İlk uçak yolculuğumu 1963´te, İncirlik Hava Üssü´nde çalışırken görevli olarak yaptım. Uçağımız, arka tarafı yere yakın, burnu havaya bakan, iki pervaneli, sanırım 30 veya 35 kişilik bir taşıttı. İyi bir siftahmış, ondan sonra da sürekli hava yolculuklarım oldu. 1968´de DC 9´la jetlere başladık. 1974´te BOEING 747 ile tanıştım. 400´den kadar yolcuyu rahatça alabiliyordu. Diyebilirim ki o günden bu güne daha rahat, daha zevkli yolculuk yaptıran bir başka uçakla karşılaşmadım.
Kendi de pilot ve uçak meraklısı olan İran Şahı Rıza Pehlevi de çok sayıda 747 sipariş etmişti. İran´a ilk gezilerimi de bu dev 747´lerle yapıyordum. Birbirinden alımlı ve her zaman güler yüzlü hosteslerin sunduğu ikramlar da göz doldurucuydu o zamanlar…
1979´da, karışıklıkların çok yoğunlaştığı zamanda İran Şahı çoluk-çocuğunu alıp bizzat kullandığı 747 tipi uçakla ülkeyi terk etti. Hemen arkasından, önce Türkiye´de, Bursa´da; ardından Fransa´da yaşayan ve din eksenindeki yoğun faaliyetiyle İran´ı içten içe etkilemiş olan Ayetullah Ruhullah İmam Humeyni gelip idareyi eline aldı. Daha ilk günden itibaren inanılmaz bir değişim hakim oldu ülkeye. Renkler soldu, ışıklar karardı, kravatlar kayboldu, okulların yerini molla medreseleri alırken sıralar yok edilip rahlelere dönüldü. Televizyonlar müzik ve eğlence yayınlarını kesip molla vaazlarına yer vermeye başladı.
O sıralarda ülkemizin en büyük dış ticaret şirketlerinden birinde koordinatörlük yaptığım için İran´a da gidip gelmekteydim. İslami Devrim´den çok kısa bir süre sonra, sırf 747 uçaklarını düşündüğümden yine İran Hava Yolları´ndan bilet almıştım. Aman Allah´ım!.. Daha gök gemisine adımımı atarken değişim sadece yüzüme değil, beynime de çarptı. Hostesler kapkara çarşafa bürünmüştü. Hoparlörlere Kur´an-ı Kerim kıraatı bağlanmıştı. Erkekler sakallı ve çoğunun başı sargılıydı.
Dev makine terminalden ayrılırken sanırım 450 kişiydik ve İranlılar hep bir ağızdan birkaç kez tekbir getirdiler. Diğer bir fark ta menüde görülüyordu. Eski, zengin ikramdan eser yoktu artık. Her ne ise, biz işimize bakacaktık ve yeni koşulların kritiği de bize değil, öncelikle İranlılara aitti.
Tahran´a yaklaşmakta olduğumuz anons edilir edilmez kadınlar yerlerinden fırlayıp uçaktaki tuvaletlere hücum ettiler. Hemen tamamı makyajlı, kuaför görmüş saçlarıyla gösterişliydi. Birkaç dakika sonra koltukların rengi değişmeye başladı. Yerine dönen her kadın siyahlara bürünmüştü. Merdivenlerden inerken rüya görüp görmediğimi sordum kendi kendime; bindiğim uçak bu olamazdı sanki…
O gezide, devlet adına alımları yapan ve mollalar tarafından yönetilen birkaç kurumla anlaşmalar yapabildim. On gün kadar kalıp dönerken uçak yolcuları artık kanıksadığım görünüşte idi. Erkeklerin başı sargılı, kadınlar tamamen örtülü…
Havalanıp ta kemer bağlama mecburiyetini aşar aşmaz aynı şey oldu. Bu kez yerinden örtülü kalkan kadınlar dönüşte ışıl ışıl, başı açık, hiper makyajlı olarak hava atıyorlardı. İslami kıyafet İran sınırlarından öteye pek geçemiyordu anlaşılan.
İran´daki değişimi ilk uçakta görmüştüm… Aradan 37 yıl geçmiş… Değişim, pek az yumuşama ile, hala o değişim.