
Eskiler “İktisadi Mahfiller” derdi. Son yıllarda “Ekonomik Çevreler” olarak değişti. Mahfil nerededir, çevre nerede oluşur, bilemiyorum. Fakat her iki söylemin ortak fikri şu: “İstanbul hapşırırsa, Türkiye hasta olur”.
İstanbul hapşırma dönemini aşmış, öksürüğe başlamış… Allah memleketi korusun…
Huyum olmamakla beraber alışveriş merkezlerine özellikle gittim. Geçtiğimiz yıl çeyreğine kadar adım atmanın bile zor olduğu AVM´ler bu günlerde “fin-fin” ötüyor. Mağazalar bom boş; bırakınız müşteriyi, avlanacak sinek bile girmiyor… Önceleri panayır meydanı gibi şenlikli olan yemek katlarına sadece AVM çalışanları uğruyor sanki. Tenha mı tenha…
Evvel evvelden Beyoğlu İstiklal Caddesi´nin kalabalığı ünlüdür. En pırıltlı vitrinleriyle, en cıvıltılı müşterileriyle köklü ve özgün havası olan caddeyi 1964´ten beri bilirim. İlk kez bu gelişimde kapalı sayısız dükkanla karşılaşınca ürktüm. Kilitlere bağlanmış sıra sıra darabaları gösteren fotoğrafı çekerken içim titredi. Sütunuma aldım, bakalım siz ne düşüneceksiniz.
Ülkedeki ekonomik hareketlerinin yüzde 40´ını kontrol eden İstanbul´un hapşırıktan öksürüğe geçtiğini gösteren işaretler bu kadarcık değil maalesef. İşsizlikten kaynaklanan asayiş sorunlarının artışı her yerde konuşuluyor. Çaresiz gencecik nice kadınların ne yazık ki bataklığa yöneldiğini anlatanlar bilerek mi konuşuyor, yoksa fotoğrafa bakıp böyle mi okuyor, çıkaramadım.
Atatürk hayranı torunum Ege Tibet, Ulu Önder sevdiği için kuru fasulyacıdır. dışarıda sık sık kuru fasulya yeriz. Televizyondan aklımda kalmış, Süleymaniye Camii´nin karşısındaki lokantaları teftiş ettik birlikte. Fasulya, pilav, salata, turşu ve ayran; beş kalem ürün, hesap: 10 Lira. Eskiden masa boşalsın diye kuyrukların oluştuğu yerde sadece üç masada toplam 5 kişi vardı.
Her gün en az 4 kez kullandığım metrolardaki yolcular dikkatimi çekti; daha üç saat önce yakınını toprağa vermişler gibi bezgin, üzgün duruyorlar. Gençler bile “tıp” oynarcasına sessiz, hareketsiz. Yollardaki durum da aynı. İlaç için olsun, gülümseyen iki surata rast gelmez mi insan yahu!..
Turistsiz İstanbul ibiksiz horoz gibi duruyor. Turist olmayınca, ünlü Kapalıçarşı iyice mahzunlaşmış. Çay içmeye oturdum; garsona göre, yüzyıllardan bu yana çarşıda ilk kez kepenkler kapanmış, “Böyle giderse çok dükkan kapanır. Esnaf yıllardır hizmet eden adamlarını çıkarmak zorunda kaldı. Allah sonumuzu hayra çıkarsın” derken sesindeki burukluk dikkat çekiciydi.
Çarşıların tek ümidi Suriyeliler. Adam başı belli bir gelire sahipler ve ayrıca ucuz da olsa işgücünü paraya çevirebiliyorlar. Her yanda Arapça levhaların olması bu anlattıklarımın kanıtı.
Haber bültenlerinden çıkan sonuca göre Devlet olup-bitenin farkında ve çeşitli önlemlerle soruna çare bulmaya çalışıyor. Bulunur inşallah. Görüp işittiklerime dayalı kişisel kanımdır: İstanbul hapşırığı geçip öksürüğe başlamış… Allah Memleketi korusun.