Çocuk dört yaşında, beş, belki 10 yaşında… Babasının bir gün eve döneceğine dair sarsılmış da olsa ümit taşıyor… Çünkü babanın şehit olduğunu akşamdan bu yana biliyor. Bir cephesinde büyük bayrak bulunan evden yine al bayrakla örtülü tabut çıktıktan az sonra yüzlerce, binlerce ağızdan çıkan sözler semadan yankılanıyor: “Şehitler ölmez, Vatan bölünmez!..” Haksız mı çocuk şimdi; baba şehit olduğuna göre ölmemiştir ve bilinmeyen bir süre sonunda eve dönecektir. Çocuk diyorum ama bu ifadeyi “çocuklar” şeklinde de düşünebilirsiniz doğal olarak…
Tabii ki her şehit haberi düşünebilen her vatandaşın yüreğini yakar… Benim yüreğim, çoluk çocuk sahibiyken, hatta daha eşi hamileyken can verenleri duyunca yanmakla kalmıyor, yırtılıyor, parçalanıyor. İnancımıza göre şehidin gideceği yer “Cennet”; tamam, kabul… Peki ya baba özlemi çeken ve hele hele “ölmediğine göre” bir gün geri geleceğini ümit eden yetimler için ne diyebiliriz? Nedenini pek kavrayamadığı ağıtlar, gidip gelmeler, başsağlığı dilemeler soğuduktan sonra varıp annesine, “Babam ölmemiş anne… Ne zaman dönecek?” diye sorduğunda anne ne cevap verir, bunu düşündükçe kahroluyorum… Bir de, delikanlılığa yaklaşmış olanların “Babam ölmediyse, neden gömdüler” sorusuna kendi kendine cevap bulmaya çalışacağı aklıma gelmez mi, işte o zaman göz yaşım benzin olup içime akıyor ve yüreğimdeki yangın harlanıyor…
HELİKOPTER TELE
NEDEN TAKILIR Kİ?
Son olaydan hemen sonra helikopterin yüksek gerilim hattına takılarak düştüğü açıklandı. Zaten olay yerinden sıcağı sıcağına gelen görüntülerde kopmuş tel de gözüküyor. Yani, ilk etapta belirtilen neden yüksek gerilim hattı… Önümüzdeki günlerde bu konuyla ilgili açıklama yapılacaktır elbette.
Belleğim yanıltmıyorsa, on yıl, belki daha fazla bir süre önce uçuş düzeyinde her hangi bir engel varsa önceden uyaran bir sistemin helikopterlere takılacağı ve bunun için ihale açıldığı yahut açılacağını duymuştum. İhale açılmış, açılmamış şöyle dursun; demek ki teknoloji böyle bir olanağı sunabiliyor. Şimdi, iki soru çıkıyor ortaya:
SORU BİR: Böyle bir teknik olanak vardı da helikoptere takılmadı mı?
SORU İKİ : Takıldı ise, acaba kazayı ortaya koyan bir başka neden mi var? Öyle ya; şehit paşamızın, görev bölgesinde çok sevildiği, sayıldığı söyleniyor. Yanında da rütbeli subaylar var… Şu anda belirlenmemiş kasıt, sabotaj – adı her neyse – gibi insafsızlık söz konusu olamaz mı?
DUYGULARIMDA
YOĞUNLUK VAR
Var, çünkü ben de şehit torunuyum… Dedem İstiklal Savaşında can vermiş. Çok küçük yaşta yetim kalan babamın, amcamın ve halalarımın hangi sıkıntılara göğüs gererek büyüdüklerini ara-sıra anlattıklarıyla öğrenmiştim. Amcam 11 yaşındayken ünlü kunduracı Artin Usta´ya, babam da 7 yaşında ve medreseye giderken şu anda adını anımsayamadığım marangoza çırak olmuş. Cumhuriyet İdaresinin “mektebi” babamı dördüncü sınıfa kabul ettiğinde biraz daha vakti olmuş. Bağ işlerinde babaannem ve halalarıma yardım etmiş. İneği yemlemiş, sulamış. Kısacası, çok çile çekmiş babaannem ve yetimleri.
Babasız büyümüş biri olarak üzerimize titrer, konu-komşu ve akrabaları kızdıracak derecede pahalı kumaşlar alıp Adana´nın en tanınmış ustası Terzi Naci´ye emanet ederdi. Delikanlılığa yaklaştığım yıllardan itibaren ne kadar param olduğunu sorar ve her defasında da “Oğlum sen ne biçim gençsin, neden verdiğim parayı harcamıyorsun? Her defasında param var diyorsun” diyerek paylardı. Çünkü o, şehit çocuğu olarak herhalde duygularının altında ezilerek, belki de varsılları imrenerek büyümüştü… Bana ve kardeşlerime karşı aşırı cömertliği de, eminim, yaşayamadıklarını bize yaşatmak hevesiydi.