Hüseyin Erkan, Eğitimci/Yazar


DİKEN TARLASINDAN GÜL BAHÇESİNE (2)

Geçen hafta, ilk bölümünü okuduğunuz bire bir yaşanmış anımsal öykümüzün, ikinci bölümünü anlatacağım bugün sizlere. Ancak şu an, otuz yıldır içinde yaşadığımız “Küçük Çiftlik”i nasıl kurduğumuzun ayrıntılarına geçmeden, biraz daha derinlere dalalım önce:


                Geçen hafta, ilk bölümünü okuduğunuz bire bir yaşanmış anımsal öykümüzün, ikinci bölümünü anlatacağım bugün sizlere. Ancak şu an, otuz yıldır içinde yaşadığımız “Küçük Çiftlik”i nasıl kurduğumuzun ayrıntılarına geçmeden, biraz daha derinlere dalalım önce:

                1980’li yılların başlarında, İstanbul’un Silivri ilçesine 2 Km uzaklıkta Semizkumlar semtindeki İstanbulkent sitesinde bir yazlığımız olmuştu; ilk kez. Kızımız Dilem Gözde 3-4 yaşlarındaydı henüz. Denizi ve kumda oynamayı çok seviyordu.

                Yaklaşık bir kilometre yakınımızda Büyük Erseven Levent Tatil Köyü, her bakımdan bizim siteden çok daha güzeldi. Akşamüstleri, güneşin batmasına yakın saatlerde sık sık yürüyerek o siteye gidiyorduk. Girişi de çok güzeldi, daireleri de… Hele hele denize nâzır villaları!..

                Villalara gücümüz yetmezdi de, “Ah şu dairelerden birini alabilsek” diye yanıp tutuşuyorduk.

Birkaç yıl önce, ikimiz de öğretmenlikten istifa edip kızımızın adını verdiğimiz Dilem Yayınevi’ni kurmuştuk. Eşimin hazırladığı çeşit çeşit Provasız Giyim Kalıpları leblebi çekirdek gibi satılıyordu.

                Yeni işimizde başarılı olmak için çok çalışıyorduk ama çok kazanmıyorduk. Her gün 70 – 80 sipariş mektubu alıyorduk; özellikle Kız Meslek Liseleri, Pratik Kız Sanat Okulları ve Halk Eğitim Merkezi Dikiş Kursu öğretmenlerinden. Alıp uyguladıkları giyim kalıplarına övgüler yağdırdıktan sonra, “Gelinlik Kalıpları, Pantolon Kalıpları, Manto Kalıpları da hazırlamanızı isteriz.” gibi arzularını da bildiriyorlardı.

                Bu isteklere yetişebilmek için, gece yarılarına kadar çalışıyordu; eşim Güler Erkan. Ben de ne kazanırsam, ama üç ama beş, getirip karıma teslim ediyordum. Yurdumuzun dört köşesinden gelen mektuplardaki övgüler ve sipariş miktarının her gün 300’ü, 500’ü bulması kadar, benim bu davranışım da onu kamçılıyordu iyice.

                Günlerden bir gün, “Hüseyin, ben hesabımı yaptım.” diye başladı söze ve şöyle devam etti:

                “İstanbulkent’teki yazlığımızı şu fiyata satabiliriz. Birikmiş şu kadar paramız var. Bu durumda biraz da çek ve senet vererek Ersevenler’den bir daire alabiliriz.”

                Güveniyordum eşime. Bakırköy’deki evimize de O’nun ısrarı, kararlılığı, taksitten ve borçtan korkmayan tutumuyla sahip olmuştuk; İstanbulkent’teki yazlığımıza da… Hesabını kitabını anlatınca gördüm ki, iki kere iki dört eder gibi… Her şey, her olasılık düşünülmüş.

                “Tamam tatlım!” dedim, “Hay hay!..”

                Gidip görüştük; Büyük Erseven Tatil Köyü’nü yapan Urfalı İşadamı Ahmet Erseven’le. Market sırasındaki meydana bakan köşe daireyi almak istediğimizi söyledik. Fiyatını biliyorduk. Ödeme planımızı anlattık. Anlayışla karşıladı.

                “İstanbulkent’teki yazlığımızı bu hafta satıyoruz. Satar satmaz, size uğrarız.” dedik.

                Satacağımız yazlığı almak isteyenle birlikte Silivri Tapu Dairesi’nde buluştuk. İşlemler hazırlandı. Sıra imza atmaya geldi; görevli memur, satılan yazlığın adresini elindeki kara kaplı büyük defterden parsel numaralarıyla falan okuduktan sonra; “Üzerinde Feyzullah Aslıtürk adına konmuş şu kadar haciz var.” deyince, alıcı arkadaş:

                “Ne?.. Haciz mi var? Hacizli mal almam ben.” deyip vazgeçmesin mi?

                “Borcumuz vardı ama ödedik. Ödediğimiz senetler elimizde. Hiç borcumuz yok.” dediysek de nuh dedi, peygamber demedi yurttaşımız. Haklıydı tabiî.

                Üzüldük ama “Sağlık olsun; bunda da vardır bir hayır” dedik. Dedik de Urfalı İşadamı Ahmet Erseven’e ne diyecektik şimdi? Gerçeği söylemek ve özür dilemekten başka çare yoktu. Utana sıkıla gittim ofisine. Kapıdan girer girmez, beni görünce hemen ayağa kalkıp:

                “Erkan Bey, Erkan Bey! Size karşı çok mahcubum; ne olur kusuruma bakmayın.” deyince şaşırdım. Benim O’na söyleyeceklerimin aynısını o bana söylüyordu. Rüya mı görüyordum yoksa ben?

