Her şey ne kadar değişti!..60 sene evvel ahirete gidenlerden yüzünü geri getirsek 99´u daha ilk 90 dakikada aklını oynatır. Oynatmasın da ne yapsın? Bıraktığı yeşil,ferah, gürültüsüz, temiz havalı, apartmansız, seyrek trafikli, atlı-eşekli ve develi Adana´dan eser yok. Kabaca saydıklarımdan ibaret değil tabii değişenler. Davranışlar değişti, içtenlikli komşuluk kayboldu, herşeyin satın alınabildiği seyyar tablacılardan ne ses var, ne nefes…
Evlenme basamakları da alt üst oldu… Eskiden Kız İsteme, Söz Kesimi (“Tatlısını yemek, Fatihasını okumak” da denirdi), Nişan (Şerbet de tabir edilirdi), Nikah, Kına, Kadınlara Düğün, Erkek Düğünü, Hamam şeklinde gelişirdi. Bugün, kadınlara düğünü yazmaya çalışacağım.
Hep derim; zamanımızda avlusu olmayan tek bir ev bulamazdınız Adana´da. Düğünler de, hısım-akrabadan avlusu en büyük olanın evinde yapılırdı. Zaten emmi-hala-nene çoklukla aynı sokakta oturduklarından düğün evine yakın olurdu. Katılımcılar sadece kadınlar ve genç kızlardı. Evlenme çağına yaklaşmışından tutun, evde kalmışına kadar ne “ev kızları” için görücüye gözükme fırsatı olurdu bu düğünler.
Düğün dediğin kambersiz de olmaz, çalgısız da. Köylük yerde davul zurnayla halledilirken şehirde “çalgıcı” dediğimiz saz ekipleri çağrılırdı. Sanırım her semtin kendi çalgıcıları olurdu. Çalgıları, alafranga söyleyelim, enstrümanları; cümbüş, keman, deblek (darbuka), ve kırnatadan (klarnet) ibaretti. Takımda bir de parsacı çocuk olurdu ki, para yapıştırıldığında kadınlar arasına girip toplayabilsin.
Saz takımı ile düğün alanı, çalgıcılar kadınları görmesin diye, kendire gerilmiş savanlarla ayrılırdı. Kiralanmış tahta sandalyalar aşırı makyajlı, parlak elbiseli konuklarla dolarken müzik başlardı. Ekiptekiler “hem çalar hem söyler” olduklarından moda parçaları da icra ederlerdi. En çok “Hey deveci, çek develeri yokuşa ammaaan…” ile “Ah bıçak, karabıçak/Babam dükkan açacak/Evlenmeyin bekarlar/Naylon kızlar çıkacak” istenirdi. Bir eyyam da “Şişeleeer, lingo-lingo şişeler” moda olmuştu. Bu oynak parçalar, önce nazlanan ardından fıkır-fıkır, şıkır-şıkır döktüren kadınları mest ederek bu dünyadan alıp götürürdü sanki. Gerdan kırarken, omuz-göğüs titretirken, peştamal bağlayıp göbek atarken adeta yarışırlardı. Yalnız, bekar kızların ağır başlı, uslu-edepli oturup bir-iki kez zerafetle dönmeleri yeterli olmalıydı. Aksi takdirde adarı “Hoppa”ya çıkar, maazallah kısmetleri kapanırdı.
Neden sonra, birkaç kez Adana Çiftetellisi ile Arabi Çiftetelli ve Mevlana istenilir ve her defasında uzun uzun çalınırdı. Çünkü bu parçalar parsa getirirdi çalgıcılara. Öyle olunca da katılımcılar yorgun düşüp otururlar ve işte o zaman, aileden yahut mahalleden ağzı laf yapan, yol yordam bilen orta yaşı yakalamış kadın sandalyaya çıkar, kırgımı başlatırdı. Kırgım, yakınlardan altın takılarla açıldıktan sonra havan, bardak, tabak, kahve değirmeni, tencere g ibi eşyalarla devam eder, bol miktarda para ile sürerdi. Kırgım yöneticisi her defasında armağanı ve armağan edeni yüksek sesle bildirirdi: “Gelinin dayısından Adana burmasıııı, darısı evlatlarına olsun!” gibi. Kırgımdan önce miydi, sonra mıydı, unuttum; düğün şekeri dedikleri katı şeker kırılıp dağıtılırdı. Şeker parçalarına en çok ergen kızlar teşneydi; bir parçacığını yediği takdirde “darısı bulaşır”, Allah´ın izniyle görücüleri gelirdi.
Nasıl duyarlar, nasıl öğrenirlerdi hala hayret ederim, düğün olan evin önünde çocuklara özgü ürün satan tablacılar dolardı. Kadınlar da çocuğun üst üste para isteğini – sadece düğünlerde – red etmezlerdi.
Düğüne katılan bekar kızlar o gece ne hayallar ederdi, Allah bilir.