Seksenli yılların başında, Beyrut´taki iç savaş iyice yoğunlaşmıştı ve artık işe iyiden iyiye soyunmuş olan dış güçlerin dediği oluyordu. Bu güçlerin en başında da silah satıcıları ve karaborsacılar vardı kuşkusuz. Vebali söyleyenlerin boynuna; karaborsacıların başında, Suriye Devlet Başkanı Hafız Esat´ın Kardeşi Rifat Esat´ın olduğunu duyuyorduk.
O yıllarda yoğun bir dışilişki içindeydim. Devlet ricali ile olsun, uluslararası ticari komitelerle olsun, pek sık bir araya geliyordum.
Bir dönem, yabancılar Adana ile çok yakından ilgilenmeye başladılar. Japonlar başta olmak üzere, dünyanın her yanından iş adamlarının üçü gider, beşi gelir oldu. Öyle ki, otellerde sıkıntı olmaya başlayınca torpil rica edenlere Mersin´de yer ayırtır olduk.
Çok geçmeden anlaşıldı ilginin nedeni; adamlar, artık ümit kestikleri Beyrut´un yerini alabilecek bir başka ticari merkez arıyorlar... Öyle bir merkez ki, yeterince büyük olacak, havaalanına sahip olacak, karayolu transit imkanına sahip olacak...
Haaa, en önemlisi Ortadoğu Coğrafyası içinde yahut yakınında olacak... Sonuçta, en uygun adaylar içinde, en baş köşeye alınan memleket odu Adana...
Anlaşıldı değil mi?
Petrol parası Ortadoğuda... Ve adamlar o yıllarda öyle şımarmış ki, parayı atık su gibi sarfediyorlar... Yeni diye ne görürlerse alıyorlar. Üstüne üstlük, en karlı iş olan silah satışı da mümkün. Tabii böyle bir Pazar için yatırım yapmaya değer. Elin oğulları, ararken, tararken takılmışlar Adana´ya... Gelenlerin bir haylisi, o zamanlar üst düzey yöneticileri arasında bulunduğum kurum nedeniyle bizimle temasa geçiyor. Kimi işbirliği, kimi profesyonel kadroda çalışma teklifini koyuyor önümüze.
Gün oldu, iş ciddileşti ve yer-yurt bakmaya başladı yabancılar. Hatta ön çalışmalar için ufak çaplı şirket kuranlar bile oldu. Doğrusu, biz de yakın bir gelecekte Adana´yı Ortadoğu´nun ticaret merkezi gibi hayal etmeye başlamıştık. Fakat, olmadı... Bir süre sonra, kurulan şirketler kapatıldı, gelip gidenler azaldı ve gün oldu, tamamen kesildi.
En baş nedeni neydi biliyor musunuz?
Haberleşme...
Çünkü o yıllarda telefon da, teleks de, sıraya girip senelerce bekleyenlere şans eseri bağlanabiliyordu. Adamlar, daha ilk teşebbüslerinde haberleşemediklerini görünce vaz geçtiler...
İkinci neden de bürokrasi. Devletimiz ha bire “her şey çok kolay, yokuş aşağı su akıtmak gibi” falan dese de, daha ilk müracaatta yabancıya “Evet, öyle dedik ama mevzuatın o tarafı öyle, bu tarafı böyle. Bize mi öğreteceksiniz… Olmadı bu şimdi…” makamında mayalar dinlettiler, analarını inlettiler.
Bugün ise haberleşme sıkıntımız yok şükür; ama çok pahalı...
Elektrik fiyatı felaket denilebilecek mertebede...
Benzin için laf yok, Allah´ın izniyle daha uzun yıllar dünyanın en pahalısı bizde...
Bir de, mahkemeye düşünce nihai kararı alıncaya kadar geçecek sürenin uzunluğu... Ama bitmedi; yeni öğrendik, Türkiyede telekulakçılık alışkanlığı var diye duyup ticari sırlarının tehlikede olacağını düşünenler türemiş şimdi de...
Adana, Beyrut değil ama, hiç olmazsa çok daha aktif bir ticaret merkezi olmasına olurdu da, şu Suriye´yi kendi elimizle şey etmeseydik iyi olacaktı…