
Bildiğimiz şu ki, kürre-i mükevvenatı (Evren diyelim) ve dahi ona süs olarak insanı yaratan Yüce Tanrı´dır. Eski çağlarda, Adem´in torunları fırtına, güneş, ay, ateş, deprem gibi sır güçleri aramış ve kendilerine göre sembolleri, putları, törenleri benimsemişler. Antik Yunan ve Roma kültüründe de, insanın yarattığı tanrılar var. Bunların en baş tanrısı, Zeus, diğer adıyla Jüpiter…
Zeus´un hemen altında da her biri ayrı bir görev üstlenmiş diğer tanrılar, tanrıçalar var. Bunların hepsi, insanüstü müthiş güçlerine karşın, kıskançlık, kapris, kin, hırs gibi insani zaafları da kişiliklerinde taşımakta… İnsan beyni ile yaratılmış bu gerçekdışı kahramanları anlatan ve inceleyen dala da Mitoloji derler. Büyüklerimiz, “Esatir” diye isimlendirmişti.
Daha alt kademelerde yine bunların birbirinden ya da bir faniden olma çocukları da var… Yunanistan´daki Olimpos Dağı da bunların vatanı…
Eko, bazılarına göre çok güzel, bazılarına göre orta şekerli, kimi yazarlara göre de çirkin sayılabilecek bir genç kız. Özelliği, sadece karşısındaki konuştuğu zaman, onun sözlerini tekrar etmesi… Hani, hayal ya, bir gün karşılaşıp “Kimsin?” diye soracak olursanız,alacağınız cevap ta “Kimsin?” olur, ona göre… İşte, bu Eko isimli mitolojik kız, günlerden bir gün ormanda av peşinde koşan ve yakışıklı sözcüğü ile anlatılamayacak, başka hiçbir erkeğin olamayacağı kadar güzel bir gençle karşılaşıp anında aşık oluyor. Evren yakışıklısı gencin adı, Nergis.
Nergis, peşini bırakmayan, adeta gölgesi gibi takip eden Eko´ya zerre kadar pas vermiyor. Sonuçta, kara sevdaların en karasına düşen Eko yemeden içmeden kesildiğinden giderek zayıflayıp küçülüyor ve nihayet vücudu yok olup geride sadece dağlardaki kayalıklara yayılmış sesi kalıyor. Derler ki, dağlık bir yere gidip te yüksek sesle, örneğin, “Börülce istiyoruuum!” diye bağırırsanız, saniyeler içinde tıpkı sizin gibi “Börülce istiyoruuum“ diyen sesi duyarsınız. İşte bu duyduğunuz ses, Eko´nun sesiymiş… Ne bileyim, ben de mitolojinin yalancısıyım yani…
Nergis´in bu zavallı kıza yüz vermeyip ölümüne neden olmasına sinirlenen tanrılar intikam almaya karar verirler. Bakınız ne yaparlar; günlerden bir gün, av peşinde yorgun düşen Nergis gördüğü göletten su içmek için eğildiğinde, kendine doğru yaklaşan birini görür. Görür görmez de öyle bir aşka düşer ki, olursa, ancak o kadar olur. Hayatında ayna görmemiş, hatta adını bile duymamış zavallı ne bilsin ki suda gördüğü kendi yansımasıdır (Resim)… Uğraşmış, didinmiş, çırpınmış fakat aşkına bir türlü sahiplenememiş ve kahrından can vermiş.
Cesedini bulan oduncular gömmek için kazma kürek almaya gitmişler ve geldiklerinde ne görsünler; ceset yok fakat yerinde beyaz, ortası sarı çiçekler var. İşte o çiçekler var ya o çiçekler, bu Nergis´in dünyalaşmış kalıntılarıymış…