                Buyur edip çay söyledikten sonra başladı anlatmaya: Köşedeki dairenin satıldığını duyan marketin sahibi gelmiş; “O daireyi bana söz vermiştin, başkasına nasıl satarsın? Erkek adam, sözünden döner mi?” diye vermiş veriştirmiş.

                “Ne olur Erkan Bey, kusuruma bakmayın. O arkadaşa karşı beni mahcup etmeyin. İster şimdi, ister başka bir zaman beğendiğiniz bir daireyi size daha uygun fiyata vereyim.” deyip ne söyleyeceğimi merak ederek sustu.

                Ne denebilirdi; böyle bir durumda? Cebimde param hazır olsaydı da yanıtım değişmezdi.

                İşe bakın ki siz, yaklaşık iki yıl sonra, villalardan birini almak için gittik; Şanlıurfalı Erseven beye. “Size sözüm var. Nasıl isterseniz öyle yapın; ödeme planınızı.” deyip gerçekten de her türlü kolaylığı gösterdi.

                İşte biz böyle sahip olduk; 1980’li yılların Silivri’sindeki en güzel sahil sitesindeki en güzel villalardan birine.

                İyi ki, İstanbulkent’teki dairemizin üzerinden kaldırılması unutulan bir haciz varmış da satamamışız. İyi ki, Erseven Sahil Sitesi’ndeki market sahibi, bizim almak istediğimiz dairenin satışına engel olmuş! İyi ki o yıl, başka bir daireyi alacak kadar paramız yokmuş. Yoksa nasıl sahip olabilirdik; beş odalı, dört balkonlu, geniş salonunun ortasında süs havuzu bile olan, küçük de olsa üç yanını çeviren, içinde meyve ağaçları ve kuyusu da bulunan dubleks bir villaya?

                O güne dek, alıp sattığımız hiçbir şeye bu kadar çok sevinmemişti eşim.

                Dördüncü yazın ortalarıydı sanırım; eşim Güler, “Hüseyin, ben bu siteden sıkıldım; horoz sesiyle uyanıp çıplak ayakla çimleri sulamak istiyorum.”  dediğinde.

                “Otur oturduğun yerde! Bulmuş da bunuyorsun!” diyecek yürek nerde bende?!

                Eşi Hütame yengemin gözlerinin içine bakarak, “İnsanın karısı, canının yarısı…” diyen dayım Kerim Koca’nın, “Karımı kıracağıma kafamı kırarım” diyen Zöhre teyzemin eşi eniştem Ârif Çavuş ile “Medine! Rakı hariç, sen ne istedin de ben hayır dedim?” diyen Medine teyzemin eşi eniştem Ali Durmaz’ın yeğenleri değil miydim ben?

                Haklarını yemeyeyim; Kemal Koca dayım da çok kibardı; eşi Azime yengeme karşı, İzzet dayım da titrerdi üstüne Ayşe yengemim. Şirin teyzemin eşi Mehmet Duran enişte sert gibi görünürdü ama altın gibi bir yüreği vardı; O’nun da. Ben niçin geri kalacakmışım ki onlardan?

                On, on beş gün boyunca sabahtan akşama kadar arayıp taradıktan sonra, eşimin konumunu çok beğendiği altı dönüm bir diken tarlası aldık. İyi de yanında yöresinde ne bir ev vardı, ne de bir çiftlik… “Sen bu haline bakma. Beş on yıl sonra, gücümüz yetmez bizim buraya.” diyordu eşim.

                Özellikle bu tür konularda, ileri görüşlü olduğunu çoktan kanıtlamıştı O, çoktan!..  Ben sözde Aksekili’ydim ama O gerçek bir Akseki gelini… Hem tutumlu, hem nereye yatırım yapacağını çok iyi bilen…

                Ne yani, eşim isteyip öneriyor diye, gerçeği kabul etmeyecek miydim ben? 20 yıl süren öğretmenlik yaşamım boyunca ortaokul, lise ve öğretmen okullarında, Hasanoğlan’dan öğrencilerim öğretmen yazar Nermin Kelek ve öğretmen yazar Fazilet Özkan Por’un söyleyip yazdıkları gibi, kız öğrencilerime “pozitif ayrımcılık” yapmamış mıydım?

                Evlendim diye, o sözlerimi unutuverecek, sözü başka özü başka bir insan olabilir miydim? Yıllar, herkeste olduğu gibi bende de birçok değişiklikler yaptı ama bu tür duygu ve düşüncelerde dün neysem yine o değil miydim?

                Kendimden söz etmek zorunda kaldığım için çok çok özür dilerim de birçoklarının bildiği ya da düşündüğü gibi “iyi bir kılıbık” olduğumu başka nasıl anlatabilirdim?

                Bu kez olmadı ama kusura bakmayın!

                Gelecek hafta, otuz yıldır yaşadığımız bu bahçede, eşimin bir kez olsun, “Hüseyin, sıkıldım ben buradan!” demediği “Küçük Çiftlik”imizi anlatacağım size…



YAZARLAR

  • Salı 22.1 ° / 14.7 ° kırık bulutlar
  • Çarşamba 19.9 ° / 9.1 ° Hafif yağmur
  • Perşembe 16.5 ° / 8.1 ° Açık hava
  • BIST 100

    1.809%-0,01
  • DOLAR

    12,9753% 1,24
  • EURO

    14,7605% 2,02
  • GRAM ALTIN

    744,44% 1,29
  • Ç. ALTIN

    1228,326% 1,29