Yaşım 11 ya da 12… Demek ki ellili yılların sonlarındayız.
Şimdiki Eskiistasyon Karakolu´nun doğusundaki ikinci sokağın girişi. Yeni açılmış kahvehanenin önünde, orta yoğunlukta bir kalabalık görüp merakla yanaştım. Sandalye üstünde, elinde iki bardak tutan biri bir şeyler söylüyor. Dediklerini pek anlamıyorum ama belli ki Allah´ın kudretinden ve bu kudretin sonsuzluğundan bahsediyor. Zaten birkaç dakika sonra sağ elinde tuttuğu bardağın suyunu sol elindeki boş bardağa dökmeye başladı… Aynı zamanda da “Esselatiminessandal, Bandırmalı koca mandal” diyordu. O da ne!.. Su diğer bardağı doldururken kızardı… Bu defa soldakini sağa boca etti, yine aynı tekerlemeyi tekrarladı: “Esselatiminssandal, Bandırmalı koca mandal” . İnanır mısınız, kırmızı su oldu yeşil… Böyle böyle, aklınıza gelebilecek bütün renklere resm-i geçit yaptırdıktan sonra bir nutuk daha çekti ve ardından, “Siz saygıdeğer vatandaşlarım, biraz sonra, Allah´ın izni ile bu bardaklardan yükselececek üzüm asmalarını göreceksiniz ve hepinize salkım salkım üzümden tattıracağım. Göreceksiniz ki, böyle üzümü hiçbir zaman yemediniz, bundan sonra da yemeyeceksiniz….” Adam her hareketinden önce söylediği tekerlemeyi bir kez daha tekrar etti;
“Esselatiminessandal, Bandırmalı koca mandal… Bu sihirli duayı aklınızda tutun ve aynı asmaları evinizde de çıkarın; yaz demeyin, kış demeyin bol bol üzüm yeyin”…
Bardakları yanındaki diğer sandalyaya bırakıp “Sayın ve saygıdeğer vatandaşlarım… Ağaçarın çıkması için birkaç dakika bekleyeceğiz… Bu arada siz saygıdeğer ve kıymetli vatandaşlarıma faydalı olmak için takdim edeceğim mamulatı görünüz…” derken nereden peyda oldu anlamadım, önüne gelen berber çantasını açıp içinden bir paket çıkardı. Bir yandan da konuşuyordu… “Bakın, şimdi bu paketin jelatinini açtıktan sonra, sizleri memnun edecek bir mamulatla tanışacaksınız. Açıyorum…”, sözlerine uzunca nefes payı verdikten sonra ağzından aniden dökülüverir gibi güçlü bir ses çıktı: “Birrr…” Aynı şekilde aralar verip sayarken kesik hareketlerle de jelatini sıyırıyordu… İki… Üç… Dört…
Jelatini kaçta sıyırdı anımsamıyorum. Kutu açıldı, içindeki küçük paketlerden birin alıp onu da saya saya açmaya başladı. Hayret, kalabalık nasıl ve ne zaman bu kadar büyümüş, anlayamadım. O küçük paketi açtıktan sonra içinden bir yassı paketi çekti. Üçe kadar sayıp eline aldığı tıraş bıçağını sallayarak konuştu da konuştu. Gözüm bardaklarda… Çıkacak asmaları bekliyorum ve bir yandan da sihirli duayı yanlışsız ezber için ha bire içimden tekrarlıyorum: “Esselatiminessandal, Bandırmalı koca mandal…”
Nihayet adam yabancı dilde bazı şeyleri de paketten okudu ve bıçağa yaklaştırdığı kalınca kendiri üfleyip ikiye ayırdıktan sonra devam etti: “Best solingen ar steel olan bu mamulatı sadece buradaki müslümanlara onluk paketi 60 kuruştan hediye edeceğim. Yalnız rica ediyorum, iki paketten fazla almayınız ki, Ümmet-i Muhammet´ten geriye kalan Müslüman kardeşlerim de istifade etsin…” Baktım, millet kapışıyor. Kendiri üfleyerek ikiye ayırmış ya, mucize var… Kalabalıktan ürküp geriye çekildim. Gözüm asmaların yükseleceği bardaklarda… Aradan hayli zaman geçti, kalabalık küçüldü ve nihayet adam sandalyeden inip çantasını toplarken yaklaştım; “Ne oldu asmalar?” diye sordum. Önce hiç oralı olmadı, sonra geriye dönüp, hafifçe gülümseyerek “Sihiri kaçtı delikanl” deyip uzaklaştı… Evde birkaç kez Esselatiminessandal, Bandırmalı koca mandal deneyi yaptımsa da suyun rengi değişmedi; asma falan da olmadı. Zaten avlumuzda yediveren asma vardı, daha fazla denemekten vaz geçtim.
O gün suyun rengini nasıl değiştirdiğini çözemedim. Fakat kendir numarası yaygınmış. Jilet satıcıları önceden kesip sadece kendini taşıyacak kadar bir iki lifi bırakırmış. Öylece kesilen kendir değil, o son bir-iki lif olurmuş.
Ben sihirli duayı verdim; siz de bir deneyin isterseniz…