Geleneksel, coşkulu, duygulu 30 Ağustos kutlamalarının engellendiğine inanıyorum. İnancım, Devletin “Şu şu nedenle yaptık…” demesine ve haklı mazeret göstermesine kadar devam edecek; için için üzüleceğim. Sanırım öyle bir mazeret de olmayacak. Çünkü küreselleşmiş 23 Nisan için de, varlığımızı borçlu olduğumuz Cumhuriyet için de bir süredir benzer uygulamalar yapılıyor.
“Güvenlik nedeniye” deniliyor…
Külahım yok ki dinlesin. Olsa, eğilip kulağıma, hem de bağıra bağıra, “Ne güvenliği hemşerim; iş propagandaya gelince on binler, yüz binler hem de beleş belediye araçlarıyla meydanlarda toplanırken güvenlik sağlam oluyor da, ulusal bayramlarda mı çürüyor?” diyeceği kesin. Külaha gerek yok; biz de farkındayız olup bitenlerin. 15 Temmuz sonrası Sayın Cumhurbaşkanımız emrettiği sürece milyonlarca vatandaş sabahlara kadar meydanları doldurmadı mı? Yeniköy mitingine milyon katılmadı mı? Yarın-bir gün tanık olacağız; benzer toplantılar yine yapılacak, yüksek katılımlı açılışlar organize edilecek… O zaman, güvenlik zafiyeti falan olmayacak, tıpkı öncekilerde olmadığı gibi…
Benimki tamamen kişisel düşünce…
Sanki birileri bu milletin yüreğinden, beyninden, belleğinden Atatürk´ü söküp atmak istiyor. Çok karşılaştım, doğrudan olmasa bile dolaylı fakat ap-açık ifadelerle hem Atatürk, hem eserleri, hem de ilkeleri aşağılanmak, karalanmak isteniyor. Daha dün gece, yani 30 Ağustos´a girerken Haber Türk Televizyonunda herifin biri Yüce Atatürk dönemine dil uzatmaktan çekinmedi. Cevabını almaya aldı da, köhnemiş zihinlerdeki düşünceler bir kez daha ortaya saçılmış oldu.
Köşemdeki fotoğrafı 5 gün önce çekmiştim; 5 ay önce gitseydim, aynı fotoğrafı çekebilecektim. Burası, Ceyhan´ın Batı sınırındaki Mustafabeyli´den kilometrelerce Kuzeyde Tatarlı Köyü. Şimdi köylere mahalle diyorlar gerçi ya, neyse, biz hala köye köy demeyi yeğ tutuyoruz.
Oradaki sade vatandaş, mekanına görsel zenginlik katabilmek için yüreğinin, belleğinin sesine uyarak Atatürk Silüeti yaptırmış. Hem de, 30 Ağustos Zaferini simgeleyen, Ulu Önderimizin Kocatepe´deyken çekilen fotoğrafındaki silüet. Fon olarak da vatanı temsil eden gür bitkiler önünde şanlı bayrağımız var.
Makinemi ayarlarken içimdeki sevinci fark ettim; bunlar (“bunlar” dediğim, malum kişiler. Tamam, onlar; bildiniz!..) saçını yolsa, çıkınını yırtsa, halkın yüreğindeki Atatürk sevdasına halel getiremeyecekler. Bence taa Cumhuriyet´in kuruluşundan bu yana, Atatürk ismini duyduğu an, o vampirli filmlerdeki “haç görmüş hortlak gibi” irkilenler var. Her nasılsa, 1971 Muhtırasından sonra giderek organize olmuşlar. Öyle ki, sonunda Devletin hemen her kademesinde gizli-saklı köşe tutmayı başarmışlar. Tabii ki yine ve maalesef Devlet yardımıyla başarmışlar bunu. Sayın Cumhurbaşkanımız “Allah´tan ve vatandaş´tan af diliyorum” dediğine göre, boyutun nerelere ulaştığını varın, siz hesap edin. Bu durumda bile, aynı devlet ulusal bayram kutlamalarına sınırlama getiriyor düşüncesine kapıldığım için içim içimi yiyor; delleniyorum açıkçası. Ama bir yandan da, halk çoğunluğundaki Atatürk sevgi ve saygısının azalmadığını, aksine büyüdüğünü de görüyor, azıcık rahatlıyorum.
Bu fotoğrafı çekerken yeniden güç buldum, ümit buldum, moral kazandım… Uzak değil, yakınlarda, kutlamalarımız eski coşkusuyla yapılabilecek. Halk bunu böyle istiyor.