Koskoca İstanbul kayıp olur mu?
Vallahi de olmuş, billahi de olmuş. Bir-iki kilometrelik mesafeyi bile en az yarım saate uzatan yol kalabalığından yorulan gözünüzü
etrafa çevirince İstanbul´u bulamazsınız. Gökdelen kanseri her tarafı sarmış. Ne o güzelim boğaz yamaçları, ne Kanlıca, ne Beykoz, ne Nişantaşı, ne Göztepe, ne Levent, ne Şişli… Hepsi bir yana,İstanbul´u İstanbul yapan büyülü kubbeler tamamen kayıp. Tarihi binalar iyice sinmiş, ortalama kırk-elli katlı canavarların gölgesinde ezik-büzük duruyor.
1963´ten beri İstanbul´u tanırım. Son on yıldaaki İmar Felaketi gibisine daha önce hiç rastlamamıştım. Allah muhafaza buyursun, depremde toplantı yeri olarak tescil edilmiş sayısız alanlara bile o canavarlar gelip oturmuş. Oturmuş sözü yanlış oldu, o kadar yüksek ki, desek desek “dinelmiş” diyebiliriz.
Binalarla İstanbul´un yok edilmesi felaketin görünen yüzü…
Bir de pek fark edilmeyen tarafı var ki, çaresi de yok, devası da…
Şöyle…
Birbirine nisbet yapar gibi bulutlarla halvete girmiş binaların her katında en azından yüz nüfus var. Yani, gökdelen başına 6000 kişi falan. Bunların en az yarısı araba sahibi. Geriye kalanı da otobüs, taksi, metro kullandığına göre, şimdi anladınız mı İstanbul trafiğinin insanı neden çıldırttığını? Gökdelen bir değil, beş değil, elli değil; say say bitmiyor. Kilometrekareye kallavi bir Anadolu kasabasının nüfusu, belki de fazlası düşer… Ne demek istediğimi anlatabilmek için 4.Levent´ten çektiğim fotoğrafı sunuyorum.
İşin daha da acı tarafı, yeni bina inşaatı da çılgınca devam ediyor. Hiç de abartmıyorum, dar alanda bu kadar çok insan olunca, mevcut yollar bu araç trafiğini çekemez. Zaten daha şimdiden çekemiyor. Araç trafiği ile kalsa iyi. Televizyonlarda rastlıyoruz “15 dakikalık yağmur felç etti” babında haberlere. Tabii ki hem yol, hem elektrik, hem kanalizasyon hem de kaldırımlar bu ağırlığı kaldıramaz.
Dikkat ederseniz, Şaire “Nice revnaklı şehirler görülür dünyada/Lakin efsunlu güzellikleri sensin yaratan” beytini söyleten o dünyalar incisi İstanbul´un tamamen yitirilmiş olmasına değinemedim bile.
İstanbul elden gitti…
Allah Adana´yı korusun. Lafın gelişi demiyorum bunu.
Endişeliyim. Çünkü bizde de ha bire imar değişiklikleri yapılmakta ve daha çok ta yoğunluk artışına yol verilmekte. Bu gidişle, İstanbul´da yaşanan felaket Adana´ya daha fena yapışacak.
Adana göz göre göre yüksek yoğunluk kanserine teslim edilirse, çok ayıp olacak çok… İleride ona, buna lanet okumak ya da ağızlar dolusu sövmek kimseye bir şey kazandırmaz ki, bu da ayrı bir dert. Adana´ya ayıp olmasın bari.