Allah göstermesin; elimizde ne güzellik varsa, en kısa yoldan yok etmekte üstümüze yok!.. Biz ki, nice cennetleri cehenneme döndürmekte ustalaşmışız. Ustalığımızı uygulayacak bir yer söyleyin, tez zamanda hakkından gelelim.
ÖRNEK BİR: KUŞ CENNETİ
Yelkoma, Tuzla ve Ağyatan Kuş cennetlerimiz bir yana, Akyatan bir yana…
Çok değil, 20 yıl kadar öncesinde 300 dolaylarında farklı türden on milyonu aşkın kuşların sayılabildiği Akyatan Lagünü, Ornitoloji Dünyasının, yani kuş bilimcilerinin göz bebeğiydi. Manyas bile eline su dökemezdi.
Şimdi flamingo diyorlar ya, o kuşun bizdeki adı allı turna´dır. İki milyonluk nüfusu şimdilerde korkarım ki bir kaç on bin dolaylarına kadar inmiştir.
Nesli tükenmek üzere olan nice hayvan türlerinin de kalabalık grupları vardı. Lagün, yani denizle bağlantılı sığ göl, birkaç tatlı su ile de besleniyor, kıyılarındaki çok zengin doğal bitki örtüsü sayesinde sayısız cins hayvanlar hem yuva kurabiliyor, hem besleniyor hem de bitkiler arasındaki minik göletlerden tatlı su gereksinimlerini karşılıyordu.
Atık su drenaj kanalları lagüne getirildikten sonra teker ters dönmeye başladı. Hele bir de Organize Sanayi Bölgesinin elli bin çeşit zehirli kimyasal atıkları da ulaşınca, dev lagün damar tıkanıklığından enfarktüs geçirdi. Dillere destan balıkları azaldı. Direnenlerin zürriyeti kesildi, cüsseleri ufaldı.
Yetmedi… Milyonlarca kuşun gübresiyle olağanüstü verimliliğe kavuşmuş topraklarda tarım alanları yayıldıkça yayıldı. En güzel domates, en şireli karpuz buralarda yetişince, lagündeki yaşam bütünlüğünün en önemli öğelerinden bitki örtüsü de nasiplendi. Kuluçka alanları yok oldu, tatlı su göletçikleri buharlaştı…
Organize Sanayi yıllar sonra arıtma tesisi kurdu ama işletme zafiyeti var. Atık suların yeterince arıtıldığından kuşkuluyum. Laf aramızda, “kuşkuluyum” dediğime bakmayınız, eminim.
Yani, Kuş Cennetlerimizin babası şimdilerde Cehennem Durağına yaklaşıyor.
ÖRNEK İKİ: YER KÖPRÜ
Karaisalı´nın Kuzey Batısındaki doğa harikasıydı. Çakıt yatağı bir noktaya kadar gelip suyunu yer altına boşaltıyordu. Yaklaşık 125 metrelik yer altı tünelinde yıkanıp temizlenen su, harika bir mağara ağzından yer yüzüne çıkarken doğa güzellikleri listesinin tepesini zorluyordu. Aynı alandaki pırlanta parıltılı şelaleler, hayran olamama hastalarını bile anında iyileştiriyordu.
Fark ettiler… Nasıl yok ederiz diye düşünmüş olmalılar; bir diğer cennetimiz olan Belemedik vadisine set kurup suyunu dağdan aşırarak Yer Köprü´ye taşımaya karar verdiler. Birkaç doğa harikasını bağrında besleyen vadinin can alıcı yerine de HES oturttular… Gitti güzelim Yer Köprü. Enerji de lazım, lazım da; nasıl olsa çelik boru ile gelmiyor mu suyun… Güzellikler hazinesini atlayıp bir kilometre aşağıya kursaydın ya HES´ini. Dedik ya, bize ustalık doğayı tahriple derece kazanır.
ÖRNEK ÜÇ: MERKEZ PARK
Büyüklük ve bitkilendirme şekliye dünyanın sayılı parkları arasında yer tutan gencecik, hatta bebecik sayılabilecek Merkez Parkımızın orasına burasına yeni yapıların gelecek. Bir kulübe demeyiniz; bugün kulübe, yarın dükkan, öbür gün çarşı demektir. Nitekim, “Vekillik Devri” gelince Marina ve çevresi eşek kadar binalarla berbat edildi.
Evvelki gün Girne Köprüsü üzerinden geçerken fark ettim. Merkez Park´ın Güney parçası sayılabilecek Zübeyde Hanım Parkı´nda koca bir alanı perdelerle çevirmişler. Arkada, beton basan bir transmikserin teleskopik borusu gıcık verir gibi boy göstermiş.
İçim parçalandı…
Bir güzellik, bu kez de insan eli ve emeğiyle kazanılmış bir zenginlik daha ustalık kurbanı oluyordu çünkü…
Nerden mi biliyorum? Biliyorum çünkü İnönü Parkı´nın nasıl rezil edildiğini gördüm.