Çoğumuz Adana´da bir bedesten ve kapalı çarşı külliyesinin taşıdığı değeri fark etmiş bile değiliz galiba. 1550´li yıllara dayanan bu tarih ve ticaret abideleri, bu mükemmel kültür mirasları, çevrelerindeki diğer nice tarihi eserlerle birlikte, her gün biraz daha nitelik kaybediyor.
Nur içinde yatsın, Adana´ya hayli hizmeti geçmiş ünlü Belediye Başkanlarımızdan Turhan Cemal Beriker, bu binaları kaplayan tonozu yani yarım daire kesitli taş örtüyü, “Çok aşınmışlar, tehlike yaratıyorlar. İnsanların başına düşüp öldürmesin” diyerek yıktırmış. O zamanki değer yargılarına göre, hiç kimse bu işlemin ne kadar büyük bir hata olduğunu fark etmemiş bile. Allah bilir ya, çoğu insan, “Allah başkandan razı olsun. Belki de taş bizim başımıza düşerdi” diye düşünen çok olmuştur.
Aradan zaman geçtikçe, maserecilerin (yağlı tohum sıkanlar), keçecilerin, bakırcıların, naccarların (eşya yapan marangozlar) ve aktarların hükmü azala azala hiç noktalarına yaklaşırken, buralara Kazancılar Çarşısı demek daha uygun düşmüş ama, esnaf ağırlığı da kebap işine yerleşip kalmış adeta.
Böyle kalsa bir şey diyeceğimiz yok. Yine zaman içinde, ihtiyaç ihtiyacı kovalayınca, briket, tuğla dememişler, ne rast geldiyse, bir kat, hatta bir kat daha çıkıvermişler ki, işte Bedesteni asıl öldüren bu olmuş. Neys ki, bir süre evvel caddeye bakan kısmı şu veya bu şekilde düzenlendi. Akat ne hikmetse arka tarafı kaldı. Bunun en büyük mahzuru, düzeltilen tarafların yeniden bozulması.
Bedesten ve Kapalı Çarşı´nın hemen yakınındaki Ulucami ile külliyesinı Vakıflar onarttı. Yine Ramazanoğlu´na dayanan ve bir zamanların asayişinden sorumlu görevlilerine, sonra çırak yetiştirme okuluna ve nihayet sanat mektebine dönüşüp bize ilkokul suratım gösteren İnkılap İlköğretim Okulu, eski özelliği hırpalanmadan yenilendi. Çarşı Hamamı zaten restorasyonlu ve çalışıyor. Paşa Konağı şimdilik yerinde. Kız Lisesi ile Ulus Parkı çok şükür kurtarıldı. Taşköprü de, çala çala bir havaya dönecek. Demek ki Bedesten tarafında yapılacak restorasyonla, bir anda bir Eski Adana Çekirdeği elde edilir ki, buralara ekonomik faaliyet her zaman uygun geleceğinden, yeni bir ivme ile halka halka gelişir. Sarıyakup, bünyesinde barındırdığı onca şirin mescit ve sayısız eski yapılarla, ufak bir destek verilirse, Eski Adana bir anda canlanıp ortaya çıkar.
Şayet bu kültür mirası bizde olmasaydı, yani Adana´da değil de, Bursa´da, Mardin´de, Tarsus´ta, Kayseri´de, Muğla´da, velhasıl, yurtiçi veya yurtdışında az biraz gösterişli herhangi bir kentinde olsa idi, şimdiye çoktaaan adam edilmiş, turistlerin göz bebeği alanlar haline gelmiş olurdu.
Ne yazık ki, bizim sivil toplum kuruluşları, gözlerini hep kent dışına dikerek turizmi konuştular. Halbuki kent ortasında koskocaman tarih hazinelerini kucaklayan Tepebağ var. Dar alanda da olsa arkeolojik kazılar başladı. Geçenlerde Doktor Fatma Şahin´den sevindirici bilgiler aldık. 15 metreye kadar inmesi planlanan kazı şimdilik 5 metrede ve 3400 yıllık geçmişimize ışık tutuyor. Demek ki kazı derinleştikçe Allah bilir kaç bin yıl gerilere ulaşacağız.
Tepebağın nehir tarafı restorasyon gördü ve hayli gösterişli hal aldı. İçerisine de himmet edilse, bedesten ve Kapalıçarşı ile birlikte Adana´ya doyum olmayacak. Bu dediğimiz zaman alabilir ama bedesten bile zevahiri kurtarabilir.
Şimdi bir de hanımefendi bakanımız var. Olmayacak şey istemedik…