Sene 1909… Adana´nın dört yanına salınmış münadiler (tellal), bir fasıl davul tantanasından sonra hançerelerini yırtarcasına bağırıyordu: Eyyy Ahaliiii!.. Duyduk, duymadık demeyin… Cemal Paşa Hazretleri, yeni inşaat sahasında çalıştırılmak üzere, kiremit döşeyebilecek usta arıyooor. Yevmiye yüksektir haaa!..
Cemal Paşa istanbul´daki saraydan aldığı talimat ve hazine gibi para ile en kısa sürede çok fazla ev yaptırmak istiyordu. Üstelik bu evlerin sağlam, kullanışlı, Avrupalıların beğeneceği düzeyde tamamlanması gerekiyordu.
O yılların en iyi inşaat malzemesi yaklaşık 2 santim kalınlığındaki tuğlalardı. Adanalılar tuğlayı kiremit diye bilirdi. Bu malzeme taa Romalılar zamanından bu yana bilinirdi Adana´da. Üretimi kolaydı. Paşa malzemede değil, tuğlaları döşeyip duvarları çıkacak adam bulmakta zorlanıyordu . Çünkü İğtişaş´ta evi yanmış, yıkılmış ya da ağır hasar görmüş Ermeniler bir an önce bu yeni evlere yerleştirilmeliydi. Avrupa, 1909 Adana olaylarını çok yakından izliyor, Sultanı rahatsız ediyordu.Tuğla döşeyecek adam ihtiyacı bu nedenle büyüktü. Tarla-takım zamanıydı. Ne var ki duvarcının iyi yevmiye aldığını duyup da kendine güvenenler “Kiremit döşemecisiyim” diyerek başvuruyordu. Nereye gittiğini soranları “Döşemeye…” diye cevaplıyor, Eski İstasyon´a doğru yürüyordu. Eski istasyon o yıllarda “Eski İstasyon” değil, sadece istasyondu. Zaten yeni kurulmakta olan mahallenin resmi adı da İstasyon Mahallesi´ydi. Nitekim, koca mahalle o kadar çabuk tamamlandı ki, halkımız “Çarçabuk” ismini takıverdi. Mahallenin bir yanındaki Tırpani Fabrikası da Çarçabuk Paalikesi (Fabrikası) diye anılmaya başlandı. Bez ürettiği için bazıları da Çarçaput diyordu. Çarçabuk etiketi mahalleden sökülüp fabrikaya yapışmıştı adeta. Hızlı inşaat döneminde kiremit döşemeye gidenler o kadar çoktu ki, İstasyon da, hüviyetini fabrikaya kaptıran Çarçabuk ta geriye düştü ve zamanla mahallenin adı oldu Döşeme…
Önce 1915 tehcirinde, sonra da 1921 kaçışında boşalan binaların bir kısmına yerli halk, bir kısmına da Girit´ten gelen göçmenler yerleştirildi.
Avrupa standartlarına göre kurulmuş güzel bir mahalleydi. 1950´li yılların başından beri bilirim Döşemeyi. Bahçelerini çok severdim. Dut, erik, yeşil davşanbaş elma (tavşan başı) gibi ağaçlar dışında türlü yeşillikler de vardı. Her evin bahçe görünümlü avlusu vardı zaten. Bizlerden birkaç yıl öncesine dek sokaklarında nünük satılırmış. Nünük, salyangozun Adanalıca´sıydı. Giritliler yermiş.
Eski İstasyon raylarını geçip te sola döndükten biraz sonra iki katlı Eskiistasyon PTT´si ile karşılaşırdım. İki katlı, sarımsı sincap sarısıyla badanalanmış binanın üst katı Müdür Beyin eviydi. Bunun bir blok ilerisinde de Deliazize vardı. Asıl adı Dar-ül-aceze, yani acizler evi iken böyle söylenirdi, biz de öyle bilirdik. Kadın-erkek hepsi aynı tip entari giymiş tuhaf hareketli sakinleri ürkütürdü biraz. Aynı bina uzun süre doğumevi olarak ta hizmet etmişti. Biraz daha yürüdükten sonra altında koskocaman karo-mozaik fabrikası olan Esendam Sineması çıkardı karşıma.
1960´lardan sonra çok katlı binalar tahribatı bu güzelim anıt mahalleye virüs gibi girdi. 1940´lardaki, 1950´lerdeki görünümü dursaydı, bugün birçok Avrupa Kentindeki özgün alanları aratmazdı. Komşuluğun tavan yaptığı o şirin mahalleden geriye birkaç harabe ve pek az ev kalmış. Adana tabiriyle söylemek gerekirse, “Döşeme düşümüş, dışlığını yitirimiş”.