzur yüklü bir sistemdir. Örnek verilirse her iktidar devletin temsilcisi olup kendi ismi ile anılmaktadır. A – B partisi veya koalisyonu gibi hükümetlere isim verilmektedir. Yeni sistemi düşünürsek başbakan yokluğunda partili cumhurbaşkanının kuracağı hükümeti A şahsın veya B şahsın hükümeti yerine A veya B şahsın devleti olarak tanımlamak mümkün olmayacak mıdır? Demokrasi, çok siyasi partili ve karma görüşlü sistem olması gerektiğine göre partili cumhurbaşkanı bu yolu kapatmış olmayacak mıdır? Zira tek kişiye kararnameler ile geniş görevler vermek mümkün olmayacak mıdır ve cumhurbaşkanının etkili denetim şekli var sayılacak mıdır?
Bütün bunlar devlet hayatında önemli konular olup liderlerin kişisel siyasi ideolojilerini halka sunmaları hakları olmakla beraber sakıncalı tarafı da bulunduğuna ve bir millet topluluğunu kendi inisiyatifi dışında yeni hedeflere sürüklemek zarar verebileceği cihetle dikkatle ele alınmalıdır.
Bu yazı bir kişisel görüş olup herhangi bir siyasi ve parti görüşü bulunmamaktadır.
�nemi olan 11 Şubat 2011-30 Haziran 2012 arasında, Devlet Başkanlığına, askeri yönetim adına General Muhammed Hüseyin Tantavi getirilerek, güç odaklarının da baskısıyla, demokratik bir seçim için yapılan çalışmaların sonunda, Muhammed Mursi, 30 Haziran 2012´den itibaren Devlet Başkanı olmuştu. Ancak, Mursi liderliğindeki Müslüman Kardeşler, ne kadar modern ve ılımlı davranmaya çalışsa da yapılan açıklamalar ve çıkarılan kanunlarla, halkın çağdaşlıktan uzaklaşmaya başlayacağı da görülüyordu. Halk şaşkınken, yeni bir müdahale ile asker yeniden yönetime el koydu. Bu gelişmeye, neredeyse tüm Dünya ülkeleri sessiz kalırken, Türkiye´nin tepkisi çok sert oldu. Başbakanın, doğrudan Mısır´da yaşanan gelişmeler karşısında yaptığı sert açıklamalar, Türkiye-Mısır ilişkilerinde gerginliğe yol açarak, ekonomik sıkıntıları da beraberinde getirdi.
Bölgesel gelişmeler devam ederken, 5 Ağustos 2013´te, aralarında eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ´un da olduğu, 66´sı tutuklu 275 sanığın yargılandığı Ergenekon Davasında, 13´ncü Ağır Ceza Mahkemesi, 6 yıl 2 ay süren soruşturma ve yargılama süreci sonunda, 321´inci duruşmasında kararını açıkladı. Mahkeme, Ergenekon Terör Örgütü olarak isimlendirilen bir örgütün varlığını kabul ederek, sanıklara, ağırlaştırılmış müebbede varan çeşitli cezalar verirken, 21 sanığın da beraatına karar verdi. Yargılama sürecinde hayatını kaybedenlerin davası düştü. Ardından davada Yargıtay süreci başladı. (Devam edecek)
Can UĞURATEŞ