Ali MARALCAN- EMEKLİ KURMAY ALBAY


ATATÜRK ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNU NASIL GERÇEKLEŞTİRDİ

“Umumi kaide şudur ki, genel durum yönetme ve yürütme sorumluluğunu üzerine alanlar, en önemli hedefe ve en yakın tehlikeye, mümkün olduğu kadar yakın bulunurlar. Ankara, bu şartları toplayan bir Noktaydı…” Mustafa Kemal Atatürk


MUSTAFA KEMAL PAŞA NİÇİN ANKARA’YA GELDİ?

 

Bu sorunun cevabını biz, onun yukarıdaki sözlerinde bulabiliriz. Fakat bu sözleri yalnız taşıdıkları stratejik anlamlar değil, 1919 sonu Anadolu'sunun koşulları ve zorunlukları içinde değerlendirilmelidir.

Bir Anadolu ki, Mustafa Kemal'in Sivas’ta ve bütün çarkları birbirine çarpan çatışmalar içinde uyandırmaya çalıştığı Milli Birlik çabalarına rağmen, tam bir karışıklık, bir kaos içindeydi: Yabancı işgaller, iç isyanlar, İstanbul’un ihaneti, yokluk, ümitsizlik, bitkinlik, hulâsa tam bir kaos, yani hiçlik... O, Ankara toprağına, gerçeklerin bu havası, fakat Ankaralıların coşkun şenlikleri arasında ayak bastı.

Mustafa Kemal 22 Aralık 1919'da Sivas'tan hareket etmişti. 27 Aralık 1919'da Ankara'ya vardı. Bu olay tarihin arka plana itilmiş eski bir şehri olan Ankara'yı yeniden tarih sahnesine çıkardı. Ondan sonraki olaylar ise bu şehri, çağımızda dünyanın dikkati çeken sayılı merkezlerinden biri haline getirdi. Bugün Ankara, Türkiye Devleti'nin başkenti ve dünyanın önemli başkentlerinden biridir. Eski Ankara, harap bir kaleyle, hastalık saçan bir bataklık arasında, bu kalenin eteklerine serilen peşiran bir Orta Anadolu kasabasıydı. Ama 27 Aralık'tan sonra harap Osmanlı kasabası, Mustafa Kemal hareketinin hem yurt ölçüsünde, hem dünyaya karşı mihveri ve merkezi oldu. Mustafa Kemal'in yolculuğunda ve onun hayatında Ankara hem bir yarış, hem bir hareket noktası olarak üzerinde durulması gereken bir platformdur.

MUSTAFA KEMAL ANKARA'DA KARŞILANIYOR

27 Aralık 1919'da Mustafa Kemal Ankara'ya vardığı zaman, şehir bu haldeydi. İstanbul’un Ankara'daki Valisi Muhittin Paşa, milli kuvvetlerin gücüyle Ankara'dan çıkarılmıştı. Yerine geçirilen ve kendisi de bir tarikat mensubu olan Defterdar Yahya Galip Bey, Vali Vekiliydi. Ankara'nın, şehir içinden ve vilayet çevresinden bütün kuvvetleri, o gün harekete geçirildi. Ali Fuat Paşa, tertiplerin başındaydı.

Mustafa Kemal'in Ankara'ya girişi bir cumartesi gününe rastlar.

Mevsim kış başlangıcıydı. Hattâ dağlara, Dikmen tepelerine kar yağmıştı. Fakat 27 Aralık günü hava günlük güneşlik oldu. Ali Fuat Paşa, Yahya Galip Bey gibi önde gelenler Sivas kafilesini daha Gölbaşı'nda karşıladılar. Dikmen sırtlarından Ankara'nın ilk ve en güzel göründüğü yerde yolcular otomobillerden inerek bir müddet Ankara'yı seyrettiler. Bu hava içinde Mustafa Kemal'in, ilerde kendisinin hem iktidar merkezi, hem son durağı olacak ve o güne kadar kendisinin bile adını ara sıra duyduğu bu şehir için neler düşündüğünü tahmin etmek güçtür.

 

Mustafa Kemal Ankara'ya üç otomobillik bir kafile halinde geldi. Yanındaki Temsil Heyeti üyeleri hep kendi arkadaşlarıydı. Sivas Kongresi'nin vilayet, sancak ve kazalarını temsil eden sivil delegelerinden kafilede kimse yoktu. Halkın temsilcileri ancak ve daha ilerde, yani Ankara'da Büyük Millet Meclisi açıldığı zaman bu Meclis'te yerlerini alacaklardı. Şimdilik hareket "temelden çatıya değil, çatıdan temele" gelişmekteydi. Tırnak içindeki bu sözler, Mustafa Kemal'indir.

