Sene boyunca “zamanlarımız” olurdu biz çocukken. Gülle zamanı geldiğinde gülle, fırıldak zamanı geldiğinde fırıldak, velhasıl zamanları gelince yılan çizgisi, kulüp (sigara kutusu kartonu, tapa (gazoz şişesi kapağı), kamış atışma, uçurtma hakim olurdu tüm Adana´ya…
Uçurtma, biz danalıların diline sonradan giren sözcüklerden. Bizde uçurtma değil, kuş olurdu. Kuşlarımız iki türlüydü; birincisi, kare kesilmiş kağıdı katlayıp bükerek yaptığımız masrafsız ve kolay “Alganlı ya da Afganlı kuş”, ikincisi de, kargıyı yonta kese çattığımız kasnağı kullanarak yaptığımız “kasnaklı kuş”.
Eskiden, kasnaklı yapmaya kalkıştığımız her zaman bir yerlerden yeterince kargı bulabilirdik. Nereden gelirdi, elimize nasıl geçerdi, bugün karşılığını veremediğim sorular şöyle dursun, birkaç dakika içinde kasnaklılık bir kargıya sahiplenirdik.
Boyut, karış hesabına bağlıydı. Kargının düzgünce kesilen bir ucundan başlayarak 6 karış, 8 karış işaretlenip ikinci uç kesilir ve bundan sonra da boyutlanmış kargı, uzunlamasına 3 parçaya ayrılırdı. İşin en çok beceri isteyen yanı işte bu etap idi. Zira, orasından burasından dikkatlice yontulduğunda, üç parçanın da aynı kalınlıkta ve aynı ağırlıkta olması önemliydi.
Bilen bilir; kargıyla uğraşmak tehlikelidir; farkında olmazsınız, bir de bakarsınız ki avucunuz kan içinde… Usturadan beter kesip doğrar meret. Tabii biz de kansız kazasız kasnak yontmayı öğreninceye kadar çok kan döktük.
Kargı esaslı üç çıta tam ortasından terazilenerek bağlanıp düzgün bir altıgen şekline getirilmeliydi. Bunun için de, çıtaların her iki ucunda açılmış minik çentikler yardımıyla iplik dolanır ve sonunda, altıgen kasnak hizmete hazır olurdu.
TABAK BAKKALDAN
Mahalle bakkaları rengarenk tabak satardı. Önceleri 6 tabak 5 kuruşken, zamanla tanesi 5 kuruşa kadar yükseldi. Tabii ki çerez veya çorba tabağı değil bahsettiğimiz, kuş tabağı. Yani, uçurtma tabağı… Bir yani daha, pastel renkte, incecik hafif kağıt. Sarı, kırmızı, mavi, yeşil, turuncu, mor… Neredeyse, beyaz hariç her renk tabak. Niye tabak? Şunun için tabak; ebatlanmış kağıt, yani rulo halinde değil de belli eni ve boyu olan kesilmiş kağıt için “tabaka” denilirdi, halen de öyle diyen çok. İşte, bu “tabaka” sözcüğü, zamanla tabak olup gelmiş bizim kuşların alanına konmuş.
Kasnak var, tabak var, bir de yeterli “kelep” var. Yani işin büyük kısmı halledilmiş demek. Kelep, uçurtma için gerekli katlı ipliğin sarıldığı çubuk. İnce zun bir tahta parçasından da yapılabilir, sağlam dal parçasından da. Kelep olması için, tahta veya dal parçasının ortasına bir miktar iplik, küçük bir küre oluşturacak biçimde sarılır, sonra da bu kelep çubuğu avuç içine alınıp sargı bir alttan bir üstten geçirilerek devam ettirilir. Aynı zamanda, çubuk yavaş yavaş kendi ekseni etrafında döndürülür ki, sonunda, düzgün bir masura sargısı ortaya çıkar.
MAKAS, UN, ÇAPUT
Geriye kalan, tabakları, yani renkli hafif kağıtları kesip doğramak için bir makas, bunları yapıştırmak için un ve tam ortada, kasnak merkezine bağlanacak ipliğin tabakları yırtmasını engellemek için yuvarlacık kesilecek bir çaput (bez) parçası. Un, göz kararı su ile, akışkana yakın bir bulamaç haline geldiğinde yeterli bir yapıştırıcı olurdu.
Bütün malzemeler hazırlanınca, büyük karar anı gelmiş demekti. Kağıtların kesim büyüklüğü ve şekli, kuşun nasıl yapılacağına bağlıydı. Aynalı, kiremitli, sabunlu… Aynalı, kasnağı dolduracak büyüklükte dört tabak parçasının yapıştırılması ile, kiremitli, ince tuğla dizilişini anımsatan şeritlerle, sabunlusu ise daha kalınca fakat yine küçük parçaların yapıştırılması ile şekillenirdi.
Üretim faslını kısmetse Cuma günü anlatırız…