SANİYE VİLDAN GÜZEL - İNADINA ŞİİR


OKURU BİR BAŞKA BOYUTA TAŞIYAN MEKTUPLAR

NAZIM İLE PİRAYE


                           NAZIM İLE PİRAYE

Mektuplarla ilgili yazmaya karar verince NAZIM'ın mektuplarından hiç söz etmediğimi düşündüm; oğlu Memet Fuat'ın derlediği  "Nâzım ile Piraye" adlı  kitabı bir kez daha gözden geçirdim.
Mektupların en güzeli Nazım Hikmet'in mektupları olmalı; aşk mektupları...
Bu mektuplar önceden tasarlanmış değil... Duygular ve düşünceler; önü alınamayan sel gibi coşmuş, volkan gibi patlamış...
Bu mektuplar bir mahpusun sevgiliye yazdığı mektuplar... Sevdiği kadına yaşama sevgisi, güç veren, güven veren, sevgi yüklü, özlem yüklü, şiir dolu mektuplar... 
"Karar verdim, şu MANZARALAR  bitince, romana başlamadan önce, en aşağı kırk şiirden ibaret ve sırf seni anlatan, seni nasıl sevdiğimi anlatan bir kitap yazacağım ve dünyaya nasıl sevilirmiş ve bu sevgi nasıl yazılırmış göstereceğim. İsmini de kırklar koyacağım."       (imza)

"Kadın sustu
SARILDILAR...
Bir kitap düştü yere...
Kapandı bir pencere...
AYRILDILAR..."

NAZIM tutuklanmıştır; önce İstanbul, sonra Bursa cezaevleri... 
Suç: Duvarlara devrim bildirileri yapıştırmak, vb. İstenen ceza: İdam...
Bir süre İstanbul'da tutuklu kalan şair, sonra Bursa'ya gönderilir.
                Haziran 1, 1933

"Hatçem,
Sağ salim Bursa'ya ulaştık. Rahatımız iyicedir. Mahkemenin ne zaman başlayacağı daha belli değil. Çünkü buraya geleli daha 24 saat bile olmadı. Aramıza dağlar denizler girdikten sonra hasret ve göreceklik bir kat değil kat kat arttı. Tez kavuşsak derim. Sen de öyle dersin, bilirim. Ama bakalım hadisat ne der?
.........
Sana gelince... Kavuşalım derim, kavuşalım tezden..."

                    (Tarihsiz)

"Karıcığım,
Şeker gibi  mektubunu aldım. Sana ikinci bir manzum mektup daha yazdım, birincisini yazıp göndermiştim. Almışsındır. Bu ikincisi senin bir mektubuna cevaptır. Dinle:
"Karıma 2 nci mektubumdur"
              33-11-11
Bursa- Hapisane
..........
Ölüm!/  Bir ipte sallanan bir ölü!/ Bu ölüme bir türlü/ razı olmuyor gönlüm!
Fakat!/ Emin ol ki sevgili!/ Zavallı bir çingenenin 
Tüylü, siyah bir örümceğe benzeyen eli/ geçirecekse eğer/ ipi boğazıma 
mavi gözlerimde korkuyu görmek için/ boşuna bakacaklar/ Nazım'a!
Ben/ alacakaranlığında son sabahımın/ işitilmemiş bir türküyü duyacak,
dostlarımı ve seni göreceğim./ Ve yalnız/ yarı kalmış bir aşkın acısını
toprağa götüreceğim!..
Haydi bunlara boşver!/ Bunlar uzak bir ihtimal!/ Paran varsa eğer
bana bir fanila don al,/ tuttu bacağımın siyatik ağrısı!..  
Ve unuma ki daima iyi şeyler düşünmeli/ bir mahpusun karısı!..
Ben bu iki mektubumu yazdığım yazıların en güzelleri sanıyorum. Belki çok samimi de onun için..."
İçtenlik, doğallık mektubun vazgeçilmez özelliklerinden biridir; ve zaten Nazım da bunun bilincindedir. 
Nazım, "Haydi bunlara boşver!" diyor mektubunda. "Boş vermek" günümüzde de kullanılan bir deyimdir; ama "boş ver" argodur. Çocukluğumuzdan bu yana, özellikle kız çocuklarının sözcük dağarcığından atılması gerekir diye öğütlenir ve kullanan ayıplanır.
Nazım, Bursa Cezaevi'ndeyken duymuştur "boş ver" deyimini; bakın neden ve nasıl kullanıyor?..
Piraye'ye 933/8 Haziran tarihinde yazdığı mektuptan öğreniyoruz bunu...
Nazım, mektubunun bir yerinde Piraye'ye, "Sana kuvvetli ol demenin lüzumsuz olduğunu biliyorum. Senin ne kadar metin olduğunu gözlerimle görmedim mi? Burada güzel bir tabir var: 'Aldırma! Bu da geçer!' manasına olmak üzere 'Boşver!' diyorlar. Canın sıkıldı mı, sen de boşver!
Herkese selam, sana hasret."    