Kafile Ankara Vilayet Konağı'na gelip törenler ve "Hoş geldiniz" ziyaretleri bitince Mustafa Kemal, Hükümet karşısındaki Kolordu Karargâhında Ali Fuat Paşa ve Kurmay Halis Beylerle askeri durum üstünde bir konuşma yaptı. Sonra onu misafir edilecekleri yere, Keçiören yolu üzerindeki Ziraat Mektebi'ne (şimdi Meteoroloji Enstitüsü) götürdüler. Bu bina o zaman, bir tepe üzerinde iki katlı, her katında orta koridor ve odalar bulunan bir binaydı. Şimdi bir kat ilave edilmiştir ve iyi olmamıştır. °Ankara'da 1882'den beri çıkan küçük vilayet gazetesi, Mustafa Kemal'in Ankara'ya gelişini, 29 Aralık 1919'da 2209 numaralı sayısında "Müdafaa-i Hukuk Heyeti Temsiliyesi" başlığı altında ağdalı, fakat heyecanlı bir Osmanlıca ile anlatır. Hemen bütün gazeteyi dolduran bu uzun yazı, olayın hikâyesiyle, Namık Kemal'in Vatan kasidesinden Yahut Tevfik Fikret'ten seçilmiş parçalarla doludur.

"Millet yoludur, hak yoludur tuttuğumuz yol. Ey hak yaşa, ey sevgili millet yaşa, var ol!" Sonra gene Ankara gazetesi şu satırlarla devam eder: "Bu gündüzü yaratan güneşin fecri Erzurum'da doğmuş, Sivas'ta incila ederek (parlayacak) milleti aydınlattı. Her yer o hakikat güneşine kalbini, ruhunu açtı. Türklük âlemi baştan başa tek bir nur kitlesi kesildi..."

27 Aralık 1919 akşamı, güneş ufka inerken, yeni karargahında Mustafa Kemal artık bir Ankaralıydı. Ve hemen çalışmaya başladı...

 O ZAMANKİ ANKARA

Osmanlı İmparatorluğu son nefesini verirken Anadolu, ölmüş şehirler ülkesiydi. Her biri, yağı tükenen birer kandil gibi gittikçe sönükleşen, dağınık, kasvetli, birbirinden kopmuş, birbirinden habersiz kalıntılar, serpintilerdi. Bunlar Anadolu'nun artık tarih sahnesinden çekilişinin, can çekişen son belirtileri olarak bu topraklar üstünde serilip gidiyordu.

Ankara da bu çöken şehirlerden biriydi. Baykuşlar tüneyen bir kale harabesinin ya içine gömülmüş, ya çevresine serilmiş, belirsiz bir avuç insan, ya bozkırlara ya bataklıklara bakarak, gittikçe tortulaşan gelenekleri içinde günlerini sayıyordu.

28 Aralık günü Mustafa Kemal, o zamanki Ankara'nın hayatını yaşamaya başladı.[1]

ANKARA’NIN BAŞKENT OLMASINDA ATATÜRK NASIL BİR DÜŞÜNCEYE SAHİPTİ

Ankara'yı Mustafa Kemal, başkentimiz yaptı. “Ben Ankara'yı coğrafya kitaplarından ziyade, tarih sayfalarından öğrendim, Cumhuriyet merkezi olarak öğrendim” diyordu. Ankara Ahi Cumhuriyeti'nden esinlendiğini anlatıyordu. “Selçuklu idaresinin bölünmesi üzerine Anadolu'da teşekkül eden küçük hükümetlerin isimlerini okurken, Ankara Cumhuriyeti'ni görmüştüm. Beni, Türkiye'nin en münasip merkezinin Ankara olabileceğini düşünmeye sevkeden ilk vesile budur” diyordu.[2]

13 Ekim 1923’te İsmet Paşa ve 14 arkadaşı Ankara’nın başkent olması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bir önerge verdiler.

İsmet Paşa ve arkadaşlarının takrirleri ile gerçekleşen bu işi ustafa Kemal’in çok daha önceden tasarladığı anlaşılmaktadır.

Mesela şu satırları okuyalım.

«Siyası Başkentimiz, Anadolu'nun ortasında kalacaktır. Batının ve Doğunun temsilcileri bizimle, bu Başkentte temas edeceklerdir. Bu Başkentte her türlü diplomatik meseleler görüşülecektir. Bu Başkentte memleketin iç ve dış politikası idare edilecektir. Bu Başkentte, milletin sinesinden doğan Hükümet çalışacaktır...».

