Saygıdeğer okurlarımın alıştığı yazılardan biri olmayacak bugünkü.
İstanbul´daki korkunç katliam ve öncesindeki cinayetler, sabotajlar, tehditler, ihbarlar her türlü tahammülün hayli ötesine geçti. Yanı sıra Suriye´deki olayların odağına girmiş olmamız da çok yönlü endişelere derinlik kazandırdı. Kötümser tarafım zayıf olmasına karşın bu barbarca hareketlerin 2017´ye girilmesiyle şıp diye kesilmeyeceğine inanmıştım inanmasına ama bunu kendime bile söyleyemiyordum. Yeni yıl ümitti ve dikkat ettim de, kutlamaların çok önemli bir kısmı “terörün bitmesi” dileğini içeriyordu… fakat bu dilekler gönül rahatlığı ile miyapılmıştı, emin değilim.
Yaşım 70´i devirdi. 71´in yolundayım. İkinci Cumhurbaşkanımız ve sonrakilerin devrini biliyorum. İsmet Paşa, Celal Bayar, Cevdet Sunay, Turgut Özal, Süleyman Demirel ve Tayyip Erdoğan´ı yakından gördüm. Özal ve Demirel´le sohbet şansım oldu. Diyebilirim ki, geçtiğimiz üç-beş yıldakiler kadar endişe verici hiçbir dönemi hatırlamıyorum.
PKK Terörürünün sıfıra yaklaştığı uzun sayılabilecek süreden sonra Çırağan Sarayındaki Barış Deklarasyonundan hemen sonra ve bir anda bütün ümit ve beklentilerin berhava olmasını hala tam olarak anlayabilmiş değilim.
Fetullah denilen vicdan yoksununu sümüklüye Devletin her kademesine girebilme imkanının nasıl verildiğini ve askeri kanattan olsun, laik kesimden olsun yapılan onca uyarıya karşın “Muhterem Fetullah Hoca Efendi” ile başlayan söylemlere devam edilmesini de hala tam olarak anlayabilmiş değilim.
IŞİD´le ilgili çok yönlü iddialar yapılıyor, hatta kentlerde market-mağaza çalıştırdıkları gibi iddialar ve işaretlerden bahsediliyordu. İlaveten, IŞİD´e tutucu kesimden ve bu arada Avrupa´daki “gençlerimizden de katılımlar olduğu” gibi söylentiler ağırlık kazanmıştı. Ardından IŞİD´in aktif cinayetleri dile getirildiğinde dönemin Başbakanı Sayın Davutoğlu´nun “Bunlar terörist değil, sadece öfkeli birkaç genç” diyebilmiş olmasını hala tam olarak anlayabilmiş değilim.
Suriye´deki iç kargaşa üzerine sınırı adeta ortadan kaldırarak kucak açmamızı belki anlayabilirim ancak gelenler arasında yüzde değil, binde değil, on binde bir terörist olma ihtimalinin yeterince ciddiye alınmamış olmasını hala tam olarak anlayabilmiş değilim.
Yine “Suriye” diyeceğim…
İç işlerine bu kadar fazla bulaşmamızı da kavrayamadım. Dünya´nın en güzel camileri bizdeyken Emevi Camii´nde namaz kılma hevesinde de zemin görmedim; kaldı ki, bahsedilen camiyi görmüş biriyim. Bana göre, Özgür Suriye Ordusu kendi devletine isyan eden güruhla oluşturulmuş. Yani devletine isyan edenlerin ordusu. Biz bunlara neden destek verdik, “Kardeşimiz” Esad´ı bir anda neden “Katil” Esed olarak ilan ettik, hala tam olarak anlayabilmiş değilim…
Muhakkak ki bizim mütevazı aklımız bazı şeyleri anlamaya yeterli olmayabilir. Ancak tavan yapan ve – ne yazık ki – sanki yakın zamanda endişe yoğunluğunu azaltacak gibi görünmeyen terörü görebiliyoruz. Kuşkusuz, Devletimiz halen tekgüven kaynağımız.
Endişem, ülkemizin geleceği kadar, çocuklarımız ve torunlarımız için…
“Mutlu” şehit ailelerine yeni mutlu ailelerin katılmasına yüreğim artık dayanmıyor. Televizyonlarda hemen her gün ilk haber olarak ay yıldızlı bayrağımıza sarılı tabut gördükçe içimdeki gerginlik ve endişe volkanları püskürtmeye başlıyor, yanıyorum.
İşte, bu ve buna benzer nedenler, ayrıca söylemeye cesaret edemediğim bazı düşüncelerimden dolayı bugünkü yazım, alıştırdığım kanalın dışına çıktı.
Allah yardımcımız olsun…