
Sene 1956 ya da bir yıl öncesi, bir yıl sonrası. Rahmetli Mahmut Karabucak Abimizin çıkardığı Vatandaş Gazetesi´nin birinci sayfasında okuduğum haberi unutmam: “Avcılar Toroslarda iki kaplan vurdu”.
Toroslarda kaplan yaşadığını o gün öğrendim. Yıllar sonra farklı bir misyonla halvet olup Adana´nın gelmişini, geçmişini deşmeye başlayınca nice aslanlarla, nice kaplanlarla karşılaştım. Meğer ki, bizim buralar aslan, kaplan, panter yatağıymış. Ovamız Aslandan, dağımız kaplandan geçilmezmiş. Öyle ki, İslam güçleri bundan 1200 küsur sene evvel Adana Ovası´nda tarım yapmaya karar verdiklerinde aslan bolluğu karşısında çare olarak Hindistan´dan 400 baş manda getirmek zorunda kalmışlar. “Niye?” derseniz, çünkü manda bu iri-yarı kedilerden korkmaz, aksine, sürü halinde değillerse, ürkütürmüş.
Sanırım 20 yıl kadar önce idi. Sirkeli Höyüğü´nde kazı yapan Avusturyalılar´ın açıklama yaptıkları toplantıya katılmıştım. Sunumu yapan uzman bir ara, “Yalnız…” dedi, “Hiç anlam veremediğimiz bir nokta var, ona takıldık. Kazılar sırasında sadece Hindistan´da yaşayan bir manda cinsine ait iskelet bulduk ve işte bunu açıklayamıyoruz”. Zavallı Frenk çocukları kafaya öyle fena takmışlar ki “Made in Hindistan” mandalarını, dellenmek üzereler… Acıdım; anlatıverdim 1200 küsür yıl evvel gelen Hindu Mandaları da, rahat bir nefes aldılar.
Karatepeli pek mağrur Kralımız Asitavataya´nın SARAYINI süsleyen rölyeflerde aslan figürleri ve ayrıca fotoğraftaki gibi aslan heykelleri var. 2000 yıl kadar önceki Valilerimizden Çiçeron Efendi de bizim panterlerle ilgili konuyu işlemiş bir mektubunda.
Biyolojik kavramlara sığacak biçimde aslan kalmamış olsa da aslan gibi sağlam insanlarımız çok şükür halen var. Çocukluğumuzda, gençliğimizde aslan gibi insanların sayısı çok daha fazlaydı. Zamanla bir hayli azaldı ve artık tek tek gösterilebilecek sayılara indi.
Nur içinde yatasıca Babam, keyifli anlarında ölçülü uyaklı beyitlerle espriler yapmayı severdi. Ezberimdekilerden biri şöyle idi galiba:
“Ey felek, senin elinden bak ki torbada un kalmadı
Birkaç çakal ortaya çıktı aslana meydan kalmadı”
Gerçekten de, Toroslarda kaplan azaldıkça kıl keçisi çoğalmış ve neticede ormanlarımız tükenmiş. Orman gidince toprak yok olmuş, su kaynakları haritadan silinmiş, iklim sertleşmiş, dağlar çırılçıplak kalmış.
Galiba aslan azalınca da çakal nüfusu artıyor. Çocukluğumda defalarca çakal gördüm. İnsandan ürker, hızla kaçarlardı. Aslan azalınca bazılarının insan kılığına girip tepelerde dolaştığı dahi rivayet olunur.
Tarih Adana aslanlarını nasıl yazmışsa, yakın gelecekte Adana çakallarına da yer verecektir, ibret olsun diye.
Diyeceksiniz ki, “Şimdi tarih ve çakal konuşmanın zamanı mı?”
El-cevap: maksat suya sabuna dokunmadan bir şeyler yazmak, kimseyi kıllandırmamak.
Anlaşıldı, değil mi?