Mustafa Kemal'in daha önce ve bir yabancı yazara verdiği bu beyanlarda, heyecan verici bir hava var.

Şimdi işte bir hayal, hakikat oluyordu.

Ama İstanbul’daki Bizans havası da hortlamakta gecikmedi. Ankara'ya ve Ankara'nın Başkent oluşunda öncü görünen İsmet Paşaya karşı saldırılar başladı. Bu saldırı bilhassa, İstanbul basınında dile geliyordu.

Başvekil Fethi Bey ve bazı arkadaşları da, Hükümetin alması lazım gelen böyle bir kararı, İsmet Paşa ile arkadaşlarının, bir kanun teklifi şeklinde Meclise getirmelerinden şikayetçi görünüyorlardı. Meclisin içinde ise, bütün Mebusların tek bir Parti grubu teşkil etmelerine rağmen, hemen birtakım hizipler belirmişti. Gazi Nutuk'unda bu gelişmeyi şöyle özetler:

«Mecliste, bizim görüş ve faaliyetlerimizle, anlaşma ve beraberlik aramaya lüzum görmeksizin, müstakil ve gizli çalışan bir hizip belirdi. Bu hizip, saf ve iyi niyetli görünerek, bütün Fırka mensuplarını, kendi görüşleri lehine çevirmeye muvaffak oldu».

 Mustafa Kemal, daha 1912'de Ankara'nın devlet merkezli yeni düşünmüş görülmektedir.[3]

Gazi’nin, Ocak 1924 tarihli vakit gazetesinde çıkan veya altında ise şu cümleler vardır:

“Ankara merkezi hükümettir. Ve ebediyen merkezi hükümet kalacaktır.”[4]

ANKARA’NIN BAŞKENT OLMASI İÇİN T.B.M.M. YE VERİLEN TEKLİF

T.B.M.M Yüksek Başkanlığa, Lozan Antlaşması'nın tamamlayıcılarından tahliye protokolünün uygulanması son bulmuş ve baştanbaşa yabancı işgalinden kurtulan Türkiye'nin fiilen kuruluşu tahakkuk eylemiştir. Milletimizin en değerli beldelerinden İstanbul'umuz, İslâmiyet'in hilafet merkezi olma durumunu, İslam alemi içinde tahsisen ve hasren Türk milletinin savunma vasıtalarına emanet edilmiş olarak sonsuza kadar sürdürecektir. Diğer taraftan Türkiye Devleti'nin idare merkezi için Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde karar vermek zamanı gelmiştir. Bir devletin merkezini tayin için esas olacak düşünce, yeni Türkiye'nin idare merkezinin Anadolu'da ve Ankara şehrinin seçilmesini gerekli kılmaktadır. Söz konusu düşünce; Antlaşma ile Boğazlar için kabul edilen hükümler, yeni Türkiye'nin varlığının esası, memleketin kuvvet kaynakları ve gelişmesini Anadolu'nun merkezinde tesis etmek gereği, coğrafi ve stratejik durumunun müsaadesi çerçevesinde iç ve dış güvenliğin sağlanması hususunda geçmişte edinilmiş tecrübelerle özetlenebilir. Bu düşüncelerin her biri, başlı başına bir önemli gerekçe sayılacak durumdadır.

Devletin idare merkezinin yeni bir şekilde tesis ve gelişmesine bir an önce başlamak iç ve dış tereddütlere son vermek için alttaki kanun maddesinin kabulünü arz ve teklif ederiz.

Kanun maddesi: Türkiye Devleti'nin idare merkezi Ankara şehridir. 9 Ekim 1923

Malatya: İsmet İnönü, Çorum: Ferit Törümküney, Diyarbakır: Zülfü Tiğrel, Ertuğrul (Bilecik): Dr.Fikret Önuralp, Kütahya: Seyfi Aydın, Malatya: Hilmi Oytaç, Kastamonu: M. Mahir, Erzurum: Rüştü Bey, Erzincan: Sabit Bey, Sivas: Rahmi Bey, Bursa: Necati Kurtuluş, Bursa: Refet (Canıtez), Konya: Kazım Hüsnü Bey, İstanbul: Ali Rıza Bebe, Karahisarı Sahip: M. Kamil.

