Çekmeyen bilmez, anlatsak inanmaz… Yeni-yetmelere tuhaf gelecek ama gerçek bu; ncep telefonu yoktu. Evlerin belki binde birinde sabit telefon vardı. O da, hat arızalı değilse çalışırdı. Hat pahalıydı.Aboneler daha çok devlet daireleri, bankalar, fabrikalar ve büyük ticarethanelerdi. Konuşma maliyeti de, aklımın erdiği yıllarda 15 kuruştu. Telefonu olan esnaf 25 kuruşa konuşturarak ticaret yapardı.
İşler daha çok mektupla, çok acilse telgrafla halledilirdi. Belki de bu nedenle bakkallarda bile zarf-kağıt satışı fazlaydı. Normal posta, çıkış istasyonuna göre 3 – 5 günde, uçak posta ise 2 günde ulaşırdı.
Zamanla telefon saysı arttı. Dört rakamlı numaralar 5 rakama çıktı. Çıktı da, asıl dert o zamanlar başladı. Ahizeyi alırsın ve dakikalarca çevir sesi beklersin. Öfkenin tavan yapıp kırmaya yeltendiğin anda o incecik ses gelir. Rahat nefes alıp döner kadranı çevrirsin. O zaman tuş yok; çevresinde, her rakama parmak girecek çapta delikler olan yuvarlak kadran var. Numarayı çevirdin; önce hışırtılar duyulur. "Alooo..” beklerken o lanet ses gelir: meşgul sesi… Hadiii, yeni baştan yine çevir sesi bekle, yine çevir… Kuşkum yok, o yıllarda satılan telefonların bir kısmı da sinirle kırılanların yerine konması içindi.
Şehirler arası konuşmak cesaret isterdi. Diyelim ki Ceyhan´la, yahut Kozan´la konuşacaksınız. 03´ü arayıp kendi numaranızı verdikten sonra şehri ve aradığınız numarayı bildireceksiniz. Operatör “Normal mi?” diye sorduğunda üç cevap seçeneğiniz var: Normal, Acele, Yıldırım… Normal, duruma göre, yarım saat sonra da bağlanabilir, 5 saat sonra da. Zaman rahatsız etmiyorsa, normalle yetinebilirsiniz. Ama, diyelim ticarethaneniz var ve bir-iki saat içinde konuşmanız gerekli; o zaman “Acele” yazdıracaksınız. Bu da yetmedi, en çok yarım saat içinde ulaşmanız gerek; “Yıldırım” diyeceksiniz. Her kademede ücret bir öncekini katlıyor tabii. Bir de konuşma sürenize göre hesaplanıyor.
Evinde telefonunuz var ama başka kentte, telefonu olmayan tanıdığınızla görüşmek istiyorsunuz. O zaman operatöre “Davetiyeli” yazdıracaksınız ve bu kez numara yerine, isim-soyad-adres vereceksiniz. Karşı istasyondaki postane görevlisi adrese ulaşıp “Falan yerden davetiyeli telefonunuz var” diyerek çağıracak. Muhatabınız postaneye gidip bağlantı için ancak Allah´ın bildiği süre bekledikten sonra konuşabilirsiniz...
Şehirler arası konuşmalarda bazen hatlar birbirine girer, Kayseri´deki pastırmacı ile konuşurken Erzurum´dan seslenen olur: “Ocaklı Hamam ben dellek (Tellak) Niyazi, buyurun!” diyebilirdi.
Telefonu olmayanlar postaneye giderek karşı telefonu yazdırıp beklerdi. Bağlantı olunca görevli ismi çağırıp, mesela “Üçe gir!” komutunu verirdi. Üç, telefon kabininin numarası. Kentine göre, tek kabin, iki kabin ya da yedi-sekiz kabin olurdu postanelerde. Ücret, görüşme sonunda gişeye ödenirdi. Peşin para söz konusu olmazdı çünkü insanlar arasında insan olmayan insan pek azdı.
1980´lerde telefon sistemimiz gelişti. Numaralar önce 6 rakama, ardından 7 rakama çıktı. Kentten kente otomatik bağlantı yapılabildi. Derken ülkeler arası konuşabildik. Teknoloji durmadi, bir de baktık araba telefonları çıkmış. Bunu, seyyar telefonlar takip etti. Yani bugünkü cep telefonlarının dedesi. Hamam takunyasına benzerdi. Kocamandı ve ağırdı.
Dikkat ettim de telefon derdi bitmemiş. Her hafta yeni model çıkıyor ve meraklıları bunlardan birini alabilmek için çırpınıyor. Bugün fırın işçisinde gördüm; en aşağı 3 bin liralık telefonu vardı. Aylığı, asgari ücretten belki biraz fazlaydı…