PİRAYE, Nazım'ın kız kardeşi Samiye'nin arkadaşıdır. Başından mutsuz bir evlilik geçmiştir. İki çocuğu vardır: Suzan ve Memet... 
Nazımların evine sık sık gelir, Samiye ile yarenlik için... O günlerde Nazım, yazdığı köşe yazıları yüzünden sıkıntılı günler geçirmektedir. Kovuşturmalar, tutuklamalar, kendini savunmalar...
Nazım ile Piraye 1930 yılında tanışırlar; Piraye kültürlü, zarif bir kadındır. Nazım etkilenir. Mektuplarla başlayan ilişkileri, kısa sürede aşka dönüşür.
MOR MENEKŞE, AÇ DOSTLAR VE ALTIN GÖZLÜ ÇOCUK
Abe şair,
bizim de bir çift sözümüz var
«aşka dair.» 
O meretten biz de çakarız
biraz...

Deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti yaz
sarı
tahta vagonları
ter, tütün ve ot kokan
bir tren gibi.
Halbuki ben
istiyordum ki gelsin o
kırmızı bakır bakracında bana 
sıcak süt getiren gibi...

Fakat neylersin,
yaz böyle gelmedi,
yaz böyle gelmiyor,
böyle gelmiyor, hay anasını... şey!..


EEEEEEEEEY!..
kızım, annem, karım, kardeşim
sen
başında güneşler esen 
altın gözlü çocuk,
altın gözlü çocuğum benim;
deli çığlıklar atıp avaz avaz
burnumun dibinden gelip geçti de yaz,
ben, bir demet mor menekşe olsun 
getiremedim
sana!

Ne haltedek,
dostların karnı açtı 
kıydık menekşe parasına!  -NAZIM HİKMET


Bu, Nazım'ın, Piraye için yazdığı ilk şiirdir.
NAZIM, 1933 yılında, GECE GELEN TELGRAF kitabı yüzünden on iki ay hapis cezasına çarptırılır. Bursa Cezaevi günleri başlar. Tutukluluk günlerinde en büyük destekçisi Hatice Piraye'dir. Özgürlüğüne kavuşunca, 1935'te evlenirler. Mutludurlar; Piraye'nin iki çocuğuna da babalık eder ve sorumluluğu arttığı için, sakin yaşamak için çabalar. Keskin kalemi yüzünden polis hep peşindedir.

"Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
Ne sen bunun farkındasın, ne de polis farkında." der, ama polis farkındadır. 
1938'de yine tutuklanır şair; 28 yıl 4 ay hapis cezasını çekmek için tekrar Bursa Hapishanesi'ne gönderilir.
Nazım'ın, on yıl boyunca, Bursa'dan karısına yazdığı  şiirler, mektuplar böyle bir kitaba sığdırılamayacak sayıdadır. Bir köşe yazısına hiç sığmaz...

"Güneşte 
denizin sonunda mavi bir duman gibi
gözümde tütüyorsun.
Yeşil bir erik dalı yüreğim 
sen altın tüylü bir yemiş sallanıyorsun.
Fakat ben seni böyle bir yemiş ve bir duman gibi görmenin yerine
sahiden görmek istiyorum çıplak ayaklarını
sahiden dokunmak istiyorum uzun parmaklı ellerine!.." 