ANKARA’NIN BAŞKENT YAPILMASI

Lozan Barış Antlaşmasının T.B.M.M tarafından onaylanmasından sonra, İstanbul 23 Eylül 1923'ten itibaren tahliye edilmeye başlandı. 6 Ekim 1923 tarihinde İstanbul’un yabancı işgal kuvvetleri tarafından boşaltılması tamamlandı. Yabancı işgal kuvvetlerinin İstanbul’dan ayrılması, gündeme hükümet merkezi sorununu getirdi. İsmet Paşa hükümet üyesi olmakla beraber, Ankara'nın başkent oluşunu öngören önergeyi 9 Ekim 1923'te on dört arkadaşı ile birlikte, Malatya Milletvekili olarak T.B.M.M'ne verdi. İsmet Paşa, Ankara'nın hükümet merkezi olması konusunu acil bir sorun olarak görmekte ve Lozandan itibaren zihnine yerleşmiş bulunduğunu ifade etmektedir.

İsmet Paşa'ya göre, Ankara'nın başkent olması iç ve dış çeşitli sebeplere dayanmaktadır: "Lozan'da Batı dünyasının murahhasları, mütehassısları, diplomatları ile görüşüyorum. Bunlar İstanbul Hükümeti’ni İstanbul muhitini tanıyan insanlar ve yeni devletin o muhitin insanlarına göre kurulmasını arzu ediyorlar. Bunu her hallerinden anlıyorum. Bizim bakımımızdan meselenin daha ehemmiyetli ve değişik cepheleri var. Bir defa Boğazlar askeri bakımdan tamamıyla açık, tamamıyla emniyetsiz. Bu vaziyetteyiz. Lozan Antlaşması'yla elde edebildiğimiz neticeler ve tarihi şartlar bizi endişeye sevk ediyor. Ayrıca Anadolu'nun ortasında bulunarak ve bir Anadolu hükümeti olarak yeni devleti çalıştırmak istiyoruz".

İsmet Paşa'ya göre; Ankara'nın hükümet merkezi olması meselesinin, hilâfetle bir ilgisi yoktur. Fakat Ankara hükümet merkezi olunca, hilafet bir bakıma devletimizin dışına atılmış oluyor: "Gerçi biz hilafeti devamlı bir müessese olarak düşünmüyoruz, Fakat Ankara'nın hükümet merkezi olması ve hilafet merkezinin İstanbul’da bulunması, ondan kurtulmak için ayrıca bir temel vasıta olacaktır."

Teklif edilen Anayasa maddesi gayet kısadır:

"Türkiye Devletinin idare yeri Ankara şehridir."

Ancak teklif edilen kanun maddesinin gerekçesi, Ankara'nın yeni Türkiye'nin merkezi olması gereğini açıklamaktadır. Gerekçe özetle, yeni Türkiye'nin varlığının, ülkenin kuvvet kaynaklarının gelişmesinin sağlanması, Anadolu'nun merkezinde başkent tesis etmek lüzumunu açıklıyor ve coğrafi ve stratejik durum, iç ve dış güvenlik de bunu gerekli görüyordu. 13 Ekim 1923'te T.B.M.M'de kabul edilen tek maddelik bir yasa ile Ankara, yeni devletin başkenti olmuş ve böylece devlet merkezinin İstanbul olacağı yolundaki çekişmelere son verildiği gibi, Cumhuriyetin ilanı için de bir adım atılmıştır. Bu, aynı zamanda Milli Mücadele'nin başından beri uygulanan Ankara'nın İstanbul’a hâkim olacağı esasının bir sonucu idi.[5]

YABANCI ÜLKELER ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNU NASIL KARŞILADILAR

En başta İngiltere, emperyalist ülkeler Ankara'nın başkent ilan edilmesine şiddetle karşı çıktı, İstanbul'da kalmasını istiyorlardı.  İngiltere'nin fıştıklamasıyla ABD, Fransa, İtalya ve Japonya ortak cephe oluşturdular, boykot kararı aldılar, nota verdiler, elçilerini İstanbul'da tutacaklarını, Ankara'ya sadece irtibat görevlisi göndereceklerini açıkladılar. Saltanat'tan umudu kesmemişlerdi.  “Türkler Asyalı bir aşiret oldukları için, Asya'ya geri dönme içgüdüleri alevlendi” diyerek, akıllarınca aşağılıyorlardı. Mustafa Kemal deha'ydı. Höt zöt yapmadı. Emperyalist ülkelerin aşağılayarak karşılık verdi.

