Her toplumun kendine göre bir konuşma dili vardır. Toplumlar büyüdükçe dil millet dili olarak ortaya çıkmaktadır. Yeryüzünde bilinen ve bilinmeyen diller arasında Türkçe önemlidir. Gerçekten Türkçe, Osmanlı zamanından itibaren Farsça, Arapça ve kısmen de Fransızca ve İngilizce´den alınan kelimelerle daha çok zenginleşmiş ve bir dünya dili olmaya hak kazanmıştır.
Birçok dil kaybolmuş, bir kısmı yok olacak dereceye yaklaşmış ve bir kısmı da az sayıda insan arasında konuşulur hale gelmiştir. Oysa dil mensubu olan insanların kimliğidir, onurudur, şerefidir.
Türkçe diğer dillerden alıntıları ile beraber zengin bir dil ve Türk Milletinin bir nevi bayrağı, andı, şahsiyeti ve öz kimliğidir. Yeryüzünde birçok ulus tarafından lehçe farkı ile konuşulmakta olup öz kendi halinde dahi zengin bir dildir. Cumhuriyetin kuruluşu ile beraber Türkçemize daha başka özen gösterilmiş, ulu önder Atatürk´ün bu konudaki hassasiyeti üzerine Türk Dil Kurumu kurulmuş ve fakat o konuda çalışmalar yapılmakla beraber ileri bir sonuca ulaşılmamıştır. Nitekim nesilden nesile ve aktarılan görüşlere göre Türkçemize diğer dillerden alıntılar devam edip durmuştur. Özellikle turistik kesimlerde ve ticarethaneler nezdinde yabancı kelimelere cazibe duymak itiyat haline gelmiş, birçok esnaf her konuda işinin adının başına veya sonuna hiç bilmediğimiz yabancı kelimeleri eklemiş bununla lüks bir iş yapacağını sanmış veya turiste karşı yakın görünmeyi tasarlamış belki de muvaffak olamamıştır. Muvaffak olduğu kabul edilse bile parasal bir menfaat için bin yıllık dilimizi heba etmenin tadı ve gereği yoktur.
Dilimize sahip çıkmak, yabancı kelimelerden arındırmak milli duygu gereği olmalı ve milli onur parasal değerlerin üstünde bilinmelidir. Bu itibarla Türkçemize sahip çıkmak, geliştirmek ve zenginleştirmek dünya için siyasi ve kültürel hayatta birinci sıraya getirmek vatana sahip çıkmak kadar milli istek olmalıdır. Dilden vazgeçmek bir nevi özgürlükten vazgeçmek gibidir.