Geçenlerde kasabımızla sohbet ettik. Bir süredir kesimlik hayvan bulmakta zorluk çektiğini söyledi. Üzüldüm. Birkaç yıl içinde bolluktan darlığa nasıl gelebildiğimizi anlamaya çalıştım, beceremedim.
Daha çok yakın geçmişte sürülerle canlı hayvan, uçaklar dolusu taze et ihracatı yapıyorduk. Günümüzde hayvan kıtlığıyla karşılaşmamıza, kesimlik sığır hatta et ithal eden ülke durumuna düşmemize anlam veremiyordum. Yıldönümü arifesinde19 Mayıs 1919 ruhunu yeniden incelediğimde kavradım durumu. Bizler, 19 Mayıs sürecini 1980´lerde sona erdirdik. Atatürk ilkelerinden uzaklaştık. Devrimlerini geri plana itenlere ses çıkarmadık. Sonunda et kıtlığı ve paralelinde dehşetli fiyatlarla baş başa kaldık. Düşünebiliyor musunuz; bizdeki fiyat, kişi başına geliri bizdekinden kat-be-kat fazla olan ülkelerdekinin iki misli… Neresinden bakarsanız bakın, nedeni, 19 Mayıs Sürecini göz ardı etmemiz.
Nasılını ve niçinini Ulu Önder´in Adana konuşmalarından alıntılarla anlatalım…
Tarih: 15 Mart 1923… Yer: Adana Türk Ocağı… Gazi Paşa Adanalı gençlere hitabının bir yerinde, “Efendiler, selamet ve saadette sağlamlığı sağlamak için, daha çok seneler, ahenkli olarak, ulusça çalışmak gereklidir. Savaş alanlarında düşmanları yenenler ve zafer kazanan milletler çoktur. FAKAT GERÇEK ZAFER, GERÇEK ZAFERE HAZIRLANMAK İÇİN GEREKLİ KAYNAKLARI GÜÇLENDİRMEKLE KABİLDİR. Esefle itiraf etmeliyiz ki, memleketimiz baştan sonuna kadar hazinelerle dolu olduğu halde, biz o hazinelerin üzerinde aç kalmış insanlar gibiyiz. (…) Biliyorum ki kurulunuzu teşkil eden gençler, teoriyle uğraşan insanlar değildir. Sanatın ne olduğunu anlayan, amacın ne olduğunu anlayan, TARIMLA BİZZAT UĞRAŞAN gençlerden güvenle ancak bunlardan ciddi çalışmakla gerçek zaferimize kavuşacağız.
Paşa, ertesi gün çiftçilerle buluştu. Verilen yemekte, “Milletimiz çok derin acılar çekti. Yenilgiler gördü. Bütün bu ıstıraplardan sonra yine bu topraklarda yaşıyorsak bunun asıl kaynağı şundandır. Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıç kullanırken, diğer eliyle ve sabanıyla topraktan ayrılmadı. Milletimizin çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde bulunmayacaktık…” dedi.
Bunlar Adana´dan anekdotlar… En büyük örnek, çöl gibi yerde sıfırdan başlattığı çalışmalarla kurulan Atatürk Orman Çiftliği. Burada hayvancılığa da çok önem veriyor, ziyaretinde sığırları okşuyor, traktör başında felhan çekiyordu. Biliyorsunuz değil mi; Atatürk Orman Çiftliği artık büyük ölçüde Beştepe ya da siyasi tabiriyle “Saray” oldu.
Çiftçimiz tarlasına gerekli gübreyi beslediği hayvanlardan elde ederdi. Doğal gübreyle hem toprak kirliliği önleniyor, hem de sağlıklı, lezzetli bol ürün yetiştiriliyordu. Her tarla sahibinin birkaç ineği, öküzü vardı. Meralar peşkeş çekilmemişti ve hayvanlar çok rahat beslenebiliyor, sun´i yeme ihtiyaç duyulmuyordu. Ülkenin her yanında sığırtmaçlar, çobanlar yüzlerce büyükbaş, binlerce küçükbaş hayvanı idare edebiliyordu. Şimdi ne durumdayız; malum…
Demek ki, 19 Mayıs sadece düşmanı kovma mucizesinin değil, tarımsal ve endüstriyel kalkınmada sürekliliğin de anahtarı, rehberiydi.
19 Mayıs kutlamalarının nasıl yozlaşıp protokol toplantısı haline geldiğini gördükçe, soysuz ve hainlerin Atatürk´ten uzaklaştırma çabaları daha çok rahatsız ediyor. Atatürk´ün Adana´daki sözlerinin ne denli isabetli olduğunu ne yazık ki kasabımızın serzenişleriyle çok daha iyi, fakat derin üzüntüyle kavradım…
Bir ümit!.. Ne olur Allah´ım, bir ümit!..