Meclis'ten kanun çıkardı, “diplomatik temsilciliğini Ankara'ya taşıyan ülkelere, elçilik binası inşa etmeleri için ücretsiz arsa vereceğiz” dedi! “Paranız çıkışmıyorsa biz yardımcı olalım” demek istiyordu! İngiltere meseleyi diplomatik savaşa dönüştürdü, cepheyi genişletti. İngiltere, ABD, Fransa, İtalya, Japonya, Almanya, Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Çekoslovakya, Danimarka, Macaristan, Yugoslavya, Hollanda, İran, Romanya, Arnavutluk, Mısır, İspanya ve İsveç elçileri, başkent olarak İstanbul'da oturuyordu. Yanımızda sadece dört ülke vardı… Sovyetler Birliği, Afganistan, Polonya ve Yunanistan elçileri Ankara'daydı. İngiltere güya direnişin elebaşıydı ama, İngiliz elçisi hatıra defterine şu itirafı yazıyordu… “Ankara'nın gölgesi üzerimize uzanıyor, sıkıntı, eziklik, şaşkınlık içindeyiz, gelgit'te suyu çekilmiş deniz kıyısında, kayalıkların oyuklarında, susuz, kupkuru kalıvermiş ıstakoz sürüsü gibiyiz!”

ATATÜRK YABANCI ÜLKELERE ANKARA’NIN BAŞKENT OLUŞUNU NASIL KABUL ETTİRDİ

Kaçınılmaz olarak, ıstakoz sürüsü dağılmaya başladı. Almanya, Mısır, Çekoslovakya ve Arnavutluk, elçiliğini Ankara'ya taşıdı. İtalya geldi. Fransa geldi. ABD geldi. Hepsi tıpış tıpış geldi. 1929 itibariyle İngiltere dımdızlak kalmıştı. 3 Haziran 1929, İngiltere Kralının Doğum günüydü. İngiltere elçisi kralın doğum günü vesilesiyle İstanbul'da resepsiyon verecekti. Türkiye!deki tüm büyük elçileri davet etti. İşte o an. Mustafa Kemal bitirici hamleyi yaptı. Türkiye'deki tüm büyük elçileri 1 Haziran günü Çankaya Köşkünde "Garden Party"e davet etti.

Gayet zarif ve açık şekilde “ya Türkiye Cumhuriyeti'ni tercih edeceksiniz, ya da İngiltere kralını” demişti! Elbette tüm büyükelçiler Mustafa Kemal'in davetine gelecekti. Üstelik, 2 Haziran'da Ankara'dan İstanbul'a tren seferi yoktu. Yani, İngiltere büyükelçisi İngiltere kralının resepsiyonunda hıyar gibi tek başına kalacaktı. Londra fena sıkışmıştı. Pes etti. İngiliz elçisi, tırıs tırıs Mustafa Kemal'in resepsiyonuna gitti, kralın doğumgünü resepsiyonunu da 3 Haziran'da Ankara'da verdi. İş bitmişti. İngiltere tükürdüğünü yalamış, Ankara'yı tanımak zorunda kalmıştı.  Biz, Ankara'yı işte böyle başkent yaptık. Sokakta bulmadık. Aklımızın, bileğimizin hakkıyla aldık. Ankara’yı yok saymak, İstanbul’u dayatmak, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı kuyruk acısı olanların hayalidir.[6]

 

KANAKÇA:

  1. TEK ADAM ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR CİLT 2, CİLT 3
  2. GELDİKLERİ GİBİ GİDERLER KAHRAMAN YUSUFOĞLU
  3. İKİNCİ ADAM ŞEVKET SÜREYYA AYDEMİR
  4. YILMAZ ÖZDİL SÖZCÜ GAZETESİ 3 EKİM 2021 TARİHLİ KÖŞE YAZISI

 

 


[1] Tek Adam Şevket Süreyya Aydemir Cilt 2 sayfa 181-188

[2]  Yılmaz Özdil Sözcü Gazetesi 3 Ekim 2021 Tarihli Köşe Yazısı

[3] İkinci Adam Şevket Süreyya Aydemir Cilt 1 Sayfa 275-276

[4] Tek Adam Şevket Süreyya Aydemir Cilt 3 Sayfa 137

[5] Geldikleri Gibi Giderler Kahraman Yusufoğlu sayfa 153-157

[6] Yılmaz Özdil Sözcü Gazetesi 3 Ekim 2021 Tarihli Köşe Yazısı



YAZARLAR

  • Çarşamba 12.1 ° / 8.3 ° Heavy rain
  • Perşembe 16.8 ° / 9.5 ° Dağınık bulutlar
  • Cuma 16.9 ° / 9.2 ° kırık bulutlar
  • BIST 100

    2.005%1,19
  • DOLAR

    13,7031% 1,58
  • EURO

    15,5543% 2,22
  • GRAM ALTIN

    785,66% 1,46
  • Ç. ALTIN

    1296,339% 1,46