Çocukluğumun şeker bayramlarından kalma en tatlı anıların başındadır kel incir reçeli. Rahmetli halam ne kadar sevdiğimi bildiği için bir çömlek kendileri için, bir çömlek de benim için hazırlardı. Demek ki o yıllarda mevsimine öyle denk gelirmiş, benim çömlek şeker bayramında ev halkının katıldığı törenle açılırdı. O yıllarda Recep Tayyip Erdoğan henüz siyaseten keşfedilmemiş olduğundan açılış töreni özellikle benim çömlek için yapılır, toplu açılış uygulaması bilinmezdi.
Yaşıtlarımız anlamıştır ve eminim ağızları sulanmıştır da, gençlerimiz Haydarın yelini de, incirin kelini de bilmez. Anlatmak vaciptir; ham, olmamış meyveye “Kel” derdik o zamanlar. İncirin kel zamanında, dalın fazlası kendiliğinden dökülür, bunlar da toplanıp reçel yapılırdı. Hemen anımsatalım, daldan toplanmışlardan olmaz, mutlaka kendi dökülenler kullanılırdı. Çünkü kendiliğinden dökülenler şerbeti çok iyi emer, sonunda dolgun, şeffaf ve pırıl pırıl bir reçel olurdu. Hatırladığımız kadarıyla, sap tarafındaki odunsu kısım kesilip önündeki çiçek deliği minik bir koni şeklinde temizlenirdi. Önce, az şekerli suda kaynatılırdı. Bundan sonra bir süre tahta üzerine serilip suyundan arındırılır ve bu sefer bol şekerle tekrar kaynatılıp kestirilirdi.
Bugüne kadar denediklerim içinde en çok sevdiğimizdir kel incir reçeli... Lezzeti kadar görünüşü de etkileyici, iştah açıcı idi. Ağızda kurabiye gibi dağılan bir müstesna lezzet diyebilirim kısacası...
Günümüzde yapanı pek az. Arada sırada elimize geçtikçe nefis körletebildiğimiz için Rabbimize şükredip dururuz...
Hey gözünü sevdiğim “Çocukluğumun Adanası” hey!..
Kel incir reçeli çömleklere basılıp kaldırılırken mübarek olgunlaşmaya başlardı. İncirin diğer etaplarına gelmeden önce, çömlek işini de anlatalım sırası gelmişken. İçi ve dışı yeşil sırlı küçük toprak küplerdi bunlar. İki tarafı kulplu olurdu. 2 litrelikten tutun, 20 litreliğe kadar değişik boyda satılırdı ve Adana´da birçok yerde bulunabilirdi. En çok ta tabii “Cerreciler” denilen yerde, yani Obalar Caddesi´nin Saydamla kesiştiği alanlarda satılırdı.
Reçeller çömleğe doldurulduktan sonra mümkün olduğunca az hava payı bırakılır, ağzına tertemiz bir tülbent sarılıp üstüne asma veya incir yaprağı kapatılır ve nihayet dinlendirilmiş çamurla bir güzel sıvanırdı. Böylece, hava ile teması engelleneceğinden kışa kadar korunmuş olurdu reçeller.
İncirler olgunlaşmaya başladıktan sonra taze taze tüketilenler dışında kalanların çok olgunlaşmışları yarılıp kurutulurdu. Yaş olanlar da yine iki aşamada kaynatılıp arada neminden arındırılarak bu defa olgun incir reçeline dönüştürülürdü ki, misafire sunulacak en şerefli tatlılardan biri sayılırdı bu. Yarılıp kurutulanlardan da “Sakız” tabir edilen çok kıvamlı bir helva-reçel arası tatlı üretilirdi. Bunun daha da hası, bir tabaka sakız, bir tabaka badem veya kayısı çekirdeğinin tenekelere basılmış şekli idi.
Mübarek incirden yapılanlar bu kadarla kalmaz, bir de son dönemde Adanacası “Belbel” olan pestil yapılırdı. Bunun için, büyük bakır süzgeç tencereye oturtulur, üzerinde ezilen olgun incir likit macun halinde aşağıda biriktirildikten sonra tertemiz beyaz bezlere sıvanırdı. Sıvanmış bezler de hasır veya savan üzerinde kurutulurdu. Bezden kurtarmak için, bez, elle serpilmiş su ile ıslatılıp bir süre beklenir ve arkasından belbel bir tarafa, astar bir tarafa çekilirdi.
Böylesine nefis bir tatlının çok tatlı anısıyla kubarmış (gururlanmış) ruhumdan gelen en saf duygularla Bayramınızı Kutlar, sağlık, huzur, mutluluk ve bereket-bolluk içinde nice bayramları sevdiklerinizle paylaşmanızı dilerim.