Günlük yaşamımızda pek önemli yeri vardı kargının. Yaşı 50´yi aşmış her Adanalı ne olduğunu bilir de, gençlerden pek çoğunun tanımadığına inanıyorum. Biz “Kargı” deriz, başkaları “Kamış” diyor. İnce uzun bitkisel borudur, gövdesi bambu´nın küçük çaplısına, yaprakları ise az da olsa mısırınkilere benzer. Herkes ney´in ne olduğunu bilir; ney, kargıdan kesilerek yapılır. Eskiden kavallar da sadece kargıdan yapılırken şimdi tahtası, plastiği falan çıktı… Kargı´nın popüler isimlerden biri de “saz”. Ney´in, kavalın çalgı anlamındaki saz sınıfında olmasıyla ilintili mi, emin değilim. Fakat mitolojide yeri olan panflüt de, kısadan uzuna kesilerek yan yana dizilmiş kargı parçalarından yapılırdı.
Çocukluğumuzun Adanasındaki bahçelerin esaslı çit bitkilerinin başında gelirdi. Ayrıca, 3-4 metreye kadar uzanan boyu ile sert rüzgara karşı koyan doğal perdeydi. Bir kez dikildikten sonra her yıl kendiliğinden çoğaldığından çapa, gübre, budamak istemez. Suyu bulsun, yeter…
Gözümüzü açtığımızda evimizde ve her evde küçüklü-büyüklü birkaç sepet vardı. Çarşıya, pazara sepetle gidilirdi. Yine bağdaki, köydeki ürün de sepetle taşınırdı eve. İyisi, sadece ve sadece uzunlamasına dilimlenmiş kargı şeritleriyle örülürdü. Kulpu da kargıdandı.
Tarım ürünü ihtiyaçtan fazla olup da pazara indirilecekse, bu kez sepetin çok daha büyüğü ve kulpsuzu olan küfe kullanılırdı. Seleler de kargıdan örülmüş, yayvan eşyalarımızdandı. Annem çamaşır yıkarken yanında mutlaka sele bulundururdu. Burularak sıkılan çamaşırlar seleye alınarak “ikinci ağız” yıkanmak için, ikinci ağız yıkanmış çamaşırlar da serilmek üzere seleye alınırdı. Köylerde, tandır veya sac ekmeği için de farelere karşı ekmek selesinden yararlanılırdı.
Bazı evlerin tavanında aynana dizilmiş kargılar görürdüm. Sıcak havalarda ısıya karşı iyi tecrit aracı olduğunu sonradan öğrendim. Bağ çardaklarının ve köylerde huğ dediğimiz evlerin ve en çok da ahırların duvarlarında, statik, klimatik ve ekonomik üstünlüğü olan kargıdan yararlanılırdı. Bunun için de, ahşap karkastaki yatay dilmelerin arsından dokuma gibi, ardışık olarak bir içten, bir dıştan geçirilen kargıyla duvarın iskeleti yapılır, iskelet de içten-dıştan, dinlendirilmiş samanlı çamurla sıvanırdı. Tarım alanında, yeşil çit dışında da ciddi yararı vardı. Bahçelerde, domates ve fasulye sırığı olarak da yüzlerce, binlerce kargı dikilirdi. Güvercin meraklıları, ucuna çaput (bez parçası) bağladıkları kargıyla kuşları yönetirdi. Balık oltalarının da tamamına yakını kargıdandı.
Bizim için de kasnaklı kuş, yani uçurtma için temel malzemeydi kargı. Aramaya çıkınca mutlaka uygun kargıyı bulur, dikkatlice üçe bölerdik. Şeritlerin her biri kasnağı oluşturacak çıta olurdu. Kenarlarından dikkatlice tıraşlamak zorundaydık. Çünkü kargı şeridi usturadan beter keser, hiç beklenmedik anda kan dökebilirdi. Tıraşlama aynı zamanda kalınlık eşitlemesi için de gerekliydi. Üç çıta ortadan bağlanıp açılınca, 60´ar derecelik altı açıyla güzel altıgeni oluştururdu. Uçlarda açılmış çentiklere sarılarak gerilen iplikle, uçurtma gövdesinin kasnağı üretilmiş olurdu.
Dedim ya, kargı, günlük yaşamımız içinde çok geniş yer tutardı.