Aslında mektup bireyseldir; yazan ve yazılan kişi arasında kalmalıdır. Bu durum, sıradan kişi için geçerlidir; ama yazılan kişinin de mektubu paylaşmayacağı bilinmez.
Tanınmış, ünlü olmuş kişiler, mektuplarının günün birinde ortaya çıkacağını bilirler. Yazarken de, kendilerini savunurken de, kendilerini kanıtlamaya çalışırlarken de bu olasılığı unutmazlar.
                      (Tarihsiz)

Karıcığım, 
Mektubunu 18 Şubat pazar günü aldım. Aynı gün karşılığını veriyorum.
Birinci, ikinci, üçüncü kitapları baştan aşağı okumaya başlaman, geçen mektubumda da söylediğim gibi, benim için büyük bir ümit ve kuvvet kaynağı olmaktadır. İki aya kadar dördüncü kitap da biter. Artık o zaman bir himmet edip dört kitabı baştan okursun ve son tenkidini yaparsın, ben de ona göre tashih eder, bu işi bitirir, romana başlarım. Yalnız, tenkidlerinde rica ederim, lehte ve aleyhte insafsız ol, ki beş senelik emeğimiz sana layık bir hâlde bitirilmiş olsun." 
Nazım, mektubun devamında, Piraye'nin mektubunda yazdıklarını, dizeler hâlinde uyaklı olarak yazıp göndereceğini yazar. "Ömrümde çok şiir okudum, fakat zaman zaman senin mektuplarındaki şiirler gibisini okumadım. Sen ben demek olduğuna göre senin şiirleri aşırışım ayıp sayılmaz. Senin yüreğini aşırmışım, karıcığım, şiirlerini de aşırmaya hakkım var. O şiirler o yürekten çıkmıyor mu, kaynağını aşırdıktan sonra, suyundan da bir iki bakraç aşırışım ayıp sayılır mı? Mamafih bu seferkinin altına - ne de olsa hırsızlığımı namuslu bir çerçeveyle desteklemek için - ikimizin adını koyacağım; ve bu şiir günün birinde yayımlanırsa, ya öyle yayımlanır, yahut yayımlanmaz. 

(...)


Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasından gelen
gideni bulacak mı zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi, beni yaktırırsın,
odanda ocağın üstüne korsun
içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
şeffaf, beyaz camdan olsun
ki içinde beni görebilesin...

Fedakârlığımı anlıyorsun:
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
senin yanında kalabilmek için.
Ve toz oluyorum

yaşıyorum yanında senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yaşarız
külümün içinde külün
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasız bir torun
bizi ordan atana kadar...

Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karışacağız
ki birbirimize,
atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
yan yana düşecek.
Toprağa beraber dalacağız.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasından nemlenip filizlenirse
sapında muhakkak
iki çiçek açacak :
biri sen
biri de ben.
Ben
daha ölümü düşünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doğuracağım
Hayat taşıyor içimden.
Kaynıyor kanım.

Yaşayacağım, ama, çok, pek çok,
ama sen de beraber.        
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalnız pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze şeklini.

Ben ölünceye kadar da
Bu düzelir herhalde.
Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
Içimden bir şey :
belki diyor.       

       18 Şubat 1945- PİRAYE NAZIM HİKMET

"Ne yapayım, elimde değil, beğendiğim, hayran olduğum şeyleri bütün insanların beğenmesini isterim. Sen izin versen de mektuplarının hiç olmazsa bir kısmını oldukları gibi yayımlayabilseydim, onları öyle münasebetsiz şekillere sokmaya lüzum kalmazdı. Fakat dediğim işe dünyada razı olmayacağını bildiğim için, hiç olmazsa bu suretle seni kandırabilirim diye umutlanıyorum.
Sevgilim, seni seviyorum. 

                    (imza)

Başka boyutlara taşıyan başka mektuplarla buluşmak üzere...          
HOŞÇA KALIN.

 


 



YAZARLAR

  • Pazartesi 8.7 ° / 1.6 ° Bulutlar
  • Salı 10 ° / 3.7 ° Bulutlar
  • Çarşamba 7.5 ° / -0.3 ° kırık bulutlar
  • BIST 100

    2.098%1,22
  • DOLAR

    13,5108% -0,06
  • EURO

    15,4402% 0,08
  • GRAM ALTIN

    791,16% 0,19
  • Ç. ALTIN

    1305,414% 0,19